JoomlaLock.com All4Share.net

“VE ONA BÜYÜK BİR KURBANI FİDYE OLARAK VERDİK” (Saffat 107)

Ve Ona Büyük Bir Kurbanı Fidye Olarak Verdik

''Ve Ona Büyük Bir Kurbanı Fidye Olarak Verdik'' - Tamer Doymuş

Sayı : 117 - Eylül 2017

 

''Ve Ona Büyük Bir Kurbanı Fidye Olarak Verdik

 

“(Rasulüm) Biz Sana kevseri verdik. Onun için Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz Sana hınç besleyendir.” (Kevser 1-3)

“Biz, her ümmete (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. Şimdi, İlâhınız, bir tek İlah’tır. Öyle ise, O’na teslim olun. O ihlâslı ve mütevazı insanları müjdele!” (Hac 34)

Kurban, muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı ibadet maksadıyla usulüne uygun olarak kesme. Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen kurban, Allah’a yaklaşmayı Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah’a teslimiyeti ve şükrü ifade eder. Yukarıda Hac suresindeki ayette geçen “mensek” kelimesi ibadet ve Allah’a yaklaştıran ameller anlamına gelmektedir.

Ihbat; korkmak, tevazu göstermek demektir. “muhbitin” mütevazı itaatli, Allah korkusu ile vasıflı, temiz inançlı olan şahıslar manasına gelmektedir.

Cenabı Hak ayeti kerimede ibadet ve itaatte bulunan kulların vasıflarını bildirerek kendilerini müjdeliyor. Kurbanların dini alametlerden olup ne şekilde kesileceklerini ve onlardan nasıl istifade edileceğini ve Allah’ın rızasını kazanmaktan ve ilâhi ihsana karşı şükür manasında olduğu ifade edilmektedir.

“Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) ‘Andolsun seni öldüreceğim!’ dedi. Diğeri de ‘Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder!’ dedi.” (Maide 27)

Bir hadisi şerifte: “Muhakkak sadaka, isteyenin eline ulaşmazdan önce Rahmanın eline ulaşır.” 

Bu hadisin anlamı şöyle izah edilmiştir: Muhakkak ki Allah Teala amelinde ihlâslı davrananın amelini kabul buyurur. İbadetleri anlamlı kılan şey şüphesiz ki niyettir. Zahiren belki fiiller vücubiyeti düşürse de ibadetin kendisinden beklenilen amaç gerçekleşmez. Misal, amellere riya karışırsa o amelin hakikatinden mahrum kalınır. O amelin neticesinde beklenen şey geçekleşmez.

“Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. Size verdiği hidayetten dolayı Allah’ı büyük tanımanız içindir ki O, hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. Güzel davrananları müjdele!” (Hac 37)

Hace Hazretleri (ksa) Mefâtihu’l-Ünsiyye fî Enfâsi’l-Kudsiyye (Kudsî Nefeslerle Yakınlık Anahtarları) isimli eserinde kurbanla ilgili bölümde şöyle buyuruyorlar:Cenabı Hak: “Bunların ne kanı ne de eti Bana ulaşır.” buyuruyor. Burada Allah’a ulaşacak olan şey sizin takvanızdır. İbadet olan yönü aslında budur. O takva nasıl elde edilir? Malum bütün semavî dinlerin üç temel esası var: Tevhid, risalet ve ahiret. Bütün dinler, sacayağı gibi bu üç temel esas üzerine oturtulmuştur. Kurban kesmek de tevhidle alakalıdır. Tevhidi tamamlayıcı bir unsurdur. İnsan bununla dinini tamamlar. Yani dinini kemale erdirir. Bunu bugün de görüyorsunuz. İnsan kalbi Allah’tan uzaklaştıkça, Allah’tan gafil oldukça değişik şeylere yönelmekte ve yöneldiği şeyleri yönelişine göre bazen kutsamakta. Ona uluhiyet isnat edebilmekte. Bu şahıs olabiliyor, kurum olabiliyor, eşya olabiliyor... Tarihte de bu vardı. İnsanlar belli sebeplerden dolayı bazı hayvanları mukaddes saymışlardır. İsrailoğulları boğayı mübarek-mukaddes saymışlardır, Bakara Suresi bunun için nazil olmuştur. Samiri âdetinin temeli de buraya dayanır. İşte bu sebepten Cenabı Hak onlara bir boğa kesmelerini emredince ihtilafa düştüler. Kesmek istemedikleri için, kesmeden imtina ettikleri için ihtilafa düştüler. ‘Mukaddes olduğu için kesilmez.’ dediler. Şimdi Hindistan’da bir Hindu’ya inek kestirebilir misiniz? İmtina ettiler, sarı mı olsun, kırmızı mı olsun, alaca mı? Boynuzlu mu olsun, boynuzsuz mu? Bunlar birer kaçış yollarıydı. İsrailoğulları kendi putlarına dokunmak istemedikçe adeta Cenabı Hak ısrarla üzerinde durdu: “Kesin!” Ve neticede hayvanı kestiler.

Müslümanlara da bu sebepten dolayı kurban emredildi. Allah Teala: “Biz, her ümmete (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık.” (Hac 34) buyuruyor. Peki, niçin emredildi? Gönlünüzdeki şirki kesin. Allah’tan başka tapındıklarınızı, mukaddes saydıklarınızı, yöneldiklerinizi kesin. Yani onlarla ilişkiyi/alakayı kesin. Allah’ı dinleyin, tevhide dönün... Kurbanın asıl amacı bu. İşte takvaya ulaştıran yönü burası. Allah’tan korkmayı, Allah’ı kâmil olarak tanımayı getiriyor. Bugün belki biz ineğe/öküze tapmıyoruz ama paraya tapıyoruz, dünyaya tapıyoruz, kariyere tapıyoruz… Biz de Samiriler gibi kendimize göre kültürümüze, yaşam tarzımıza göre altın buzağılar üretip tapınıyoruz. Kurbana verdiğimiz para ile adeta bu duygulardan arınıyoruz, bu duygulardan temizleniyoruz. Kurban bunun için kesiliyor. Fakire/komşuya et vermek, bunlar tali illetler. Kan akıtmak aslî sebepten değil. Aslî sebep: Sen içindeki zehrini akıt. Kalbinde biriktirdiğin masiva zehrini akıt… Çünkü mal, para senin kanın, canın gibi. Onları öyle benimsemişsin. Kalbinden bunları çıkar. Kurbandaki gaye bu… Bununla insan dinin temel esaslarından biri olan tevhide erişmiş, tevhidi ta- mamlamış oluyor. Bu ise çok yüce, çok ulvî bir maksat.

Bugün bu iki şey rahatsızlık veriyor. Müslümanların asıl olarak üzerinde durması gereken nokta ve bugünkü mücadelenin temeli bu olmalı: Tevhid mücadelesi… Kurbandaki gaye de tevhidi açığa çıkartmak, tevhidi kemale erdirmektir. Toplumun altın buzağılarının kesilmesidir. Buna gücü olan, imkânı olan her mümin ısrarcı olmalıdır.

Bir işi ‘Allah için yapıyoruz, Allah için yapmak lazım!’ derken o işi ciddi olarak Allah ile irtibatlandırmak lazım. Bu da sebebini bilerek olur. Bizim hadiselerimizin yerine ulaşmamasının nedeni bu, ortada kalıyor. Meselelerimizi Allah’la irtibatlandıramıyoruz. Belki sözlü olarak bunu ifade etmeye çalışıyoruz ama bilinçli olamıyoruz. Bu da meselelerden istenilen verimi getirmiyor. Takvaya eriştirecek sebep, kurbanın isteniliş sebebi bu. Hutbelerimizde, vaazlarımızda, sohbetlerimizde önce bu gayeyi teslim edelim, tespit edelim ki anlaşılsın.

Bu kargaşada tevhidimize de bir şeyler karışabiliyor. Ve müslümanlar Allah’tan gayri şeyleri kutsallaştırabiliyorlar. Onların etkisi, tesiri altına girebiliyorlar. Kurbanla bunların kesilmesi isteniyor. Allah’tan gayri, O’nun Zatî muhabbetinin dışında her neyin etkisindeysek o etkilerden sıyrılmamız isteniyor. Ulaşacağımız takva bu… Allah’ın bizden istediği de bu…” Diğer ayeti kerimelerde mealen şöyle buyruluyor:

“İşte kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse bu Rabbinin yanında kendisi için daha hayırlıdır. (Kur’an’da haram oldukları) okunanlar dışındaki hayvanlar sizlere helâl kılınmıştır. Artık o murdar putlardan kaçının. Yalan sözden de kaçının.”

“Allah’ın muvahhidleri olun. O’na ortak koşanlardan olmayın. Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o gökten düşüp kendisini kuşlar kapmış veya rüzgâr kendisini ıssız bir yere sürüklemiş olduğu (kimse) gibidir.” 

“İşte kim Allah’ın mukaddes kıldığı esaslara saygı gösterirse şüphesiz ki bu kalplerdeki takvadandır.” 

“Bunlardan (kurbanlıklarda) belirli bir müddete kadar sizin için menfaatler vardır. Sonra varacakları yer Beyt-i Atik (Kabe civarı) dır.” (Hac 30-33)

“Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler; namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.” (Hac 35)

İhlâslı kulların bazı vasıfları tefsirde şöyle ifade edilmiştir:

-Allah anıldığı zaman korku ve huşu duymaları: “Onlar Allah anılınca kalpleri titreyen kimselerdir.” Yani Allah’ın adı anıldığı zaman bundan kalpleri ürperir.

-Musibetlere karşı sabırlı olmaları: “Uğradıkları musibetlere sabrederler.” Yani Allah Teala’ya itaat hususunda elem ve meşakkatlere tahammül ederler.

-Namazı dosdoğru kılmaları: “Onlar namazı dosdoğru kılanlardır.” Namazlarını vakitlerinde, Allah Teala’ya huşu ile birlikte, erkânları ve şartları tam olarak eda ederler.

-Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden Allah yolunda harcamaları: Onlar Allah’ın kendilerine verdiği helâl rızkın bir kısmını ailelerine, yakınlarına, fakirlere ve muhtaçlara infak ederler. Allah Teala’nın koyduğu sınırları muhafaza ederek yaratılmışlara güzellikle muamele ederler

Kurbanda şüphesiz ki akla ilk gelen Hz. İbrahim (as) kıssasıdır. Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in (as) kıssası Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince, ‘Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün; ne dersin?’ dedi. O da cevaben: ‘Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun!’ dedi.

Her ikisi de teslim olup, İbrahim onu alnı üzerine yatırınca, ‘Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz muhlisleri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.’ dedik.” (Saffat 102-106)

Bu mübarek kıssa birçok dersler içermektedir. Bu hususlar tefsirlerde geniş olarak izah edilmiştir: Hz. İbrahim (as) oğluna alıştığında ve Hz. İsmail (as) çocukluktan kurtulup da onunla birlikte koşma çağına eriştiğinde ve yaşantısında ona eşlik edebilecek çağa geldiğinde Hz. İbrahim’e (as) rüyada verdiği söz hatırlatılıyor ve Hz. İbrahim büyük bir iç huzuru ve teslimiyetle emri yerine getirmenin gayreti içinde oluyor. Çünkü isteyen Mevla. Mevla’nın istediği baş ve göz üstüne. Önemli olan Rabbin isteğinin gerçekleşmesidir. Hem Hz. İbrahim hem de Hz. İsmail bu emri tam bir itaat ve teslimiyet içinde yerine getirmekte olduklarını ayeti kerimeden öğreniyoruz: İsmail (as) şöyle diyor: “…Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun…” (Saffat 102)

Hz. İsmail (as) emri sadece itaat ve teslimiyetle kabullenmekle kalmıyor, fakat bunun yanında hoşnutluk ve kesin bir inançla karşılıyor. Bu teslimiyet içinde ayrıca terbiye ve edebi de öğreniyoruz. Muhakkak ki Hz. İsmail (as) bu teslimiyeti, edebli ve ahlaklı, Hanif dininin önderi olan Hz. İbrahim (as) gibi bir Peygamber (mürşidi kâmil) tedrisatından elde etmiştir. 

“Rüyana sadakat gösterdin ve onu gerçekleştirdin.” Yüce Allah’ın istemiş olduğu, boyun eğmek ve kendisine samimi bağlılıktır. Ancak bunun, gönülde Allah’tan başkasına yer olmayacak şekilde gerçekleşmesi, onun emrinden başkasına değer verilmemesi ve O’ndan başkasına sevgi beslenmemesi şeklinde olması isteniyor. Yukarıda da ifade edildiği üzere Mevla’ya olan sevginin yerine geçecek her ne varsa kurban ile bütün bunları aradan çıkarmak murad edilmiştir. O’nun emrine, isteğine uyarak “Niçin?” diye sormadan, emre teslimiyeti, itaatin nasıl olması gerektiği anlatılmaktadır. Nefsinde kendine pay çıkarmadan, İnsanın Mevla’ya sunacağı şeyin metod ve şeklinin seçimini kendisi yapmaksızın, Mevla nasıl olmasını istiyorsa, öyle davranarak Allah’ın takdirine razı olmaktır, kulluk. Ancak bu şekilde Hakk’ın rızası elde edilir, sevgisi kazanılır.

İşte bu teslimiyetin neticesinde Hak’tan gelen ilk ikram: Ayeti kerimede şöyle buyruluyor: 

“Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık: İbrahim’e selâm olsun. Biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır. Salihlerden bir peygamber olarak O’na İshak’ı müjdeledik. Onu ve İshak’ı bereketli kıldık. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.” (Saffat 107-111)

Kurbanın fazileti konusunda birçok hadis rivayet edilmiştir:

-Hz. Hüseyin’den (ra) rivayetle Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Kim gönül hoşnutluğu ile mükafatını Allah’tan umarak, kurban keserse, bu kendisini cehennem ateşinden korur.”

-Hz. İbn Abbas’dan (ra) rivayetle Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Bayram gününde gümüş para, Allah katında kurbanlıktan daha sevimli bir şeye harcanamaz.”

-Hz. Aişe’den (r.anha): “Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Âdemoğlu Kurban bayramı günü işlenen amellerden olarak kurban kanı akıtmaktan Allah katında daha sevimli bir amel işlememiştir. Muhakkak ki kurban edilen hayvan kıyamet günü boynuzları, kılları ve çatal tırnaklarıyla gelecektir ve muhakkak ki kan, yere dökülmeden önce Allah katında yüce bir mevkie ulaşır. Dolayısıyla kurbanla nefislerinizi temizleyin.”

-Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan rivayetle Allah Rasulü (sav) şöyle buyurdu: “Kimin imkânı olup da kurban kesmezse, mescitlerimize asla yanaşmasın.”

“Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık (canı çıktığında) onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” (Hac 36)

 

Kaynak:
-El-Camiu li Ahkamil Kuran, Kurtubi
-Fizilal’il Kuran, Seyyid Kutub
-Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri
-Tefsirü’l-Münir, Vehbi Zuhayli
-Tergib ve Terhib

 

Yazar:  Tamer Doymuş

 

Bu kategoriden diğerleri: « SILA-İ RAHİM

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort