JoomlaLock.com All4Share.net

Gülzâr-ı Hâcegân

Pazar, 25 Aralık 2011 01:43

İmam Efendi Kimdir

HACE HAFIZ OSMAN BEDRÜDDİN ERZURUM’İ HZ. HAYATI (1856–1924)


Erzurumlu Şeyh Bedrüddin Efendi kim bu zat
Saha-i İrşadda bir pir-i par temkin idi
Etti vaktaki üffül ol pir-i peygamber – zemir
Rumi üçyüz kırktı, tarih evvel teşrin idi

Hâce Hafız Osman Bedrüddîn Erzurûmi (kuddise sırruh) hazretleri dünyayı şereflendirdikleri devrede, Allah’a takarrub ve vuslata talib olan nice kulları, müstesna sohbet ve irşatlarıyla gayelerine ulaştıran bir büyük zat-i kerim’dir. Osman Bedrüddin Hazretleri 1856 yılında Erzurum’da doğmuştur. Babası, ilim ve fazileti ve tasavvufi konulardaki liyakatiyle tanınmış Selman Sükûti Efendi, valideleri ise Esma Hatun’dur.
Henüz dokuz yaşında iken Kuran’ı Kerim’i bütünü ile ezberleyip, hıfzını ikmal eden Osman Bedrüddin; 10 yaşından itibaren o devredeki öğrenim usulüne uygun olarak sarf, nahiv, esil, bina, maksud, avamil, izhar, hadis ve tefsir gibi öğrenim safhalarını başarı ile tamamlayarak, hafızlığı yanında, ilim adamlığı hüviyetini de iktisap etmeye başlar.
1877–1878 yılında Erzurum üzüntülü günler yaşamaktadır. 93 harbi diye anılan çarpışmalar, arzu edilmeyen bir seyir takip etmekte ve Ruslara karşı, Ordu Kumandanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa Erzurum Kalesi’ne çekilerek, bir müdafaa hattı tesisine çalışmaktadır. Harbin neticesine büyük ölçüde tesir edecek olan bu müdafaa ile sonunda düşündüğü taarruz için Erzurum halkının maneviyatını yükselterek, ordu ile birlikte onları da topyekûn bir karşı koyuşa hazır hale getirmenin gayreti içindedir. İşte böyle bir gün ve ortamda, halkta beklenen heyecan patlamasını meydana getirecek bir kıvılcıma ihtiyaç duyulmaktadır. Nihayet, 8 Kasım 1877 günü sabah namazı vakti yaklaşmaktadır. Ayazpaşa Cami-i Şerifinin Minaresinden okunarak dalga dalga bütün Erzurum’a dağılan bir ezan sesi, beklenen kıvılcımın rolünü oynamıştır. Her zamankinden çok farklı bir şekilde okunan ve tesir eden bu sabah ezanı ile Erzurum galeyana gelerek, evvela Ayazpaşa Camii’ne koşarak ve namazdan sonra da evinde ne bulursa; tüfek, tabanca, tahra, bıçak ve kılıç alarak cepheye koşar. Erzurum’a kadar gelmiş Rus kuvvetlerine karşı galeyana gelmiş olan Erzurum Halkının da katılmasıyla, ordumuz mukabil taarruza geçerek, onları müzmahil ve perişan bir şekilde geri çekilmeye ve kaçmaya mecbur bırakır. O gün, sabah namazı vakti, okuduğu ezanla Erzurum halkını ateşleyen; tahmin edileceği üzere, Hafız Osman Bedrüddin’dir. Kendisi de Erzurum halkının en önünde bu çarpışmalara katılır. O günkü taarruzda gösterdiği gayret ve aşırı cesareti ile nazar-ı dikkati çeken Osman Bedrüddin, Gazi Ahmet Muhtar Paşa tarafından 28.Alay’ın 3.Tabur İmamlığına tayin edilir. Böylece o güne kadar Hafız Osman Bedrûddîn diye anılırken, o günden sonra İmam Efendi diye anılmaya başlanacaktır. Harp sonrası taburu ile birlilkte Diyârıbekir havâlisine ta’yin olunan İmam Efendi gördüğü bir rüya üzerine El’aziz’in Palu kazasına giderek büyük veli ve Nakşî şeyhi Seyyid Mahmud Sâminî Hazretlerini ziyaretle, çok özel sohbetlerine katılır Bu ilk tanıma ve tanışma devresinde, muhatab ve müşahid olduğu bazı. Hal ve buyruklarının mânevi tesiriyle, o ana kadar içinde bulunduğu tereddüdünü aşarak, Seyyid Mahmud Sâminî Hazretlerine intisâb eder. Tasavvufi konularda, muhterem pederi ile, evvelki hocalarından Seyyid Ahmed Merâmi’nin himmetleriyle iktisab ettiği bilgi ve rûhi kıvamını, bu defa yaratılışındaki müstesna kabiliyeti ve büyük mürşid Seyyid Mahmud Sâminî Hazretlerininhimmet vfe sohbetleriyle kısa zamanda gelişerek (seyr-i sülûkünü) ikmâl eder. Bir müddet sonra, izinli bulunduğu ve o Palu’da iken Çemişgezek ilçesine nakledilen Tabur’una avdet eder. Artık O, talip olanları irşad ve manen terbiye etmeye, Mürşidi Mahmud Samini Hazretleri tarafından memur ve mezun kılınmıştır.
Çemişgezek ve civarında İl ve İlçeler halkına, üzerinde mezun ve memur bulunduğu nice hakikati 15 sene müddetle anlatan; ilim, irfan ve hakikat yüklü sohbetleriyle onları ikaz ve irşad eden İmam Efendi, 1909 yılında Tabur İmamlığı vazifesinden emekli olur. Bunun üzerine doğru Mürşidi Mahmud Samini Hazretlerinin mübarek ve huzur dolu mekânına, Palu’ya avdet eder. Bir müddet sonra da Mürşidinin işareti üzerine, irşad vazifesini ifa temek üzere, o gün için Doğu Anadolu’nun ilim ve irfan merkezi durumundaki Harput’a nakl-i mekân eder. Vefatının vuku bulduğu yıl 1924 ay Teşrin-i Evvel ve mekân Harput’tur. İnsan denilen muazzez varlığın ulviyet ve yüceliğini; hakiki manada insan olabilmenin, yolunu ve usulünü bildirebilmek yolunda, bütün bir ömrünü kendilerine vakfettiği binlerce insanın omuzlarında, fani bedeni Harput’un Meteris Kabristanına taşınırken; azizi ruhu bir ömür boyu aşk’ı ile yandığı varlığı ilahiye Ruh’u Peygamberi’ye kavuşur. Şimdi birazda Gülzâr-ı Sâminî Sohbetler adlı eserden İmam Efendinin bazı görüşlerini aktaralım Osman Bedrüddin Hazretlerinin elinde sohbet, âdetâ ölü canlara can bahşeden bir iksirdir. Sohbetle¬rinde ençok üzerinde durduğu konu, bir Mürebbi-i hakiki eliyle nefs-i terbiye ederek, insan varlığı için zararlı bir unsur olmaktan çı¬karıp, nefis bir hale getirmektir. Çünki Nefs, bize Rabbimizi unut¬turmaya; Ruhumuz ise, bizi Rabbimize yöneltmeye memur iki unsur¬dur. Birinin zararlı faaliyetini kontrol altına alır ve zararsız hale geti¬rirken, diğerinin makbul olan memüriyyetini kolayca ifã edebileceği bir güce kavuşturmak, insanın nihãi kurtu1uşu konusunda hayãti bir ehemmiyet taşır.
Ve gene Osman Bedrüddin Hazretlerine göre: insanın bütün niyet ye davranışları, ancak Allah için olmalıdır. çünki ortaya Allah icin konulmayan her niyet ve harekette nefsin payı vardır. Yâni Allah için olmayan herşey nefs içindir. Bu itibarla, kaynağı münhasıran bedeni arzu ve isteklerimiz olan niyet ye davranışlarımızın, bizi dün¬yevi ye uhrevi perişanlığa sürüklemesi mukadderdir. Böyle korkulu bir perişanlıktan her iki âlemde de kurtulabilmenin yolu ve tek çaresi, mevhum varlığımız ve bu varlığa ait istek, arzu ye taleplerimi¬zi, Hakk’ın Mutlak Varlığı karşısında ifnâ etmek sûretiyle, yalnız Al¬lah için yaşayan, Allah için niyet ye hareket eden biri olabilmektir. Dünyâ Hayâtı, Hazret’e göre, işte yalnız bu yönüyle insan için mühimdir. O’nun dünyâya gönderilişinde, bu hikmet gizlidir. Ve insan bu hikmete bağlı şekilde yaşarsa, dünyã hayatı onun ãlemdeki saadet ve huzûra açılan müstesnâ bir kapıdır. Bu hikmetten uzak şekilde yaşandığı takdirde ise, Dünyâ Hayatı, bunalımlara, felâket ve perişanlığa, kıvrantı ve tedirginliklere açılan bir kapı olur. Yãni idrak ye yaşayış şeklimize göre Dünyâ; ya huzur ve saadetimize, veyâ perişanlık ve felâketimize sebeb olur. Oyleyse âkil olan, Allah’ın bahşettiği bu imkânı, felâketinde değil, huzur ve saádetine vesîle olacak şekilde değerlendirmeli ve aldatıcı şeyler peşinde harcayarak, heder etmemelidir.Bunu yapabilmek ise, tabiî ki, incelik ve derinliği bulunan bazı konuların bilinmesine onları, hayat ve yaşayışımızın vazgeçilmez prensipleri haline getirmemize bağlıdır. Böyle olabilmek ve böyle davranabilmek insan için pek büyük bir hünerdir. Böyle bir hünerin elde edilebilmesi ve hedeflenen neticeyi hasıl edebilmesi ise, insanın kendi kendine Iahakkuk ettirebileceği bir şey değildir.
Bir mütehassıs Doktor’un tavsiyelerine uygun olmayan,tarifesiz bir şekilde gelişigüzel kullanılacak olan, bir ilaçtan herhangi bir fâidenin elde edilemiyeceğini söyleyen. Osman BedruddinHazretleri: “Cenâb-ı Hakk’ın tárifi, Peygamber (sav.) Efendimiz Hazretlerinin ve O’nun hakiki vãrisi durumunda bulunan evliyáullahın bizzat yaşayış, buyruk ve tavsiyelerine uygun bir şekilde öğrenilip yaşandığı takdirde, Dünya Hayatı, Mâ’rifetullah ve Vuslat-ı ilahiyyeye vesîle olur. Böyle değil de yerinde olmayan bir şekilde kullanılırsa, ahlaksızlığa ve Hakk’dan yüz çevirmeye sebeb olur. Hatta insanı zevali iman’a kadar sürukleyip götürür” diye buyurduktan sonra; bir kalp’de hem Allah hem de mahluk korkusunun birleşemiyeceğini anlatır.
Birgün müridânından birinin suâline cevap olarak şöyle buyurur “Tasavvuf kitap satırlarndan okunarak elde edilen bilgi değildir. Tasavvufa dair kitaplar, yalnız usul ve Adaba taalluk eden şeyleri öğretir. Tasavvufun bizâtihi kendisinin tahsili, ancak bir mürşid-i kâmil’den amelî ve tatbîki bir yolla, kişinin kendi vücut kitãbını okumasıyla mümkindir,”
O’na göre: Tasavvuf kitab ve sünnet-i Seniyyeye dayanan ilâhî Ve Rabbânî hikmet’in adıdır.. Mevzuu ise: Gafletten sakındırıb, insa¬na, huzûr-u dâimi hâlini kazandırmaktır. Bu yolla kişiyi Nefs’in kötü huylarından arındırıp, Mevlâ’ya lâyık bir kul haline getirmektir.
Bu hüviyyeti ile Tasavvuf iş, yaşayış, hal ve ahlâk’tır, Bu işi, hâli ve ahlâk’ı öğrenmenin zaruriI yolu ise, bir öğretici ve eğiticiye müra¬caattır. Nitekim sahabe-i kirâm efendilerimiz, Kur’án-ı Kerim ellerin¬de ve önlerinde olduğu halde, nefs1erinin tezkiyesi ye ruhlarının tas¬fiyesi ile, o yüksek ahlâkı, yalnız Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Fem-i Saadetlerinden ve Sünnet-i Seniyelerinden aldılar. Onlar seve¬rek, dinliyerek, görerek ve yaşayarak öğrendiler ve öğrettiler. ve sonra da şöy1e buyurur: “Câlib-i dikkattir ki onlar, Peygam¬ber (s.a.v.) Efendimize: “Yâ Rasulâllah, ne yapalım ki daha cok sevâba nail olabilelim?” diye değil, “ne yapahm ki Muhabbetullah ve muhabbet-i Rasülillâh’a daha çok mazhar ve muhatap olalm” diye sual ederlerdi.”

Ahmet BAŞAR

Pazar, 25 Aralık 2011 01:42

Derneğin Amaçları

İMAM EFENDİ OSMAN BEDRÜDDİN ERZURUMİ HAZRETLERİ DERNEĞİ TÜZÜĞÜ

Derneğin Adı ve Merkezi
Madde 1- Derneğin Adı: “İmam Efendi Osman Bedrüddin Erzurumi Hazretleri Derneği” dir.
Derneğin merkezi Erzurum’dur. Şubesi açılmayacaktır.
Derneğin Amacı ve Bu Amacı Gerçekleştirmek İçin Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri İle Faaliyet Alanı
Madde 2-Dernek, tarihi,milli,manevi ve ahlaki değerleri destekleyerek yüceltmek bu değerlere sahip insan yetişmesinde katkıda bulunmak sosyal yardımlaşmayı teşvik etmek ve sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya katkıda bulunmak amacı ile kurulmuştur.
Dernekçe Sürdürülecek Çalışma Konuları ve Biçimleri
1-Faaliyetlerin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi için araştırmalar yapmak,
2- Her türlü kurs öğrenci yurtları pansiyonlar ibadet haneler açmak, seminer konferans ve panel gibi eğitim ve kültür amaçlı çalışmalar düzenlemek ve bunların yapılabileceği tesisleri yaptırmak ve kiralamak,
3-Amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan her türlü bilgi, belge, doküman ve yayınları temin etmek, dokümantasyon merkezi oluşturmak, çalışmalarını duyurmak için amaçları doğrultusunda gazete, dergi, kitap gibi yayınlar ile üyelerine dağıtmak üzere çalışma ve bilgilendirme bültenleri çıkarmak,
4-Amacın gerçekleştirilmesi için sağlıklı bir çalışma ortamını sağlamak, her türlü teknik araç ve gereci, demirbaş ve kırtasiye malzemelerini temin etmek,
5-Gerekli izinler alınmak şartıyla yardım toplama faaliyetlerinde bulunmak ve yurt içinden ve dışından bağış almak ve vermek, şartlı ve şartsız vasiyetleri kabul etmek.
6-Tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyduğu gelirleri temin etmek amacıyla iktisadi, ticari ve sanayi işletmeler kurmak ve işletmek, 7-Üyelerinin yararlanmaları ve boş zamanlarını değerlendirebilmeleri için lokal açmak, sosyal ve kültürel tesisler kurmak ve bunları tefriş etmek, 8-insanlar arasında beşeri münasebetlerin geliştirilmesi ve devam ettirilmesi için yemekli toplantılar, konser,tiyatro, sergi,kermes, spor, gezi ve eğlenceli etkinlikler vb. düzenlemek ve bu tür etkinliklerden yararlanmalarını sağlamak, 9-Dernek faaliyetleri için ihtiyaç duyulan taşınır, taşınmaz mal satın almak, satmak, kiralamak, kiraya vermek ve taşınmazlar üzerinde ayni hak tesis etmek, 10-Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi durumunda vakıf kurmak, federasyon kurmak veya kurulu bir federasyona katılmak, Gerekli izin alınarak derneklerin izinle kurabileceği tesisleri kurmak, 11-Uluslararası faaliyette bulunmak, yurt dışındaki dernek veya kuruluşlara üye olmak ve bu kuruluşlarla proje bazında ortak çalışmalar yapmak veya yardımlaşmak, 12-Amacın gerçekleştirilmesi için gerek görülmesi halinde, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütmek, 13-İhtiyaç sahiplerinin yiyecek, giyecek,sağlık,eğitim gibi temel ihtiyaç larını karşılamak isteyenlere ayni ve nakdi yardım sağlamak kısa vadeli kredi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sandık kurmak, 14-Gerekli görülen yerlerde dernek faaliyetlerini yürütmek amacıyla temsilcilik açmak, 15-Derneğin amacı ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, diğer derneklerle veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek için plâtformlar oluşturmak, 16-Milli tarih ve kültür eserlerimize (Değerlerimize) sahip çıkmak bunların korunması tanıtılması verimli bir şekilde faydalanılması maksadıyla kültür ve turizm bakanlıkları ve müdürlükleriyle diyalog kurmak bu yolla çeşitli eğitici faaliyetler (konferans,panel,seminer,gezi vb.) yapmak kart broşür ve kitapçıklar basmak. Derneğin Faaliyet Alanı Dernek, sosyal alanda faaliyet gösterir. Üye Olma Hakkı ve Üyelik İşlemleri Madde 3- Fiil ehliyetine sahip bulunan ve derneğin amaç ve ilkelerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden ve Mevzuatın öngördüğü koşullarını taşıyan her gerçek ve tüzel kişi bu derneğe üye olma hakkına sahiptir. Ancak, yabancı gerçek kişilerin üye olabilmesi için Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olması da gerekir. Onursal üyelik için bu koşul aranmaz. Dernek başkanlığına yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde üyeliğe kabul veya isteğin reddi şeklinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir. Derneğin asıl üyeleri, derneğin kurucuları ile müracaatları üzerine yönetim kurulunca üyeliğe kabul edilen kişilerdir. Derneğe maddi ve manevi bakımdan önemli destek sağlamış bulunanlar yönetim kurulu kararı ile onursal üye olarak kabul edilebilir. Üyelikten Çıkma Madde 4- Her üye yazılı olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir. Üyenin istifa dilekçesi yönetim kuruluna ulaştığı anda çıkış işlemleri sonuçlanmış sayılır. Üyelikten ayrılma, üyenin derneğe olan birikmiş borçlarını sona erdirmez. Üyelikten Çıkarılma Madde 5-Dernek üyeliğinden çıkarılmayı gerektiren haller. 1-Dernek tüzüğüne aykırı davranışlarda bulunmak, 2-Verilen görevlerden sürekli kaçınmak, 3-Yazılı ikazlara rağmen üyelik aidatını altı ay içinde ödememek, 4-Dernek organlarınca verilen kararlara uymamak. 5-Üye olma şartlarını kaybetmiş olmak, Yukarıda sayılan durumlardan birinin tespiti halinde yönetim kurulu kararı ile üyelikten çıkarılır. Dernekten çıkan veya çıkarılanlar, üye kayıt defterinden silinir ve dernek malvarlığında hak iddia edemez. Dernek Organları Madde 6-Derneğin organları aşağıda gösterilmiştir. 1-Genel kurul, 2-Yönetim kurulu, 3-Denetim kurulu, Dernek Genel Kurulunun Kuruluş Şekli, Toplanma Zamanı ve Çağrı ve Toplantı Usulü Madde 7-Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur. Genel kurul; 1-Bu tüzükte belli edilen zamanda olağan, 2-Yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine otuz gün içinde olağanüstü toplanır. Olağan genel kurul, 3 yılda bir, Haziran ayı içersinde, yönetim kurulunca belirlenecek gün yer ve saatte toplanır. Genel kurul toplantıya yönetim kurulunca çağrılır. Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir. Çağrı Usulü* Yönetim kurulu, dernek tüzüğüne göre genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesini düzenler. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyeler, en az onbeş gün önceden, günü, saati, yeri ve gündemi bir gazetede ilan edilmek veya yazılı yada elektronik posta ile bildirilmek suretiyle toplantıya çağrılır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün, saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz. Toplantı, çoğunluk sağlanamaması sebebinin dışında başka bir nedenle geri bırakılırsa, bu durum geri bırakma sebepleri de belirtilmek suretiyle, ilk toplantı için yapılan çağrı usulüne uygun olarak üyelere duyurulur. İkinci toplantının geri bırakma tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yapılması zorunludur. Üyeler ikinci toplantıya, birinci fıkrada belirtilen esaslara göre yeniden çağrılır. Genel kurul toplantısı bir defadan fazla geri bırakılamaz. Toplantı Usulü* Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hallerinde ise üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesi toplantı yerinde hazır bulundurulur. Toplantı yerine girecek üyelerin resmi makamlarca verilmiş kimlik belgeleri, yönetim kurulu üyeleri veya yönetim kurulunca görevlendirilecek görevliler tarafından kontrol edilir. Üyeler, yönetim kurulunca düzenlenen listedeki adları karşısına imza koyarak toplantı yerine girerler. Toplantı yeter sayısı sağlanmışsa durum bir tutanakla tespit edilir ve toplantı yönetim kurulu başkanı veya görevlendireceği yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından açılır. Toplantı yeter sayısı sağlanamaması halinde de yönetim kurulunca bir tutanak düzenlenir. Açılıştan sonra, toplantıyı yönetmek üzere bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilerek divan heyeti oluşturulur. Dernek organlarının seçimi için yapılacak oylamalarda, oy kullanan üyelerin divan heyetine kimliklerini göstermeleri ve hazırun listesindeki isimlerinin karşılarını imzalamaları zorunludur. Toplantının yönetimi ve güvenliğinin sağlanması divan başkanına aittir. Genel kurulda, yalnızca gündemde yer alan maddeler görüşülür. Ancak toplantıda hazır bulunan üyelerin onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur. Genel kurulda her üyenin bir oy hakkı vardır; üye oyunu şahsen kullanmak zorundadır. Onursal üyeler genel kurul toplantılarına katılabilir ancak oy kullanamazlar. Tüzel kişinin üye olması halinde, tüzel kişinin yönetim kurulu başkanı veya temsille görevlendireceği kişi oy kullanır Toplantıda görüşülen konular ve alınan kararlar bir tutanağa yazılır ve divan başkanı ile yazmanlar tarafından birlikte imzalanır. Toplantı sonunda, tutanak ve diğer belgeler yönetim kurulu başkanına teslim edilir. Yönetim kurulu başkanı bu belgelerin korunmasından ve yeni seçilen yönetim kuruluna yedi gün içinde teslim etmekten sorumludur. Genel Kurulun Oy kullanma ve Karar Alma Usul ve Şekilleri Madde 8-Genel kurulda, aksine karar alınmamışsa, yönetim ve denetim kurulu üyelerin seçimleri gizli oylama ile diğer konulardaki kararlar ise açık olarak oylanır. Gizli oylar, toplantı başkanı tarafından mühürlenmiş kağıtların veya oy pusulalarının üyeler tarafından gereği yapıldıktan sonra içi boş bir kaba atılması ile toplanan ve oy vermenin bitiminden sonra açık dökümü yapılarak belirlenen oylardır. Açık oylamada, genel kurul başkanının belirteceği yöntem uygulanır. Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir. Toplantısız veya Çağrısız Alınan Kararlar* Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar ile dernek üyelerinin tamamının bu tüzükte yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir araya gelerek aldığı kararlar geçerlidir. Bu şekilde karar alınması olağan toplantı yerine geçmez. Genel Kurulun Görev ve Yetkileri Madde 9-Aşağıda yazılı hususlar genel kurulca görüşülüp karara bağlanır. 1-Dernek organlarının seçilmesi, 2-Dernek tüzüğünün değiştirilmesi, 3-Yönetim ve denetim kurulları raporlarının görüşülmesi ve yönetim kurulunun ibrası, 4-Yönetim kurulunca hazırlanan bütçenin görüşülüp aynen veya değiştirilerek kabul edilmesi, 5-Dernek için gerekli olan taşınmaz malların satın alınması veya mevcut taşınmaz malların satılması hususunda yönetim kuruluna yetki verilmesi, 6-Yönetim kurulunca dernek çalışmaları ile ilgili olarak hazırlanacak yöneltmelikleri inceleyip aynen veya değiştirilerek onaylanması, 7-Dernek yönetim ve denetim kurullarının kamu görevlisi olmayan başkan ve üyelerine verilecek ücret ile her türlü ödenek, yolluk ve tazminatlar ile dernek hizmetleri için görevlendirilecek üyelere verilecek gündelik ve yolluk miktarlarının tespit edilmesi, 8-Derneğin federasyona katılması ve ayrılmasının kararlaştırılması ve bu hususta yönetim kuruluna yetki verilmesi, 9-Derneğin uluslar arası faaliyette bulunması, yurt dışındaki dernek ve kuruluşlara üye olarak katılması veya ayrılması, 10-Derneğin vakıf kurması, 11-Derneğin fesih edilmesi, 12-Yönetim kurulunun diğer önerilerinin incelenip karara bağlanması, 13-Mevzuatta genel kurulca yapılması belirtilen diğer görevlerin yerine getirilmesi, Genel kurul, derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman görevden alabilir. Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir. Derneğin en yetkili organı olarak derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür ve yetkileri kullanır. Yönetim Kurulunun Teşkili, Görev ve Yetkileri Madde 10-Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üye olarak genel kurulca seçilir. Yönetim kurulu, seçimden sonraki ilk toplantısında bir kararla görev bölüşümü yaparak başkan, başkan yardımcısı, sekreter, sayman ve üye’yi belirler. Yönetim kurulu, tüm üyelerin haber edilmesi şartıyla her zaman toplantıya çağrılabilir. Üye tamsayısının yarısından bir fazlasının hazır bulunması ile toplanır. Kararlar, toplantıya katılan üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Yönetim kurulu asıl üyeliğinde istifa veya başka sebeplerden dolayı boşalma olduğu taktirde genel kurulda aldığı oy çokluğu sırasına göre yedek üyelerin göreve çağrılması mecburidir. Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkileri Yönetim kurulu aşağıdaki hususları yerine getirir. 1-Derneği temsil etmek veya bu hususta kendi üyelerinden bir veya birkaçına yetki vermek, 2-Gelir ve gider hesaplarına ilişkin işlemleri yapmak ve gelecek döneme ait bütçeyi hazırlayarak genel kurula sunmak, 3-Derneğin çalışmaları ile ilgili yönetmelikleri hazırlayarak genel kurul onayına sunmak 4-Genel kurulun verdiği yetki ile taşınmaz mal satın almak, derneğe ait taşınır ve taşınmaz malları satmak, bina veya tesis inşa ettirmek, kira sözleşmesi yapmak, dernek lehine rehin ipotek veya ayni haklar tesis ettirmek, 5-Gerekli görülen yerlerde temsilcilik açılmasını sağlamak 6-Genel kurulda alınan kararları uygulamak, 7-Her faaliyet yılı sonunda derneğin işletme hesabı tablosu veya bilanço ve gelir tablosu ile yönetim kurulu çalışmalarını açıklayan raporunu düzenlemek, toplandığında genel kurula sunmak, 8- Bütçenin uygulanmasını sağlamak, 9-Derneğe üye alınması veya üyelikten çıkarılma hususlarında karar vermek. 10-Derneğin amacını gerçekleştirmek için her çeşit kararı almak ve uygulamak, 11-Mevzuatın kendisine verdiği diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak, Denetim Kurulunun Teşkili, Görev ve Yetkileri Madde 11-Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üye olarak genel kurulca seçilir. Denetim kurulu asıl üyeliğinde istifa veya başka sebeplerden dolayı boşalma olduğu taktirde genel kurulda aldığı oy çokluğu sırasına göre yedek üyelerin göreve çağrılması mecburidir. Denetim Kurulunun Görev ve Yetkileri Denetim kurulu; derneğin, tüzüğünde gösterilen amaç ve amacın gerçekleştirilmesi için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, defter, hesap ve kayıtların mevzuata ve dernek tüzüğüne uygun olarak tutulup tutulmadığını, dernek tüzüğünde tespit edilen esas ve usullere göre ve bir yılı geçmeyen aralıklarla denetler ve denetim sonuçlarını bir rapor halinde yönetim kuruluna ve toplandığında genel kurula sunar. Denetim kurulu;gerektiğinde genel kurulu toplantıya çağırır. Derneğin Gelir Kaynakları Madde 12-Derneğin gelir kaynakları aşağıda sayılmıştır. 1-Üye Aidatı: Üyelerden giriş ödentisi olarak 50 YTL, aylık olarak ta 10 YTL aidat alınır. Bu miktarları artırmaya veya eksiltmeye genel kurul yetkilidir. 2-Gerçek ve tüzel kişilerin kendi isteği ile derneğe yaptıkları bağış ve yardımlar. 3-Dernek tarafından tertiplenen çay ve yemekli toplantı, gezi ve eğlence, temsil, konser, spor yarışması ve konferans gibi faaliyetlerden sağlanan gelirler, 4-Derneğin mal varlığından elde edilen gelirler, 5-Yardım toplama hakkındaki mevzuat hükümlerine uygun olarak toplanacak bağış ve yardımlar. 6-Derneğin, amacını gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu geliri temin etmek amacıyla giriştiği ticari faaliyetlerden elde edilen kazançlar. 7-Diğer gelirler. Derneğin Defter Tutma Esas ve Usulleri ve Tutulacak Defterler * Madde 13-Defter tutma esasları; Dernekte, işletme hesabı esasına göre defter tutulur. Ancak, yıllık brüt gelirin 2005 yılı için 500 Bin YTL’yi aşması durumunda takip eden hesap döneminden başlayarak bilanço esasına göre defter tutulur. Bilanço esasına geçilmesi durumunda, üst üste iki hesap döneminde yukarıda belirtilen haddin altına düşülürse, takip eden yıldan itibaren işletme hesabı esasına dönülebilir. Yukarıda belirtilen hadde bağlı kalmaksızın yönetim kurulu kararı ile bilanço esasına göre defter tutulabilir. Derneğin ticari işletmesi açılması durumunda, bu ticari işletme için, ayrıca Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre defter tutulur. Kayıt Usulü Derneğin defter ve kayıtları Dernekler Yönetmeliğinde belirtilen usul ve esasa uygun olarak tutulur. Tutulacak Defterler Dernekte, aşağıda yazılı defterler tutulur. a)İşletme hesabı esasında tutulacak defterler ve uyulacak esaslar aşağıdaki gibidir: 1-Karar Defteri: Yönetim kurulu kararları tarih ve numara sırasıyla bu deftere yazılır ve kararların altı toplantıya katılan üyelerce imzalanır. 2-Üye Kayıt Defteri: Derneğe üye olarak girenlerin kimlik bilgileri, derneğe giriş ve çıkış tarihleri bu deftere işlenir. Üyelerin ödedikleri giriş ve yıllık aidat miktarları bu deftere işlenebilir. 3-Evrak Kayıt Defteri: Gelen ve giden evraklar, tarih ve sıra numarası ile bu deftere kaydedilir. Gelen evrakın asılları ve giden evrakın kopyaları dosyalanır. Elektronik posta yoluyla gelen veya giden evraklar çıktısı alınmak suretiyle saklanır. 4-Demirbaş Defteri: Derneğe ait demirbaşların edinme tarihi ve şekli ile kullanıldıkları veya verildikleri yerler ve kullanım sürelerini dolduranların kayıttan düşürülmesi bu deftere işlenir. 5-İşletme Hesabı Defteri: Dernek adına alınan gelirler ve yapılan giderler açık ve düzenli olarak bu deftere işlenir. 6-Alındı Belgesi Kayıt Defteri: Alındı belgelerinin seri ve sıra numaraları, bu belgeleri alan ve iade edelerin adı, soyadı ve imzaları ile aldıkları ve iade ettikleri tarihler bu deftere işlenir. b)Bilanço esasında tutulacak defterler ve uyulacak esaslar aşağıdaki gibidir: 1-(a) bendinin 1, 2, 3 ve 6 ncı alt bentlerinde kayıtlı defterler bilanço esasında defter tutulması durumunda da tutulur. 2-Yevmiye Defteri, Büyük Defter ve Envanter Defteri: Bu defterlerin tutulma usulü ile kayıt şekli Vergi Usul Kanunu ile bu Kanununun Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden yayımlanan Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri esaslarına göre yapılır. Defterlerin Tasdiki Dernekte, tutulması zorunlu olan defterler kullanmaya başlamadan önce il dernekler müdürlüğüne veya notere tasdik ettirilir. Bu defterlerin kullanılmasına sayfaları bitene kadar devam edilir ve defterlerin ara tasdiki yapılmaz. Ancak, bilanço esasına göre tutulan defterler ile form veya sürekli form yapraklı defterlerin, kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda, her yıl yeniden tasdik ettirilmesi zorunludur. Gelir Tablosu ve Bilanço Düzenlenmesi İşletme hesabı esasına göre kayıt tutulması durumunda yıl sonlarında (31 Aralık) (Dernekler Yönetmeliği EK-16’da belirtilen) “İşletme Hesabı Tablosu” düzenlenir. Bilanço esasına göre defter tutulması durumunda ise, yıl sonlarında (31 Aralık), Maliye Bakanlığınca yayımlanan Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerini esas alarak bilanço ve gelir tablosu düzenlenir. Derneğin Gelir ve Gider İşlemleri* Madde 14-Gelir ve gider belgeleri; Dernek gelirleri, (Dernekler Yönetmeliği EK- 17’de örneği bulunan) “Alındı Belgesi” ile tahsil edilir. Dernek gelirlerinin bankalar aracılığı ile tahsili halinde banka tarafından düzenlenen dekont veya hesap özeti gibi belgeler alındı belgesi yerine geçer. Dernek giderleri ise fatura, perakende satış fişi, serbest meslek makbuzu gibi harcama belgeleri ile yapılır. Ancak derneğin, Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesi kapsamında bulunan ödemeleri için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre gider pusulası, bu kapsamda da bulunmayan ödemeleri için (Dernekler Yönetmeliği EK-13’te örneği bulunan) “Gider Makbuzu” düzenlenir. Dernek tarafından kişi, kurum veya kuruluşlara yapılacak bedelsiz mal ve hizmet teslimleri (Dernekler Yönetmeliği EK-14’te örneği bulunan) “Ayni Yardım Teslim Belgesi” ile yapılır. Kişi, kurum veya kuruluşlar tarafından derneğe yapılacak bedelsiz mal ve hizmet teslimleri ise (Dernekler Yönetmeliği EK-15’te örneği bulunan) “Ayni Bağış Alındı Belgesi” ile kabul edilir. Alındı Belgeleri Dernek gelirlerinin tahsilinde kullanılacak “Alındı Belgeleri” (Dernekler Yönetmeliği EK- 17’de gösterilen biçim ve ebatta) yönetim kurulu kararıyla, matbaaya bastırılır. Alındı belgelerinin bastırılması ve kontrolü, matbaadan teslim alınması, deftere kaydedilmesi, eski ve yeni saymanlar arasında devir teslimi ve alındı belgesi ile dernek adına gelir tahsil edecek kişi veya kişiler tarafından bu alındı belgelerinin kullanımına ve toplanılan gelirlerin teslimine ilişkin hususlarda Dernekler Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre hareket edilir. Yetki Belgesi Dernek adına gelir tahsil edecek kişi veya kişiler, yetki süresi de belirtilmek suretiyle, yönetim kurulu kararı ile tespit edilir. Gelir tahsil edecek kişilerin açık kimliği, imzası ve fotoğraflarını ihtiva eden (Dernekler Yönetmeliği EK- 19’da örneği bulunan) “Yetki Belgesi “ dernek tarafından üç nüsha olarak düzenlenerek, dernek yönetim kurulu başkanınca onaylanır. Yetki belgelerinin birer sureti dernekler birimlerine verilir. Yetki belgesi ile ilgili değişiklikler yönetim kurulu başkanınca, onbeş gün içerisinde dernekler birimine bildirilir. Dernek adına gelir tahsil edecek kişiler, ancak adlarına düzenlenen yetki belgelerinin bir suretinin dernekler birimine verilmesinden itibaren gelir tahsil etmeye başlayabilirler. Yetki belgesinin kullanımı, yenilenmesi, iadesi ve sair hususlarda Dernekler Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre hareket edilir. Gelir ve Gider Belgelerinin Saklama Süresi; Defterler hariç olmak üzere, dernek tarafından kullanılan alındı belgeleri, harcama belgeleri ve diğer belgeler özel kanunlarda belirtilen süreler saklı kalmak üzere, kaydedildikleri defterlerdeki sayı ve tarih düzenine uygun olarak 5 yıl süreyle saklanır. Beyanname Verilmesi* Madde 15-Derneğin, bir önceki yıla ait faaliyetleri ile gelir ve gider işlemlerinin yıl sonu itibarıyla sonuçlarına ilişkin (Dernekler Yönetmeliği EK-21’de sunulan) “Dernek Beyannamesi” dernek yönetim kurulu tarafından doldurarak, her takvim yılının ilk dört ayı içinde dernek başkanı tarafından mahallin mülki idare amirliğine verilir. Bildirim Yükümlülüğü * Madde 16-Mülki amirliğe yapılacak bildirimler; Genel Kurul Sonuç Bildirimi Olağan veya olağanüstü genel kurul toplantılarını izleyen otuz gün içinde, yönetim ve denetim kurulları ile diğer organlara seçilen asıl ve yedek üyeleri içeren (Dernekler Yönetmeliği EK-3’ te sunulan) “Genel Kurul Sonuç Bildirimi” ve ekleri yönetim kurulu başkanı tarafından mülki idare amirliğine bildirilir: Genel kurul sonuç bildirimine; 1-Divan başkanı, başkan yardımcıları ve yazman tarafından imzalanmış genel kurul toplantı tutanağı örneği, 2-Tüzük değişikliği yapılmışsa, tüzüğün değişen maddelerinin yeni ve eski şekli ile dernek tüzüğünün son şeklinin her sayfası yönetim kurulunca imzalanmış örneği. Eklenir. Taşınmazların Bildirilmesi Derneğin edindiği taşınmazlar tapuya tescilinden itibaren otuz gün içinde (Dernekler Yönetmeliği EK-26’da sunulan) “Taşınmaz Mal Bildirimi”ni doldurmak suretiyle mülki idare amirliğine bildirilir. Yurtdışından Yardım Alma Bildirimi Dernek tarafından, yurtdışından yardım alınacak olması durumunda yardım alınmadan önce (Dernekler Yönetmeliği EK-4’te belirtilen) “Yurtdışından Yardım Alma Bildirimi” iki nüsha olarak doldurup mülki idare amirliğine bildirimde bulunurlar. Bildirim formuna, yurt dışından yardım alınması hususunda alınmış yönetim kurulu kararı örneği, varsa bu konuda düzenlenen protokol, sözleşme ve benzeri belgeler ile yardımın aktarıldığı hesaba ilişkin dekont, ekstra ve benzeri belgenin bir örneği de eklenir. Nakdi yardımların bankalar aracılığıyla alınması ve kullanılmadan önce bildirim şartının yerine getirilmesi zorunludur. Kamu Kurum ve Kuruluşları İle Birlikte Yürütülen Ortak Projelerle ilgili Bildirim Derneğin görev alanına ilişkin konularda kamu kurum ve kuruluşları ile yürüttüğü ortak projelerle ilgili olarak yapılan protokol ve projenin örneği (Dernekler Yönetmeliği EK- 23’de gösterilen) “Proje Bildirimi”ne eklenerek, protokol tarihini izleyen bir ay içinde dernek merkezinin bulunduğu yerin valiliğine verilir. Değişikliklerin Bildirilmesi Derneğin yerleşim yerinde meydana gelen değişiklik (Dernekler Yönetmeliği EK-24’te belirtilen) “Yerleşim Yeri Değişiklik Bildirimi”; genel kurul toplantısı dışında dernek organlarında meydana gelen değişiklikler (Dernekler Yönetmeliği EK-25’te belirtilen) “Dernek Organlarındaki Değişiklik Bildirimi” doldurulmak suretiyle, değişikliği izleyen otuz gün içinde mülki idare amirliğine bildirilir. Dernek tüzüğünde yapılan değişiklikler de tüzük değişikliğinin yapıldığı genel kurul toplantısını izleyen otuz gün içinde, genel kurul sonuç bildirimi ekinde mülki idare amirliğine bildirilir. Derneğin İç Denetimi Madde 17-Dernekte genel kurul, yönetim kurulu veya denetim kurulu tarafından iç denetim yapılabileceği gibi, bağımsız denetim kuruluşlarına da denetim yaptırılabilir. Genel kurul, yönetim kurulu veya bağımsız denetim kuruluşlarınca denetim yapılmış olması, denetim kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Denetim kurulu tarafından en geç yılda bir defa derneğin denetimi gerçekleştirilir. Genel kurul veya yönetim kurulu, gerek görülen hallerde denetim yapabilir veya bağımsız denetim kuruluşlarına denetim yaptırabilir. Derneğin Borçlanma Usulleri Madde 18-Dernek amacını gerçekleştirmek ve faaliyetlerini yürütebilmek için ihtiyaç duyulması halinde yönetim kurulu kararı ile borçlanma yapabilir. Bu borçlanma kredili mal ve hizmet alımı konularında olabileceği gibi nakit olarak ta yapılabilir. Ancak bu borçlanma, derneğin gelir kaynakları ile karşılanamayacak miktarlarda ve derneği ödeme güçlüğüne düşürecek nitelikte yapılamaz. Tüzüğün Ne Şekilde Değiştirileceği Madde 19-Tüzük değişikliği genel kurul kararı ile yapılabilir. Genel kurulda tüzük değişikliği yapılabilmesi için genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin 2/3 çoğunluğu aranır. Çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz. Tüzük değişikliği için gerekli olan karar çoğunluğu toplantıya katılan ve oy kullanma hakkı bulunan üyelerin oylarının 2/3’ü’dür. Genel kurulda tüzük değişikliği oylaması açık olarak yapılır. Derneğin Feshi ve Mal Varlığının Tasfiye Şekli Madde 20-Genel kurul, her zaman derneğin feshine karar verebilir. Genel kurulda fesih konusunun görüşülebilmesi için genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin 2/3 çoğunluğu aranır. Çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz. Fesih kararının alınabilmesi için gerekli olan karar çoğunluğu toplantıya katılan ve oy kullanma hakkı bulunan üyelerin oylarının 2/3’ü’dür. Genel kurulda fesih kararı oylaması açık olarak yapılır. Tasfiye İşlemleri Genel kurulca fesih kararı verildiğinde, derneğin para, mal ve haklarının tasfiyesi son yönetim kurulu üyelerinden oluşan tasfiye kurulunca yapılır. Bu işlemlere, feshe ilişkin genel kurul kararının alındığı veya kendiliğinden sona erme halinin kesinleştiği tarihten itibaren başlanır. Tasfiye süresi içinde bütün işlemlerde dernek adında “Tasfiye Halinde İmam efendi Osman bedrüddin Erzurumi Hazretleri Derneği” ibaresi kullanılır. Tasfiye kurulu, mevzuata uygun olarak derneğin para, mal ve haklarının tasfiyesi işlemlerini baştan sonuna kadar tamamlamakla görevli ve yetkilidir. Bu kurul, önce derneğin hesaplarını inceler. İnceleme esnasında derneğe ait defterler, alındı belgeleri, harcama belgeleri, tapu ve banka kayıtları ile diğer belgelerinin tespiti yapılarak varlık ve yükümlülükleri bir tutanağa bağlanır. Tasfiye işlemeleri sırasında derneğin alacaklılarına çağrıda bulunulur ve varsa malları paraya çevrilerek alacaklılara ödenir. Derneğin alacaklı olması durumunda alacaklar tahsil edilir. Alacakların tahsil edilmesi ve borçların ödenmesinden sonra kalan tüm para, mal ve hakları, genel kurulda belirlenen yere devredilir. Genel kurulda, devredilecek yer belirlenmemişse derneğin bulunduğu ildeki amacına en yakın ve fesih edildiği tarihte en fazla üyeye sahip derneğe devredilir. Tasfiyeye ilişkin tüm işlemler tasfiye tutanağında gösterilir ve tasfiye işlemleri, mülki idare amirliklerince haklı bir nedene dayanılarak verilen ek süreler hariç üç ay içinde tamamlanır. Derneğin para, mal ve haklarının tasfiye ve intikal işlemlerinin tamamlanmasını müteakip tasfiye kurulu tarafından durumun yedi gün içinde bir yazı ile dernek merkezinin bulunduğu yerin mülki idare amirliğine bildirilmesi ve bu yazıya tasfiye tutanağının da eklenmesi zorunludur. Derneğin defter ve belgelerini tasfiye kurulu sıfatıyla son yönetim kurulu üyeleri saklamakla görevlidir. Bu görev, bir yönetim kurulu üyesine de verilebilir. Bu defter ve belgelerin saklanma süresi beş yıldır. Hüküm Eksikliği Madde 21-Bu tüzükte belirtilmemiş hususlarda Dernekler Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve bu Kanunlara atfen çıkartılmış olan Dernekler Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuatın dernekler hakkındaki hükümleri uygulanır. Geçici Madde 1-İlk genel kurulda dernek organları oluşturulana kadar, derneği temsil edecek ve dernekle ilgili iş ve işlemleri yürütecek olan geçici yönetim kurulu üyeleri aşağıda belirtilmiştir. Bu tüzük 21 (Yirmibir) madde ve 1 (Bir) geçici maddeden ibarettir. Geçici Yönetim Kurulu Üyelerinin; Sıra No: ADI VE SOYADI GÖREVİ 1. Ahmet BAŞAR Başkan 2. Nihat ÖZALPOĞLU Başkan Yardımcısı 3. Vahdettin ŞİMŞEK Sayman 4. Adnan DEMİR Sekreter 5. Hamit BOZKURT Üye Ahmet BAŞAR Nihat ÖZALPOĞLU Vahdettin ŞİMŞEK Adnan DEMİR Kurucu Üye Kurucu Üye Kurucu Üye Kurucu Üye Hamir BOZKURT Sadrettin ÇELİK Recai EKİNCİ Kurucu Üye Kurucu Üye Kurucu Üye

Pazar, 25 Aralık 2011 01:42

Derneğin Faaliyetleri

07 ARALIK 2012 HORASAN KONFERANSI - GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ - İRŞAD SOHBETLERİ

 

 

 

 

Sual: Efendim, günümüz Müslümanları adeta yaşantılarından İslâm’ı soyutlamışlar. İstisnalar kaideyi bozmaz ama inananların ekseriyetinin hayatları İslâmî ölçülere göre değil. Mesele ticaretimizde yalan, hile var. Beş vakti de caminin en ön safında kılan hacımızın parası faizli bankada olabiliyor. Bu şuursuzluktan, ataletten kendimizi nasıl muhafaza edebiliriz.

Cevap: Biraz önce de sohbette kalbin ıslahı üstünde duruldu. Bu vücudu çalıştıran motorun ciddi bakım gerektirdiği: “Şunu iyi bilin ki insan vücudunda bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa bütün vücud iyi olur. Eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası ‘kalb’dir.” hadisi şerifle örneklendirilmeye; kalb motorunda fesad olduğunda insanın belki telafisi mümkün olmayan günahlara düşebileceği anlatılmaya çalışıldı.

Şimdi bunun temelinde iki şey var: Birincisi cehalet… Biz bu dini gereği gibi bilemiyoruz. Bize belki dinden belli şeyler öğretmişler ama bu öğrendiğimiz şeyler hep görsel, surette. Dinin hakikatinden bize çok bahsetmemişler. Bu bir ciddi bir eksiklik. Biz bilmediğimiz bir dini yaşayamayız. Örnek verdiğiniz kişilerin belki o ibadetlerde; hacca gitmesi, namaz kılması vesaire, bunlarda samimiler, temiz duygularla bunları yapıyorlar. Ama camiden çıkınca, hacdan dönünce faizle iştigal edebiliyorlar.

İbadette samimi olduğu gibi öbür konuları belki bilemiyor. Faizin boyutlarını, Müslümanların sosyal hayatındaki zararlarını bilemiyor. “Ben kimseyi soymadım, kimseden çalmadım, kimseye bir zarar vermedim, paramı bankaya koydum. Banka bunu çalıştırdı, üstüne şu kadar verdi ben bunu alıyorum, senin cebindekini almıyorum” diyor. Konuları bilemediğinden yanlış yapıyor. Bu cehalet tarafı.

Bir kısmı da belki cehaletle birlikte bir de gafleti, vurdumduymazlığı, nemelazımcılığı var. Cehalet ve gaflet birleşince insanın niyetini bozuyor. Niyet bozuk olunca amel de bozuluyor. Bunun için Buhari Şerif önemine binaen ilk bu hadisle başlar: “Ameller niyetlere göredir.” Kişi hayatı boyunca ne yapacaksa önce onun niyetini güzel yapacak. Misal şöyle bir bina yapacağız, bu binanın projesi güzelse bina güzel olacak. Eğer projeyi biz bozuk çizmişsek, proje sağlam değilse, projede bu binaya kaçlık demir kullanacağımız, nasıl bir beton kullanacağımız, yıkanmış mı yıkanmamış mı kum kullanacağımız, direkler kaç metrekareyi çeker, bunlar hesap edilmeden, o projede belirtilmeden kabataslak bir şey çizip bu binayı yaparsak üç gün sonra bu bina üstümüze yıkılır.

Niyet de insan hayatının projesi gibidir. İnsan önce niyetini tashih etmeli, düzeltmeli. “Ben ne yapıyorum, ne yapmam lazım” bunu önceden İslâm kurallarına göre belirlemeli. Misal ticaret yapacağım İslâm benim ticaretim hakkında ne diyor. Bu ticareti hangi kaidelere göre yapmalıyım. Nasıl yaparsam helal, temiz olur, nasıl yaparsam müminler benim ticaretimden istifade eder, yaşadığım bölge kalkınır. Tüm bunları düşünmek zorunda. Rabbena hep bana dememeli.

Gafletten dolayı bunlar da düşünülmeyince niyet sakat oluyor. O sakat niyetle de yapılan fiiller sakat oluyor. Ticaretimize faiz, haram karışıyor. Sözümüze, sohbetimize yalan, malayani karışıyor.

Biz Allah’a inanıyoruz ama yakinimiz yok. İmanımız var, imanımızın yakini yok. Bunun için Resûlullah (asv) ihsan diye bir hakikati bize tarif buyuruyor. İhsan nedir? Allah’ı görürmüşçesine O’na kulluk yapabilmektir. Senin Allah’ı görmen mümkün değildir. Ama Allah’ın seni gördüğünü unutmaman lazım. İşte biz bu ihsanı bilemiyoruz. Bu ihsan bize aşılanmamış. Bizim Allah’ımın göklerde, bizden çok uzak. O yüzden ne O bize ulaşabiliyor, ne biz O’na ulaşabiliyoruz. Allah bizim için sanki bir nostalji gibi. Bizim de bir Allah’ımız var ama hayatımıza müdahalesi yok. Allah hayatımızın içinde değil. Olmayınca bu sıkıntılar doğuyor.

Cenabı Hak bize buyuruyor ki: “Ben size şah damarınızdan yakınım.”; “Ben sizinleyim, siz kiminlesiniz.” buyuruyor. “Biz sizi sürekli gözetiyoruz.” buyuruyor. Sürekli bizimle olduğunu, bize yakın olduğunu bildiren bir Mevla’yı biz sanki var gücümüzle bizden uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Yanlışımız burada. Bu yüzden de izansız, irfansız, İslâmsız bir hayata mahkûm edilmişiz. Ticaretimiz, dünyanın kurallarına göre ve kendisini dünyanın sahibi gören batının kurallarına göre belirlemişiz. Ekonomimizi, siyasetimizi, eğitimimizi onlar belirlemiş, yönlendirmiş. Ziraatımızı onlar tarif etmiş. Sanayimiz onların elinde.

Peki, sorarım sizlere Hz. Kur’ân niye bize gönderildi? Kur’an’ın mânâsı, anlamı ne? Kur’an’ın bizim hayatımızda ki işlevi ne?

Kur’an bize ticareti anlatma, sanayiden bahsetmek, eğitimi planlamak için geldi. Kur’an bize dünya ve ahiretin saadetini tarif etmek için geldi.

Peki, biz bu alanlarda Kur’an’ı kullanabiliyor muyuz? Hayır. Hiç ihtiyaç duymuyoruz. Bizim için Kur’an sadece bir zikir kitabıdır. Ölü kitabıdır. Ölülere okuruz. Cenazelerde veya düğünlerde ki mevlitlerimizde, camilerde hocalarımız okur, kulaklarımızın pasını siler, orada dinleriz, o kadar. Sanayi çarşısında, ekonomi borsasında, ticaret odasında Kur’an okunmaz. Düşünebiliyor musunuz? Bir müessesede, bir sistemde, bir yaşamda Kur’an bir yere girmiyorsa, Kur’an yoksa o Kur’an’ın boşluğunu ne dolduracak? İşte bahsettiğiniz şeyler. Sıkıntı burada, Kur’an ile kaynaşamamakta. Kur’an’ı caminin dışına çıkaramıyoruz. Hayatın içine sokamıyoruz. Üniversitemizde, kışlamızda, borsamızda yok. Odaların hiç birinde, Ticaret odasında, zanaatkârlar odasında sanayi odasında yok. Partilerimizin hiçbirinde yok. Kur’an’sız bir hayat, İslâmsız bir hayat… Öyleyse çok fazla şikâyet etmeye hakkımız yok. Çözüm Kur’an’da.

Sual: Türkiye’nin %98,5’i Müslüman. Ve bunların ekserisi sizin de buyurduğunuz gibi mahiyetini kavrayamasalar da bilgi olarak faizin haram olduğunu en azından duymuşlar.

Cevap: Bilmek yetmiyor, bilmek yetmiyor işte. Şimdi derler ya ağaçlar baltaya demişler ki yahu bizden ne istiyorsun, niye bizi kesip duruyorsun. Demiş ne yapayım sapım sizden. Şimdi bizim belimizi büken işte bu. Türkiye’nin %98,5’i Müslüman. Acaba gerçekten böyle mi? Müslüman olmak “ben Müslüman’ım” demekle mi oluyor önce bunu Türkiye’de belirlememiz lazım? “Ben Müslüman’ım” diyen her insan Müslüman mı acaba? Bunun belirlenmesi lazım. Bu karambola gelmiş.

Sual: Efendim biraz önceki ana sohbette buyurdunuz ki her nefes alıp verişimizde  Allah’ı zikretmeliyiz. Peki, yediğimiz içtiğimiz besinlerde bu anlayışımız nasıl olmalı? Bazı yerlere gittiğimizde ikramlar ediliyor. Bizler bu ikramların mahiyetini bilemiyoruz. Yememiz mi lazım yoksa geri çevirmemiz mi lazım?

Cevap: Şimdi biz nefesi sürekli alıyoruz. Yani yemek yerken de nefes alıp veriyoruz. Zaten başta nefesi kontrol ettiğimizde, içeri girip çıkan her şeyi kontrol etme alışkanlığını elde edeceğiz. Dolayısıyla da yiyip içtiğimizi de kontrol etmeye başlayacağız. Misal bu çayı içerken “Bu çayı nerden getirdiniz?” diye soracağız. Eğer çayı bana getiren adam güvenilir, emin olduğum biri değilse bunun muhasebesini yapmalıyım.

Bizde örf olarak öğrendiğimiz belli toplumsal kurallar İslâm ile çelişiyor. Bu bir gerçek. Biz İslâm yerine o örfleri tercih eder olmuşuz. Misal “üzümü ye bağını sorma” felsefesini bize öğretmişler. Bu bir yahudi ifadesidir. Biz hayata böyle bakıyoruz. Arkadaşın sana temiz duyguyla bir şey ikram ediyor, gönlünü kırma ye. Yiyeyim de ya benim gönlüm mahvoluyorsa ne yapacağım. Belli ölçüler inancımızla çelişiyor.

Biz önce İslâm anlayışını, İslâm’ın hükümlerini her şeyin üzerinde değerlendirmeliyiz. Hiçbir felsefe, bilgi, örf, kural, kaide İslâm’ın, İslâm’ın emirlerinin yerine, Allah Resûlü’nün ahlâk ölçülerinin, İslâm prensiplerinin yerine kaim olamaz. Bunu bilmeliyiz. Meseleye bu zaviyeden baktığımızda o zaman soramayacağımız bir şey kalmıyor.

Bunun için yiyip içtiğimiz şeyler çok önemli. Şüpheli bir şey, haram bir şey bizde ciddi tahribatlar yapacak. Misal bir arkadaşımızla çarşıda karşılaştık. Birlikte biraz oturalım diyoruz. Nerede oturacağız? Oyunlu bir kahvede. Oturup oradan çay içiyoruz. Canım biz oyun oynamıyoruz. Ama seyrediyoruz. Veya bize getirilen o çay nasıl yapılmış? O çay, o şeker ne ile alınmış? Orada ki oyunların parasıyla… İnce düşünmek istemiyoruz.

İslâm bize seçiciliği öğretiyor. Seçici olmalıyız. Misal hocalarımız bilirler, bir namaz kıldırmak için imam olacak kişilerin aralarında seçim vardır. Takva olan, kıraati düzgün olan, ahlâkı güzel olan vs. Araştıra araştıra boyu uzun olan, büyük ayakkabı giyene kadar iner bu iş. Hepsinde eşitlerse, afedersiniz, hangisinin ailesi güzelse onun gözü daha az harama bakmış olabilir diye O imam olsun denir. Bunu niye söylüyor? Müslüman hayatında seçici olmalı.

Bakın Resulullah (asv) Ashab’tan birini Kıble’ye doğru tükürürken görüyor. Resûlullah (asv) hemen onu ikaz ediyor: “Sen sakın bir daha imam olma!” buyuruyor. Sen kimsenin önüne geçip imamlık yapma. İşitenler bunu O’na soruyorlar: “Niye ya Resulallah onu imamlıktan men ediyorsunuz. O bize bazen namaz kıldırıyor.” “O kıbleye tükürerek Allah’a ve Resulune eziyet ediyor.” buyuruyor Resulullah Efendimiz. Bakın.

Şimdi düşünün Allah’a ve Resule eziyet edenler, bu dine eziyet edenler, kalbindeki imana eziyet edenler… Mü’min bunu araştırmak zorunda. Dedik ya birçok şeyi bilemiyoruz. Bazen bildiğimiz de işimize gelmiyor herhalde. Bunun için seçici olacağız. Yiyip içeceğimiz şeyi, yeri, arkadaşı seçeceğiz. İman bir seçimdir. İman bir tercihtir. Önce buradan işe başlayacağız. Bunu iyi anlamalıyız.

“Ve men şae fel mu’min ve men şaefel yekfur” buyuruyor Cenabı Hak. Tercih, senin. İster imanı seç, ister inkârı seç. İmanı seçtinse iman yolunda olan, imana uygun olan; imanı bozmayacak, imana zarar vermeyecek şeyleri seçmek zorundasın. Tabiri caizse yan sanayi diyorlar ya; bir ana madde alıyorsun onu rahat kullanabilmen için onun yan sanayilerini kullanmak durumundasın, farklı bir parça uymaz. İmanına başka bir parça uyduramazsın. O mutlak “TSE” gibi, Kur’ân, İslâm garantili olacak.

Bu ölçülerden baktığımızda biraz önce arkadaşımızın ifade ettiği yüzde doksan sekiz o yüzde kaça düşer düşünün. O gün Kıble’ye tüküren birine Resulullah öyle buyurursa bu gün bizi görse…

 

GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2013 EYLÜL SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR

 

Sual: Erzurum’da ki gençleri halen daha bir ergenlik var. Bu ergenlik fiziksel olarak değil düşünce olarak yapabiliti olarak insanın bir ergenlikteyiz. Yine bununda geliştirilmesi için yine bir vasıta gerekli.

Cevap: Aslında hayatı boyunca lazım olabilecek bütün mevzuatın ipuçlarını, kalıpları, formatları, şemaları insana verilmiş. Başka hiçbir vasıta olmasa bile insan bu ipuçlarını, bu kalıpları takip ederek hakikate ulaşabilir. Ve kendisine lazım olacak, onu hakikate ulaştıracak vasıtaları bulup bir araya getirebilir.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran en üstün özelliklerden birisi düşünce yetisidir. İnsan düşünen bir varlıktır. İnsan ciddi olarak düşündüğünde, fıtrata uygun düşündüğünde doğruluk moduna ayarlanmıştır. Yaradılışı böyledir. Çünkü Hz. Allah kimse hakkında şerri murad etmemiş, yarattıkları hakkında daima hayır murad etmiştir. Bu yüzden de insanın bütün genlerini, kromozomlarını hayır üzere yönlendirmiştir. İnsan fıtratına uygun düşündüğünde veya düşünce yapısını geliştirdiğinde o lüzumlu araç ve gereci temin edecektir. Misal bir kuşu düşün. Kuş yavrusu, serçecik… Allah onu uçması için yaratmıştır. Dünyaya geldiğinde ona birisi uçmayı öğretmez. Belli bir kemale geldiğinde kanatlarını çırpmaya başlar. Bir ördek yavrusu hemen suya doğru gider. Bu yaradılışlının gereğidir. Allah o yüzme kabiliyetini onun genlerine yerleştirmiştir. İnsan konuşan bir varlıktır bu yüzden dünyaya geldiğinde belki kelime olarak telaffuzda bulunamaz ama ses çıkarır. Bu onun konuşan bir varlık olduğunu gösterir. Bunlar fıtrîdir.

İnsanın zahirinde ki veya mahlûkatta olan bu haller nasıl fıtrî ise insanın asıl yaradılış gayesi olan o gayeye ulaşması da bu denli tabiidir. Yeter ki insan düşünebilsin. Yoksa hiç kimseye Cenâbı Hak gadretmemiştir. Birilerine lütfedip, onlara bir şeyler ikram edip birilerini de kasıtlı mahrum etmemiştir. İnsanın mahrumiyeti yine kendi eliyledir. İnsan kendi kendisini mahrum etmektedir. Fıtratı ile bütünleşemediği, düşünemediği, kendisine lazım olacak araç ve gereci birleştiremediği için mahrumdur.

Bunu bir çerçeve olarak çizmeye çalıştım. Şimdi bu çerçevenin içini dolduralım. Bu çerçeveden meseleye baktığımızda Cenâbı Hak bir insan yaratıyor. Buna Âdem diyor. Bir insan yaratıyor adeta o insanı yine kendisine, var olan bir insana rehber kılıyor; onu peygamber yapıyor. İnsan yok bir Âdem var. Ve Cenâbı Hak o Âdeme buyuruyor ki “Sen peygambersin. Âdemiyetin rehberisin.” Buradan anlıyoruz ki Cenâbı Hak önce altyapıyı oluşturuyor. Sonra üstyapıya devam ediyor. Rehberi belirliyor, nübüvveti veriyor ve ona -bunu inanç anlamında söylüyorum- teknik konularda lazım olacak bütün bilgileri veriyor: Hz. Âdem’e otuz suhuf veriyor. Bir katalog veriyor Âdem’e. Ondan sonra Âdem’den diğer insanları var ediyor. Bakın insanların ihtiyaç duyacağı her şey hazır. Lider, teknik donanım, bilgi… her şey var. İnsana düşen ne? Hani halk arasında bir söz vardır. Un var, şeker var, yağ var buyur helva yap… Bu Allah’ın kadim olan bir âdeti ve bu kadim âdet değişmeyecek. Değişmemiş de. Dolayısıyla her zaman dilimi için Cenâbı Hak kâinatın farklı farklı bölgelerinde peygamberler ve suhuflar, kitaplar göndermiş. Bu anlamda Son Rehber “Sultanu’l-Enbiya aleyhi’s-selâtu ve’s-selâm” geldikten sonra Cenâbı Hak asaleten bir rehber daha göndermeyecek ama o rehbere vekâleten kıyamete kadar o kadrolar devam edecek. Ve isteyen her insanı, doğruluğu arzulayan, iyiye niyet eden, iyi olma gayreti içinde olan her insanı Cenâbı Hak belki en yakınındaki o rehbere ulaştıracak. Yeter ki buna ihtiyaç hissetsin.

Ama insan rehber olarak nefsini gördüğünde, teknik donanım olarak kendi aklını ve cüz’i, zayıf bilgisini kabul ettiğinde kendi kendini kilitliyor. Bir telefonu düşünün yanlış girişler yaptığında telefon kilitleniyor. İnsan kendi yaptığı şeylerle Hakk’ın huzurunda kendisini kilitliyor ve iptal hale getiriyor.

Bu düzen Allah’ın düzeni. İnsanın bu düzeni kabul etmesi gerekiyor. Çünkü insan kendi kendine yeterli değildir. Ben nasıl ki zahir hayatımda, yaşantımın gereği kendi kendime yeterli değilsem, misal benim terziye, marangoza ihtiyacım var. Şu içinde oturduğumuz bir odaya bakın. Kaç insanın, kaç meslek erbabının bir araya gelişiyle meydana gelmiştir. Bakın burada marangoz çalışmış, kapılarını, doğramalarını yapmış. Burada kalıpçı, duvarcı, sıvacı, boyacı çalışmış. Burada mefruşatçı çalışmış, perdelerini yapmış. Burada döşemeci yerin döşemesini yapmış. Cilacı burayı cilalamış… Kaç meslek erbabı bir oda yapmış.

Bir insan zahirde böyle bir odaya başını sokabilmesi için nasıl ki bütün bu insanlara ihtiyacı varsa, Allah’ın rahmet dairesine, izzet sarayına, has odaya, yakınlığına erişebilmesi için birilerine ihtiyacı var. Aklın yolu birdir.

İnsan bunu reddettiğinde nefsi ile baş başa kalıyor. O zaman adeta Cenâbı Hak eşyanın dilinden ona buyuruyor ki “hadi yap bakalım böyle bir oda.” Ama derme çatma bir dam değil, mükemmel bir oda yapacaksın.

Bu anlamda insan fani olan şeylerde yekdiğerine muhtaç iken, baki olan ve hiç bilmediği, tamamen yabancısı olduğu mes’elelerde nasıl olur da eğitimi, rehberi veya o anlamdaki eğitim kurumlarını kabul etmez. Bu ne akılla ne inanç ve irfanla bağdaşacak bir şey.

İnsan Âdemi, yaradılışını, vazifelendirilişini düşünse demek ki her zamanda bir Âdem var. Allah’ın âdeti böyle. O Âdemi bulmalı. Kendisi için o Âdemi bulursa adam olabilir. İşte bu adam oluş bahsettiğin süreçte, ergenlik, reşit olup rüştünü ispat etme, fikir, amel, ahlak, anlayış olarak orada kemale gelir. Yoksa hep kişiliksiz, karaktersiz, kimliksiz, benliksiz, belleksiz, köksüz bir ot misali hayatını devam ettirir. Olgun, kalifiye insan olmanın yolu buralardan geçiyor. Bu bahsedilen kişiliksiz, kimliksiz, karaktersiz, şahsiyetsiz insanlara üç beş tane üniversite bitirttir, o karakteri kazanamaz, o kişiliği bulamaz, erişemez. Bu tip insanların elindeki bilgi teröristin elindeki silah gibidir. Bilgisiyle zarar verir. Kötüye kullanır.
Konunun başına dönersek insanın hazreti insan olması için bu bir süreç. Altyapısıyla, üstyapısıyla bu süreci yaşayıp tamamlaması lazım.

Her sanat ehlinden öğrenilir. Bir insan doktor olmak istiyorsa tıp fakültesine gider. Bir insan mühendis olmak istiyorsa mühendislik fakültesine gider. Öğretmen olmak istiyorsa eğitim fakültelerine devam eder. Din adamı olmak istiyorsa ilahiyat fakültesine gider. O mesleği nerde öğrenecekse oraya gider. “İnsan” olmak istiyorsa ve çıtayı daha yukarı koyup “hazreti insan” olmak istiyorsa “hazreti insana” gidecek. Buna ihtiyaç var.

Yoksa insan olamaz, nas olur. Bugün yeryüzünde gördükleriniz nas sınıfındandır. İnsan ayrıdır. Kelimeleri de farklıdır. Kelimeler hakikatlerin elbiseleridir. Çok şey ifade ederler. Nas Arapça bir kelimedir. Kur’ân-ı Kerim umuma hitab ederken “eyyuhennas” diye hitab eder. Bakın Nas sûresinde hep sonlar nasla biter. “Kul euzubirabbinnas melikinnas ilahinnas”. Umuma nas diye hitab eder Cenâbı Hak. Nas n-s-y kökeninden gelir. Nisyan, unutkan, gafil, aldanmış, vazife-i asliyyesini unutmuş, nereden gelip gittiğini bilmeyen, amiyane tabirle kuru kalabalık demektir. İnsan ise, insan ü-n-s kökeninden gelir. Enis, arkadaş, dost, yaklaşmış, yakın olmuş, ulaşmış, kavuşmuş anlamlarına gelir.

İnsanın serüveni “nas” olmaktan çıkıp “insan” olmaya gayret etmektir. Ve insanın da en had safhası, tekâmül etmiş hali “hazreti insan” olmaktır. Bu da “hazreti insan”dan öğrenilir. Tıp fakültesinde bunu öğrenemezsin. Hukukta, hendese bilimlerinde coğrafyada, tarihte, ilahiyatta bunları öğrenemezsin. İnsandan öğreneceksin.

Bunun için Cenâbı Hak Efendimiz’e “insanlara söyle, onlara öğret ki ey insanlar, insan olmak istiyorsanız, Allah sizi sevsin istiyorsanız, Allah’a sevimli olmak istiyorsanız bize gelin, O hakikatleri bizden öğrenin” buyuruyor. Onun için insana ihtiyaç var. İnsan olmak için insana ihtiyaç var.

Biz her şeyi bir isimle tanıyoruz. Mesela şu görünen bir cisim, buna bardak diyoruz. Bu isimle tanıyınca bu cismin neye yaradığını, ne amaçla kullanıldığını, vazifesini anlıyoruz. Mesela önümüzde durana sehpa/masa. İsmi söyleyince bunun amacını anlıyoruz. Ama yeryüzündeki bütün cisimlere bilimsel olarak madde diyoruz. Bunların hepsi birer madde. İslâm ıstılahında, şer’i olarak eşya diyoruz. Eşya, şey kökenindendir, şeyin çoğuldur. Şey, ismi söylenilmeyen, kullanılmayan, bilinmeyen, ayrıntısına girilmeyen cisimler, varlıklar, maddeler demektir. Bunların tamamına birden İslâm cemi’/çoğul olarak eşya der. Ama eşya deyince neyin kastedildiğini anlamayabilirsin. Çünkü bu anlamda insan da bir eşya. İnsan da bir madde, bir varlıktır. Bu da eşya cinsindendir. Ayırt etmek için insan diyoruz.

Bunun gibi her varlığın ismi ile bütünleşmesi gibi bize “hazreti insan” olmanın ilmini, tekniğini, teorisini öğreten ilmin dalı bu branşın adı tasavvuftur. Bu rehberin adı, bunun pratiğini yapan, uygulayıcısı, muallimi, öğreticisine “mürşidi kâmil” diyoruz, insanı kâmil. Bu isimle tanınıyor. Demek ki o ilim ve o muallim; öğrenilmesi gereken ve öğretecek olan olmazsa biz bu hakikatlerden mahrum oluruz...

Zihni geliştirme, tefekkür jimnastiği adına insanlar  tasavvuftan bahsederek, tasavvufu konuşarak bu konu hakkında bir fikir, bir anlayış sahibi olabilir, bir noktaya belki gelebilir. Ama mutasavvıf olmaz. Konuşarak sûfi olmaz. Düşünün bir insan tıp fakültesini çok üstün dereceyle bitirmiş olsa. Yüksek ihtisas da yapsa; bir hastaneye görevlendirilse doktor olsa bu insan pratisyen hekimdir. Niye? O bilgisini tecrübeye dönüştürmemiştir. Teoride mükemmeldir ama pratiği hiç yoktur. Hastalar üzerinde adeta pratik yapa yapa, tetkikler, teşhisler, tedavilerle bu insan uzman olur. Mütehassıs olur, profesör olur… Ama bunları pratikle elde eder.

Tasavvuf da yaşanılacak, uygulanılacak bir ilimdir. Sadece bilinecek bir şey değildir. Sadece teknik bir bilgiden ibaret değildir. Tasavvufta pratiksiz bir teori çok fazla bir şey getirmez. Seven olarak kalırsın hep. Dıştan, uzaktan bakan kalırsın. Bir şeyi tarif etmeye kalksan, misal şeker/çikolata tatlıdır diyebilirsin. Şeker çok tatlı. Tatlıyı tarif edebilir misin? Yok. Tatlıyı bana tarif edebilmen için bana şekeri yedirmen lazım ki ben o tadı anlayabileyim.

Sûfi olamazsan ancak şekerin tatlılığını bilirsin. Tadını bilemezsin, anlayamazsın. Tatlı olduğunu duymuşsun, tahmin edebiliyorsun, “bu şekerleme tatlı olur” diyebiliyorsun. Tahminler yürütebilirsin. Nazariyat. Sûfi ıstılahında buna İlme’l-yakîn denilir. Bilgi ile bir şeye yaklaşmak. Ayne’l-yakîn onu görmek. Ayn - göz. Görerek ona yaklaşmak. Hakke’l-yakîn onunla bütünleşerek ona yaklaşmak. Yani onu yiyerek damağında ve dimağında onu hissetmek. O zaman senin söyleyeceğin şey şekerin, çikolatanın tarifidir. Ve söylediğin şey sahihtir. Çünkü sen onu tecrübe ile, yiyerek tescil etmişsin, sabitleştirmişsin. Yoksa senin oradan bakarak “tatlıdır” demen bir zandır. Zandan öteye geçmez. Teori olabilir, varsayım olabilir veya bizim medrese tabiriyle “faraza” olur.

O yüzden bu hakikatleri anlayabilmek için tasavvufun içine dalmak lazım. O rehberle hemhal olmak lazım. Hazreti insana bulaşmak, karışmak, kavuşmak, ulaşmak; onunla buluşmak, sonra hazreti insanlaşmak… Adeta bu insan için gerçek doğumdur. Sonsuzluğa doğar insan. Şu anda biz fani âleme doğmuşuz. Ölümümüzü bekliyoruz. Her aldığımız nefes ömür takviminden bir yaprak koparıyor. Hızla sona doğru gidiyoruz. Ama sûfi tekâmül doğumunu gerçekleştirdiğinde gözlerini sonsuzluğa açar. Onun için son yoktur.
Sual: Efendim, bunun vukua gelmesi, “hazreti insan” olabilmesi için Allahu Teâlâ bizden bedel istiyor diyebilir miyiz?

Cevap: Diyebiliriz. İnsanın vereceği bu bedel de evre evredir. İnsan önce ikrar verir. Bu sözlü bedeldir. Bu işi kabul eder, böyle bir yola girer. Buna ikrar denir. Ondan sonra iş gerçekleşeceği zaman ondan ne isteniliyorsa onu verir. Ama artık o kemale gelmiştir. Onun gözünde hiçbir şeyin kıymeti yoktur. O elde edeceği şeyi görmüştür artık. O yüzden ondan ne isterlerse verir. Hiç çekinmez canını verir.

Bunun en büyük örneği Hz. Ebubekir’dir. Müteaddit kereler adeta canını Allah Resûlü’nün yerine, yoluna sunmuştur. Hicrette O’na arkadaş olmuştur. Onları millet fellik fellik ararken yakalansa öldürüleceğini bildiği halde ölüm pahasına O’nun yanından ayrılmıyor. Hâlbuki Hz. Ebubekir’e karşı kimsenin bir düşmanlığı yok. Bahse konu olan Sultanu’l-Enbiya aleyhi’s-selâtu ve’s-selâm. O’na varlığını bedel veriyor. Mağaraya saklanıyorlar, O’na bir zarar gelmesin, akrep yılan gibi zarar verebilecek haşerat gelmesin diye üstündeki cübbesini, başındaki sarığını vesairesini yırtıp mağaradaki deliklere öteye beriye kapatıyor. En son bir delik kalıyor oraya tıkayacağı bir şey kalmamış. Oraya da ayağını/topuğunu dayıyor. Âlemlerin Efendisi dizine yatmış uyuyor, istirahat ediyor. O da ayağını uzatmış bir deliği tıkamış. Oradan gelen bir yılan bunun topuğunu ısırıyor. Canı öyle yanıyor ki. Yılan ısırdığı için canı yanan insan feryad eder. O ben kıpırdarım da Resulûllah uyanır diye kıpırdayamıyor da. Benim başıma devlet kuşu konmuş nasıl kıpırdarım ben. Hareketlenemiyor, canlanamıyor. Ama o kadar canı yanıyor göz yaşlarına hâkim olamıyor ve gözünden akan yaş Fahri âlemin yüzüne damlıyor. O yaşa uyanıyor Cenâbı Peygamber. Hz. Ebubekir niye ağladım da yaşım O’nun üzerine düştü, O uyandı diye elinden gelse o anda gözlerini de çıkaracak. Allah Resûlü ağlamasının sebebini sorduğunda önce bir şey söylemek istemiyor ama canının yandığını gören Cenâbı Peygamber “Ne oldu?” deyince “Herhalde ayağımı bir şey soktu Ya Resûlallah” diyor. Cenâbı Peygamber ayağına bakıyor ki yılan ısırmış. Ağzından bir parça balı yarasına sürüyor, tedavi oluyor.

Ama o anda canını koymuş oraya, bedelini vermiş. İşte o teslimiyeti, onun o bedel verişi kıyamete kadar gelecek insanlığa onu tanıtıyor. İsmi Kur’ân’da zikrediliyor Kur’ân’a geçiyor. Cenâbı Hak ayeti kerimede o mağaranın içinde iki kişi ve o “İki kişinin ikincisi” diye ondan bahsediyor. Varlık âleminde ikinci sıraya yer alıyor. Kâinatın efdali, eşrefi Hz. Muhammed (aleyhi’s-selâm), “ikinin ikincisi” diye Cenâbı Hak ikinci sıraya Hz. Ebubekir’i koyuyor. “Yâr-i gâr” oluyor. Mağara dostu, mağara arkadaşı oluyor. Hz. Ebubekir hakikat levhalarına böyle nakşedildi adeta.

Hz. Ali bedel veriyor. İkrar vermiş Müslüman olmuş, şahadeti söylemiş. Hicrette ölüm pahasına Resûlullah’ın yatağına yatıyor. Odaya girenler yatakta Peygamber var zannediyorlar. Tam kılıçlarını kaldırıyorlar öldürecekleri anda diyorlar ki “yahu bakalım yataktaki kim” Bakıyorlar ki Hz. Ali. O anda vursalar kimvurduya gidecek. Kaç tane kılıç kalkıyor. Ama hiç gam değil Hz. Ali için. İkrarını vermiş ondan sonra da canını istemişler, “yatağımıza yat” demişler hiç tereddütsüz yatmış. O bedel o zaman insanın gözüne gelmiyor. Karşılığı görmüş ya hiçbir şeyin kıymeti kalmıyor o zaman.

Ama bu önce anlayışla/ikrarla başlıyor ondan sonra da senden ne isterse ister. Canını ver canını, malını ver malını. Allahu Teâlâ “Onlar canlarıyla ve mallarıyla Allah yolunda mücadelede hizmet ederler, Allah için gayret ederler” buyuruyor. Bedelsiz hiçbir şey olmaz. Dünyada ücretsiz bir şey yok. Misal annen baban seni büyütüyor. Belki bakıyorsun bunu meccanen yapıyorlar ama senden bir beklentileri var. Sana yaptıklarının karşılığını senden bekliyorlar. Sen büyüyüp onlar hizmete muhtaç olduğunda onlara hizmet etmeni istiyorlar. Bunu bekliyorlar. Senin gölgende oturacaklarına, düştüklerinde onları düştüğü yerden kaldıracağına, ellerinden tutacağına, gerektiğinde her şeyini onlar için feda edeceğine inanıyorlar. Bunlar onların beklentileri. Annen yemiyor, seni yediriyor, giymiyor giydiriyor, uyumuyor, sabaha kadar başında bekliyor. İnsan düşünüyor ki bu ne şefkat, bu ne merhamet. Gelecekleri için senin üzerinden yatırım yapıyorlar. Yani dünyada ücretsiz bedelsiz hiçbir şey yok.

Sual: Efendim, bu sohbetlerin nasihatlerin daha güzel anlaşılması, hayata daha kolay yansıtılmasında helal lokmanın etkisinden bahsedebilir misiniz?

Cevap: Siz marangozsunuz… Şu yüzeye bir kaplama yapacağınız zaman bu kaplamanın buraya yapışabilmesi için altını iyice zımparalamalısınız. Hiçbir toz, kir, pürüz kalmamalı. Yoksa bu yapışmaz veyahut altındaki o şeyler hava kabarcıkları oluşturur, kabarır. İnsanın yediği haramlar da yüzeyin üstündeki o çer çöp, pürüzler gibi. Bunlar üstümüzde var olduğu sürece güzel kaplamalar yani nasihattir, zikirdir, fikirdir, vesaire bunlar yapışmaz. Kapatmaz.

Bunun için o zımpara misali çokça tevbe istiğfar edip Allah’ı zikretmeliyiz. Gözyaşı ile adeta gönlümüzü yıkamalıyız. Zemini tesviye etmeli, düzeltmeliyiz. Güzel işlere devam etmeliyiz. Pişmanlık duyduğumuz şeyleri tekrarlamamalıyız. Bu zemini böyle tahliye, tesviye ettikten sonra istediğimiz güzelliği üstüne kaplayabiliriz Allah’ın izniyle, oda altındaki bütün çirkinlikleri örter siler götürür. Tevbe istiğfar, Allah’ı zikir, iyiliklere Allah’ın razı olduğu işlere devam etmeli ve o yanlışları tekrar etmemeliyiz.

Bu nasihatlerin faide vermemesinin sebebi bulunduğumuz konuma göre fark edebilir. Bu kimine göre haram olabilir, kimine göre gıybet olabilir. İnsanların ayaklarını kaydıran şeyler farklı farklı olabilir. İlla herkes muz kabuğuna basmaz. Kimini muz kabuğu kaydırır, kimini başka bir kabuk kaydırır.

Ama zamanımız bu anlamda ayak kaymasına müsait bir zaman. Bu yüzden insanın çok dikkatli olması lazım. İyileri tercih etmesi, iyilerin meclisine devam etmesi lazım. Yalnız kaldıkça nefsi onu günaha sevk eder. Yanlışları ona güzel gösterir. Çünkü insan yalnız yaşayabilecek bir varlık değil, toplumsal bir varlıktır. Arkadaşa, çevreye, cemiyete muhtaçtır. İnsan bunu iyilerden belirlemeli. Misal cami cemaatiyle arkadaş olmazsa kahve cemaati ile arkadaş olacak. Bunun için insan iyileri tercih etmeli.

Sual: Bazen çevremizde ki eşimiz dostumuz diyor ki bir yere intisap etmeden de Allah’a ibadet edebilirsin.

Cevap: Olmaz diye bir şey yok olurda. Yine marangozluk mesleği üstünden rahat anlaşılabilsin diye örnek vereyim. Bir insan şu masayı eliyle de yapabilir. Belki bir keserle veyahut bir keskiyle belki bir masa yapabilir. Ama bunu bir ayda mı yapar bir senede mi yapar…

Bir de alet edevatı; hızarı, planyası, testeresi olsa, bu aletlerle şu masayı bir günde yapar. İnsanın bir yere intisab etmesi buna benzer. İşi kolaylaşır. Doğruyu çabuk öğrenir. Ama bunu kendi başına yapmaya kalktığında masayı eliyle yapan adam gibidir. Bunu çok fazla da sağlam yapamayabilir. Çünkü alet edevat yok, çivi kullanmayacak, tutkal kullanmayacak, kara usul yapacak… Çok sıhhatli bir şey ortaya çıkmaz.

Ama olur masa yapar. Yapamaz diyemeyiz. Yapar ama çok kullanışlı bir şey olmaz. Sıhhatli bir şey olmaz.

GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2013 AĞUSTOS SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort