JoomlaLock.com All4Share.net

Gülzâr-ı Hâcegân

Cuma, 01 Mart 2019 00:00

ALLAH'IN VELİ KULLARI -6

Allahın Veli Kulları 6

Allah'ın Veli Kulları -6 - Mine Şimşek

Sayı : 129 - Eylül 2018

 

Allah'ın Veli Kulları -6

 

Alemlerin Rabbi olan, eşi benzeri olmayan yüce Allahu Teala’ya binlerce hamdu sena olsun. Habibi Kibriya Muhammed Mustafa’ya (sav) zerreler adedince salat, selam olsun. Bu ayki yazımızda Allah dostlarının kısa hayatlarını yazmaya devam edeceğiz inşallah.

İmamı Rabbani Hazretleri ve Kısa Hayatı:

İmamı Rabbani ismiyle meşhur olan Ahmed Faruk Serhendi (ks) hazretleri Hindistan’da yetişen en büyük veli ve alim. Silsileyi aliyeye mensub İslam alimlerinin yirmi üçüncüsüdür. Babasının adı Abdülehad’dır. 1563/971 senesinde Hindistan’da yetişmiş olmasına rağmen irşadı ve etkisi dünyanın birçok bölgesine ulaşmıştır.

Bu zatlar güneş gibidir, parlar ışık verir ve haliyle onlara yönelenler istifade ederler. “Rabbani” alim demek olup kendisine ilim ve hikmet verilmiştir. İlmi ile amel eden, amel bakımından eksiksiz, kamil, olgun alim demektir. İşte o hakiki yol göstericilerden biri de “Müceddid-i Elfissani - İkinci Bin Yılın Yenileyicisi” ünvanıyla anılan İmamı Rabbani’dir. Baba tarafından soyu hazreti Ömer efendimize dayanmaktadır, onun için “Faruki” nisbesiyle anılmıştır.

Talebelerinin meşhurlarından olan Bedretttin Serhendi (ks) İmamı Rabbani hazretlerinin mübarek suretini şöyle tarif etmişlerdir: Onun mübarek suretini şöyle beyan edelim ki sevenleri ve yolunda bulunanları onun mübarek yüzünü ve sohbetlerini düşünerek feyz alıp nasiplensinler. Beyaza yakın buğday tenli ve açık alınlı idi alnında ve mübarek yüzünde öyle bir nur parlardı ki ona bakacak takat kalmazdı. Kaşlarının arası açık idi dişleri sık birbirine bitişik olup inci gibi parlardı, sakalları sık, heybetli yuvarlak olup yanaklarından taşmazdı. Uzun boylu ve ince yapılı idi, ondan her saat ve her dakika feyz zuhur ederdi.” 

Sevenleri onun için: “En yükseklerden feyz saçan rahmet bulutu / Senden yağıyor bereketli nisan yağmuru / Bekliyoruz seni ancak senin, senin feyzinle kurtuluruz.” diye şiirler yazmışlar.

İmamı Rabbani (ks) az bir nimete şükrederdi. Yaz olsun kış olsun gecenin üçte ikisini geçirdikten sonra kalkar o vakitte okunması gereken duaları okur, Mükemmel bir abdest alır. Abdest suyunu başkasına döktürmezdi…. Kur’an-ı Kerim okurken dinleyenler okumasından ve simasından Kur’an-ı Kerim’in esrarının ve bereketlerinin ona akıp geldiğini anlarlardı. Muhammed Haşimi Keşmiş şöyle anlatır: Bir gün Kur’an-ı Kerim okuma esnasında bu fakire dönüp: “Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala ile habibi arasında öyle sırlar var ki onları ancak alimler anlar.” buyurdu.

İmamı Rabbani (ks) ilk tahsiline babasından ders alarak başladı. Babasından okuyup Arapça’yı öğrendi, küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i ezberledi, sesi güzel olduğundan Kur’an-ı Kerim’i bülbül gibi okurdu. İlminin çoğunu babasından, bir kısmını da zamanın meşhur alimlerinden öğrenmiştir. Babasından aldığı dersler tamamlanınca Siyalkut şehrine gidip oradan da Mevlana Kemalettin Keşmiri’den ilim öğrenmiştir. Edebiyata çok meraklı olup zekasının şiddeti herkesi hayrete bırakıyordu. İmamı Rabbani hazretleri (ks) memleketinde ilim ve edep öğretmeye isteklileri yetiştirmeye, yükseltmeye, başladı. Şöhreti her yerde yayılıp her tarafta aşıkları onun ilminden feyzinden faydalanmaya geliyordu.

Talebelerini mükemmel bir şekilde okuturdu. Ömrünün son zamanlarında dahi talebelerine ilim tahsilini sık sık emreder buna çok önem verirdi. Herkesin kalbini ilim ve nur ile doldururdu. Peygamberimiz’in (sav) sünnetlerini canlandırıyor ve kuvvetlendiriyordu. Çok alim ve veli yetiştiriyordu.

Hikmetli Sözleri ve Mübarek Öğütleri:

İnsanın yaratılışındaki maksat, kendisine emredilen ibadetleri yerine getirmektir. İbadetlerin edasından maksat da imanın hakikati demek olan yakini elde etmektir.

Kalp temizliği, Kur’an ve sünnete uymak bidatlerden kaçmak ve nefsin kötü arzularından sakınmakla olur.

Şu üç şeyden mahrum kalmanız yakışmaz: Kur’an-ı Kerim okumak, çok Kur’an okuyarak namazı eda etmek, “Lailahe illallah” kelime-i tayyibesini çok tekrar etmek.

Allahu Teala’nın sizi imtihan ettiği vakitlerde ona hamd etmelisiniz. Nefsinize bir lahza dahi boşluk bırakmadan bu işlerinize devam etmelisiniz. Çokca tekrar ediyoruz ki bu kıymetli vakitleri hiçbir işe yaramayan boş şeylerle harcamayınız.

Dünyada namaz mertebesi, ahirette ruyet mertebesidir. Dünyada yakınlığın mahiyeti namazdadır. Allah’ın yakınlığının sonucu ise Allah’ı görmektir. İbadetlerin en güzeli namazdır ki dinin direğidir. Müminlerin miracıdır, onun edası için tam itminan gösterip onda dikkatli olmak gereklidir. İtminan denilen kalbin sükuneti de bulunmalıdır. İnsanların çoğunun itminanı ve tadili erkanı zayi etmek suretiyle namazı boşa gidermektedir.

Zikir kalbin amelidir ve yüce Allah’ın Kur’an’da emrettiği vazifelerden biridir. Zikir Allah bilinci içinde olmaktır. Zikir bir amel çeşidi olduğu gibi aynı zamanda ibadetlerin içinde, ruhunda bulunan bir öz, bir cevherdir. Zikrin en önemli neticelerinden biri kalbi itminana kavuşturmasıdır. Kalbin itminanı demek gönülden tasdik etmek ve insanın iman edilecek, gaybi şeylere gözüyle görürmüşcesine inanması ve böylece kalbin mutmain olup rahata kavuşmasıdır. İman zayıf olunca itminan hasıl olmaz ama iman kuvvetlenince insan ateşin yakıcılığına, suyun boğuculuğuna, zehrin içeni öldüreceğine inandığı gibi sonra dirileceğine mahşere ve hesaba da inanır. Ateşin yakıcılığına inanan insan kendini ateşe atmayacağı gibi; ahirete, haşra, hesaba, mizana, cennete ve cehenneme iman hususunda kalbi itminan bulan kimse de kendini ahirette tehlikeye sokacak şeylerden korumaya çalışır.

Allahu Teala buyurdu: “Haberiniz olsun ki Allah’ın zikri ile kalpler itminana kavuşur.” Ayeti kerimenin ifade ettiği mana gibi, kalbin Hakk’ın zatı ile münasebet kazancı vardır. Zikirden muhabbet hasıl olur, zikirden kimseye muhabbet gelince bundan sonra artık kalbin yatışması meydana gelir. Kalp itminana varınca elde edilen kazanç ebedi bir saadeti devlet olur. Allahu Teala buyurdu: “Çok zikrediniz felah bulursunuz.” Ahiretteki felah çokça zikretmeye bağlıdır. (Mektubât, 70. ve 382. Mektuplar)

Allah’a hamd olsun Rasuluna salat ve selam olsun. İyi biliniz ki bizim gibi acizlere lazım olan şey şunlardır: Küçüklük düşüncesi içinde olmak, yüce Hakk’a karşı yalvarıcı, kalbi kırık ve ona sığınıcı halde olmak. Kulluk vazifelerini eda etmek suretiyle sünneti seniyyeye tabi olmak. Bütün saadetlerin başı ve aslı Peygamber’in yoluna tabi olmaktır. Bütün fesatların aslı da ona ve İslam’a muhalefettir. Hep doğru söyleyici Rasulullah Efendimiz (sav) her neyi haber vermiş ise hepsi doğrudur. İşin özüne mutabıktır, onda yanlış yoktur. (Mektubât, 23. 36. 157. Mektuplar)

Mübarek Duaları:

Allahım bize hakkı hak olarak göster, ona tabi olmayı bize tabi eyle; batılı batıl olarak göster, ondan sakınmayı nasip eyle. Rabbimiz nurumuzu tamamla, günahlarımızı bağışla. Sen her şeye kadirsin! Allahım bizi mübarek kelime-i tevhid cümlesinin bereketlerinden mahrum eyleme, onda bize sebat ver. Onun tasdiki üzere bizi öldür, ona tasdik edenlerle bizi dirilt. Onun hürmetine ve onu tebliğ edenler hürmetine bizi cennete idhal eyle. Allahu Teala bizleri razı olduğu işleri yapmaya muvaffak eylesin. Yüce rabbimiz bize ve size razı olmadığı şeylerden necat ihsan eylesin.

Allahım bizlere hakikatları olduğu gibi göster, oyuncak sayılan işler ile uğraşmaktan bizi uzaklaştır. Allahım mağfiretin günahlarımdan çoktur, rahmetin amelimden çok daha ümit vermektedir.

Bizleri razı olduğun işlerde başarılı eyle, sana taatte bize sebat ver. Seyyidü’l-mürselin hürmetine. Ona ve aline salat ve selam olsun, Rabbimiz nurumuzu tamamla günahlarımızı bağışla sen her şeye kadirsin. (Mektubât, 427. 350. 366. Mektuplar)

Allahu Teala ona öyle manevi ilimler ihsan etmiş ki hocası Baki Billah (ks) bu yeni ilimlere kavuşabilmek için huzuruna gelir hürmetle otururdu. İmamı Rabbani hocasının geldiğini görünce kapıya koşup tevazu ile karşılardı. İmamı Rabbani (ks) benzeri az yetişen müstesna bir İslam alimi ve bir mürşidi kamildir.

Son Günleri ve Vefatı:

İmamı Rabbani (ks) 1032 hicri senesinde vefat etmenin yakın olduğuna dair işaretler ve alametler görünce Serhend’de bulunan kıymetli oğullarına bir mektup yazıp gönderir: “Kıymetli oğullarım! Bu dünyada hiçbir şekilde bağlılığım ve nazarım kalmadı. Öbür dünyaya gitmek icap ediyor. Ömrümüzün sona ermesi yakındır, yolculuk alametleri görülmeye başladı. Bir daha kavuşmamız mümkün olur ya da olmaz, kadere razı olmak lazım...” buyurdu.

Babalarının hasreti ile yanan gözlerinin nuru oğulları, bu mektubu alınca babalarının bulunduğu yere hareket ederler. 

Vefatı 1034 hicri senesi sefer ayının 28’inde kuşluk vakti olur. Lafza-i Celal’i Allah’ın has ismini zikirden başka hiçbir şey söylemez. Kısa zaman sonra canı cananına teslim eyler. Vefat haberi sevenlerini ve talebelerini çok üzüp günlerce ağlatır. İmamı Rabbani hazretlerine zerreler adedince rahmet olsun himmetleri bol olsun.

Yazımızı vefatından önce buyurduğu bir şiir ile bitirelim: “Vuslat günüdür sırdaşım, aleme kucak açayım / Bu devletin bu nimetin, sevinçlerini saçayım.”

Kaynakça:
İslam Ansiklopedisi
İmamı Rabbanin Hayatı, Yasin Yayın Evi

 

Yazar: Mine Şimşek

 

Cihadın En Büyüğü Nefse Karşı Yapılan Cihaddır - Yakub Haşimi Hocaefendi

Sayı : 129 - Eylül 2018

 

Cihadın En Büyüğü Nefse Karşı Yapılan Cihaddır

 

Efendimiz (sav) ashabı ile giderken yolun kenarında kabirler gördü, o kabirlere okumak için uğradı. Kabirlere baktı ağladı… Ashabı kiramdan kuru dal istedi. Bana bir dal bulun, buyurdu; bir kuru dal getirdiler. Onu kırdı kabirlerin üzerine işaret olarak bıraktı. Anadolu’da bazı mezarlara uzunca bir çubuk koyarlar, bu sünnettir buradan gelir…

Sahabi sordu: “Ya Rasulallah niye ağladınız, kim var burada?” Efendimiz buyurdu ki: “Bunlar sizin arkadaşlarınızdandı, mescide gelen dinleyen insanlar idi. Şimdi gördüm ki bunlar kabirlerinde azap görüyorlar. Allahu Teala bunlara azap ediyor. Meleklere sebebini sordum, dediler ki birisi küçük abdestini ayakta bozuyordu, üstüne sıçrıyordu öyle ibadet ediyordu. Temiz olmayan bir elbise ile ibadet ettiği için Allah ibadetlerini kabul etmedi. İkincisi de nemmam idi, laf taşıyordu. Ondan bir şey duyuyor gidiyor ona söylüyor, ondan duyuyor ona söylüyor ortalığı karıştırıyordu. Laf taşıyordu o da ondan azap görüyor.”

Kabir azabının ilk sebebi ayakta bevletmektir-abdest bozmaktır buyuruyor Cenabı Peygamber. Allahu Teala böyle alışkanlığı olan Müslümanları kurtarsın bu alışkanlıklarından. Cenabı Hak camilerimizi de bu anlamda şuurlu insanların yönetiminde kılsın. Bunu camilerden çıkaramadık. Camilerde pisuar denilen tuvaletler var, İslam’ın merkezi cami olması gerekirken camilerde insanları kabir azabına duçar edecek ortamlar var. Halbuki hiçbir camide pisuar olmamalı, orası olunca herkes orayı tercih ediyor, gidip orada abdest bozuyor… 

O dalları işaret bıraktı Cenabı Peygamber. Dönüşte aynı yoldan geçerken baktılar ki o dallar yeşermiş, yaprağa dönüşmüş. Efendimiz tebessüm buyurdular, başlarında oturdular okudular. Çok keyiflendiler…

Sahabe bu sefer sordu: “Ya Rasulallah geçerken ağladınız üzüldünüz, azapları olduğunu buyurdunuz. Şimdi çok neşelisiniz. Sonra ilginçtir toprağın içine de sokmadığınız, mezarın üstüne uzattığınız kuru dallar yeşermiş. Bu manzarayı nasıl okumalıyız?” Efendimiz buyurdu ki: “O azap gören arkadaşlarınızdan birinin geride yetim bir çocuğu kaldı. O çocuk bu günlerde Medine-i Münevvere’de mescide gelmiş. Kur’an okumayı öğrenmek için Mescid’de besmele-i şerifi, Bismillahirrahmanirrahim demeyi öğrenmiş. Allahu Teala, o besmele söyledi diye onun usulünden yani dedelerinden yukarıya doğru yedi kuşağı mağfiret etti. Babasını da ona bağışladı, babasının azabı kalktı. Babası da yedi kuşak dedeleri de beraat etti…” 

Şimdi düşünün… Misal bir adam ağaç dikiyor, meyvesi olmasa bile insanlar gölgesinden istifade ediyor. Erozyona karşı toprağı koruyor. Kurt kuş o ağaçtan istifade ediyor; kuşlar gelip onun üstüne konuyor. Karıncalar, böcekler onun dibine yuva yapıyor o ağaçtan rızıklanıyorlar. Adeta bütün mahlukat o ağaçtan faideleniyor. İnsan baktığında insanın içine bir hoşluk veriyor. Tabiat, göze hoş geliyor rahatlatıyor insanı. Ağacın, bakana bile bir hizmeti var.

İşte insan ders yaptığında ecdadına bir faidesi oluyor. Evine bereket oluyor. Yaptığı alana bir rahmet oluyor, mağfiret sebebi oluyor. Basit bir şey değil. 

Bu yüzden büyüklerimiz bu mesele üstünde bu kadar duruyor. Dersimize sadık olmamızı, büyük zaruretlerimiz olmadıkça dersimizi terk etmemizi; yapamadığımız şartlarda hiç değil fatihalarımızı okumamızı büyükler ile irtibatımızı kesmememizi; ezkar-ı nebeviyyeyi yapmamızı, yolda giderken tesbihimizi cebimize indirip o zikri yapmamızı istiyorlar… 

Aslında istediğimizde zaman ayırabiliyoruz. Dostlar, hayatımızdaki zaman israflarını bıraksak, zaman israflarından vazgeçsek değil beş bin yüz bir bini yapacak zaman bile çıkarırız. 

Çünkü bunu içimizde birçok arkadaşımız yapmış ki bu insanlar bu işleri yaparken esnaf idiler, memur idiler; zaman buldular yaptılar. Devletin üst kademelerinde çalışan bir arkadaşımız vardı. Ciddi bir görevde. Düzenli de ders yapıyor. Tabi düzenli yapınca dersi durduğu gibi durmuyor, yükselmesi gerekiyor. Bu arkadaşımız yüz bir binlere geldi. Gece oturuyor sabah namazına kadar yapıyor, uykusuz bir halde kalkıyor dairesine, görevine gidiyor. Görevi de önemli, uykusuzluk bu sefer onun enerjisini etkiliyor gereği gibi belki orada bir hizmet veremiyor, yapması gereken şeyi yapamıyor. Onun için istihare yapmaya başladım. Yani ya Rabbi buna bir kolaylık olur mu, farklı bir lütfun olur mu? Özetle, bir kolaylığın olmayacağını onun tamamlaması gerektiğini, benim endişe etmemem gerektiğini Allah’ın ona yardım ettiğini, söylediler.

Ona da dersini yaparken: “Hocan senin için çok üzülüyor ona söyle gönlünü ferah tutsun sen Allah’ın izni ile bu işi başaracaksın.” demişler. O gün geldi bana dedi ki, ya derste böyle bir hal oldu, bana dediler ki hocan çok üzülüyor sana bu kadar üzülmesin. Sen Allah’ın izni ile başaracaksın, Allah sana yardım edecek. Dedim ki gördüğün el hak doğrudur, devam et. Ve devam etti, tamamladı. 

Hani gözünüzü korkutmak için de söylemiyorum o biraz da dikkatli bir arkadaştı, ne kadar sürede yapıyorsun, diyordum sekiz saat sürüyor, diyordu. Düşünün, sekiz saat örtünün altında Allah’ı zikrediyor. Ondan sonra da kalkıyor göreve gidiyor. Böyle tamamladı, sülûkunu ikmal etti… 

Bu yüzden hayatımızdaki israfları bir tarafa bıraksak zikir yapacak çok zaman buluruz. Bir de nefsimizin üzerine iyi basabilsek… Bizi engelleyen birinci şık nefis. Nefis örtünün altına girmek istemez. Örtünün altına girdin mi sıkılıyor. Ama saatlerce o telefona bakıyor hiç sıkılmıyor. Ona buna mesaj atıyor, yazı yazıyor, haberlere bakıyor… ondan sıkılmıyor. Dedikodudan sıkılmıyor, Allah ile baş başa kalmaktan sıkılıyor. İki tane tesbih döndürmekten sıkılıyor. O zaman işte bilsin ki ben doğru yoldayım. “Cihadın en büyüğü nefse karşı yapılan cihaddır.” buyuruyor Rasulullah (sav) Tebük seferinden dönerken bunu buyurmuşlar. Efendimiz buyuyor ki şimdi bizi bundan daha büyük bir savaş bekliyor, cihadın büyüğü önümüzde… Sahabi diyor ki 

-Ya Rasulallah önümüzde düşman mı var, bir savaştan çıkıp hemen bir savaşa mı gireceğiz? 

-Evet, buyuruyor Efendimiz. Küçük cihadı bitirdik şimdi büyük cihadı yapacağız. 

-Nasıl büyük cihad? 

-Burada düşmanın kim olduğu, adedi belli idi. Yani ordusu mühimmatı, kullandığı silahlar belli idi. Onların bütün stratejilerini, cephelerini öğrendik. 

-Evet ya Rasulallah. 

-Şimdi öyle bir düşman ile karşı karşıyayız ki ordusu ne kadar ve kimler bunu bilmiyoruz. Bize kimlerle saldıracak bunu bilmiyoruz. Elindeki silahlar mühimmatlar neler, bunu bilmiyoruz. Cephesi neresi, nerelere mevzi kurmuş bunu bilmiyoruz. Hakkında hiçbir bilgiye malumata sahip olmadığımız bir düşman ile karşılaşacağız. 

-Bu nasıl bir düşman ya Rasulallah? 

-Bu nefsimizdir. İşte şimdi nefsimizle cihad edeceğiz, küçük cihattan büyük cihada geçiyoruz. 

Allah bunda bizi muvaffak kılsın. 

İşte böyle bir cihadı yapabilmek, başarabilmek her babayiğidin harcı olmuyor. Öbürü kolay, orada okuyorsun yazıyorsun nefsin bir haz duyuyor, tatlanıyor, keyifleniyor. O vaktini Allah’a harcasan, o anda ihsanı düşünsen; düşünsen ki Allah beni müşahede ediyor, Allahu Teala bana bakıyor, ben ne hal üzereyim? Cenabı Hak soruyor: “Ey kulum biz seninleyiz… Her hal ve kârda biz seninleyiz. Sen kiminlesin?” 24 saat boyunca kiminlesin, bunu kendine sormalısın. 

“Ama ben Allah’a inanıyorum, ben Allah’ı seviyorum…” Tamam. Sevdiğin insanlar için neler yapıyorsun, bunu görüyoruz. Arkadaşın için eşin için çocukların için elinden geleni yapıyorsun, Allah razı olsun, güzel şeyler yapmada cümlemizi muvaffak buyursun. Allah’ı da seviyorsan Allah için de bir şeyler yap…

Ailene evlilik yıl dönümünde veya onun doğum gününde çiçek getiriyorsun, bir güzellik olsun diye. Çocuklarına doğum gününde bir hediye alıyorsun gönlü hoş olsun diye, güzel… Cenabı Hakk’a da bir çiçek götür… Her gün yapacağın zikri bir çiçek demeti gibi düşün. Sevginin nişanesi olarak onu Cenabı Hakk’a sun. Gönlümün ta derinliklerinden ya Rabbi senin ismi şerifini anmak, sana sevgimi sunmak için bu zikri yapıyorum. Ben acizim, elimden gelen bu, de. 

3 yaşında, 2 yaşındaki çocuğun yerden bir ot koparsa, getirse sana verse vallahi senin için bir gül demetinden daha makbule geçer. Kıymet bilen biri isen çocuğun bir otu koparıp getirip sana vermesini gül demetlerine değişmezsin. O çocuk aklı ile onu fehmedip sana bir ikramda bulunuyor. 

Varsın senin zikrin o ot nevinden olsun, Cenabı Hak onu gül demeti sunmuş gibi kabul eder. Aczini ortaya koyarsan, ben bu kadar yapabildim ya Rabbi, bunu yapabiliyorum, elimden bu geliyor… Rabbimize karşı bu hal üzere olmalıyız: Benim adım hıdır, elimden gelen budur. 

Ben bu kadar yapabiliyorum ya Rabbi, senin lütfun geniş, senin merhametin sınırsız, senin hüsnü kabulün bîpayan… Ben gafletle, zorlanarak iki üç tesbih döndürdüm, Allah demeye gayret ettim, sen bunu evliyaların zikri gibi kabul edebilirsin, onlara sayabilirsin, meleklerin zikri gibi kabul edebilirsin. Ben öyle zikredemedim bunun bilincindeyim ama senin şanın yüce, neyin eksilir ki benim zikrimi de meleklerin zikrine katıversen. Benim zikrimi de salihlerin zikrine katıversen, gerçek dervişlerin zikrine bulaştırsan neyin eksilir…

*Dergimizde geçen ay yayınlanan “Hayatı Zikirleştirmek” başlıklı sohbetin devamıdır.

 

Mayıs 2019

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM...

 

Gülzâr-ı Hâcegan Dergisi'nin MAYIS 2019 sayısı çıktı.

 

HÂCE HAZRETLERİ’NİN (ksa) “ALLAH'IN ZİKRİNE KARŞI KALPLERİ KATI OLANLARIN VAY HALİNE!” Başlıklı sohbetlerinde:

''İmam Efendimiz (ksa) öyle buyuruyor: ''İnsanın zahiri, onun batınının adresidir.'' İnsanın zahirdeki, görünüşteki hayat tarzı, ilgi alaka duyduğu, sevdiği, hoşlandığı, yakın hissettiği, yaklaştığı vesair şeyler onun batının adresidir, onun içinin bir şablonudur.

Büyükler buyurmuşlar ki toplumun vaaz-u nasihatlere ilgisiz oluşu, vaaz-u nasihatlerden gereken hisseyi, dersi, feyzi alamaması kalp katılığından kaynaklanır. Kur'an'ın ifade buyurduğu; kalplerdeki katılaşma... Gafletin, cehlin, şehvetin ve sair süflî olan manevi marazların kalbi istila etmesi, kalplerde katılaşması o kişilerin İslam'a, İslâmî derğerlere karşı olan ilgisini, alâkasını, yakınlığını azaltır. Hatta pir-i Tâhî efendimiz (ks) öyle bir tespitte bulunmuşlar ki, namaz tesbihatlarının, namaz duasının gevşetilmesi, terk edilmesini son nefeste sû-i hatime ile gidilmeye sebep görmüşler. Yani bir insankeyfe keder namaz tesbihatlarını terk ediyor, tesbihleri söylemiyor, dualara iştirak etmiyor, dua etmiyor, bir an evvel camiden, cemaatten, toplumdan çıkıyor; -bazen mazeret olur, mecburiyet olur bu farklı bir hal- bu kişi sekeratta ölürken -Allah esirgesin- iman üzere ölemeyebilir, buyurmuşlar.

Böyle bir imtimal düşünmek lazım...

Bu da onun kalbinin Allah'tan uzaklaştığının bir göstergesi. Zahiri, batınının adresi oluyor. İnsan bir kitap eline alıyor, okurken sıkılıyor. Bir vaaz-u nasihat dinliyor, dinlerken sıkılıyor. Tesbihin başına oturuyor, tesbih çekerken sıkılıyor. Halbuki biraz o yönünün üzerine gitse belki onu aşacak. Allah'tan yardım istese, Cenab-ı Hakk'a sığınsa ve o yaptığı hayırlı amelde biraz ısrarcı olsa o sıkıntıyı aşacak. Ama acelecilik gösteriyor, bırakıyor. Vaazsa çıkyor, tesbihse bırakıyor, dersse bırakıyor.

Düşünsün ki bıraktıktan sonra meşgul olduğu şey önceki meşguliyetinden hayırlı mı? İşte bu insanın kalbinin göstergesi... Zikre duyarsızlık, sohbete, hizmete duyarsızlık vesaire... Zaten bunun biri atlandı mı gerisi öyle devam ediyor. Bir noktadan ipi kopardın mı arkasını getiremiyorsun.'' Buyuruyorlar.

 

Netice-i Meram bölümünde Abdülkadir Visâlî; “Ru'yetullah ve Cenabı Hakk'ın Rüyada Görülmesi -1” ve Vahdettin Şimşek; “Tasavvufî Manada ''Amel'' Nedir? -2” başlıklı makalelerini okuyucularımızla paylaşıyorlar.

DERGİMİZİN DİĞER YAZILARI İSE ŞÖYLE:

 

Veysel Özsalman - Umudumuz, Üzüntümüz, Tesellimiz

Salik-i İrfan - Sultan-u'l-Müfessirîn: Abdullah İbn Abbas (ra)

Tamer Doymuş - Rahmet, Mağfiret ve Kurtuluş Ayı Ramazan

Murathan Atay - Kim Okuyacak, Kim Dinleyecek? -2

Şeb-i Vuslat - Huzura Varmanın Üçüncü Kapısı: Tehzib Makamıdır

Mine Şimşek - Onbir Ayın Sultanı Ramazan

Gönül Pınarı - Cenabı Hak Her Şeyi İnsan İçin, İnsanı Kendisi İçin Yaratmıştır

 

Rabbimiz Celle ve Âlâ cümlesinden razı olsun, ümmet-i Muhammed’i müstefid kılsın. Âmin…

“Mü'minin Hayatı Ta’lim, Tatbik Ve Tebliğden İbarettir” anlayışıyla hizmetine devam eden Gülzâr-ı Hâcegân Dergisi’nin bir sonraki sayısında buluşmak üzere Allah'a emanet olun...

 

Nisan 2019

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM...

 

Gülzâr-ı Hâcegan Dergisi'nin NİSAN 2019 sayısı çıktı.

 

HÂCE HAZRETLERİ’NİN (ksa) “MÜ'MİNİN HEVASI VE ARZUSU PEŞİNDE KOŞACAK ZAMANI OLMAMALIDIR” Başlıklı sohbetlerinde:

''Şeyh Efendimiz (ks) bir teveccüh esnasında dolaşırlarken bir arkadaş beyit söylüyor, ilahi söylüyor. Söylediği ilahide Hazreti Yusuf’un (as) kuyuya düşüşünü, kuyudan çıkışını, köle olarak satılmasını anlatıyor. Yusuf’un kıssasıyla ilgili beyitler söylüyor.

Fakir de gönlümüz mahzun oldu, gönlümüze geldi ki biz de öyle bir kuyudayız; dünya kuyusuna düşmüşüz, masiva kuyusuna düşmüşüz. Yusuf’u kuyudan çıkaran kervan misali bu manevi kervan, Hak Dostları, bize bir ellerini uzatsalar, bizi bu girdaplardan çıkarsalar. gibi gönlümüzde böyle bir mahcubiyet, mahzuniyet oldu. 

Ben oturuyorum, bu düşüncelerle meşgulken başıma-yanıma gelip bana seslice ifade buyurdular ki: “O kervan kovasını boşuna kuyuya salmaz. Ya Yusuf olacak kuyuda, kovasını salsın ya da tadıyla, lezzetiyle, kalitesiyle meşhur su olacak.” Kuyuda ya güzel, lezzetli bir su olacak ya da Yusuf olacak ki kovayı salsın kuyuya; sattığında baha etsin, para etsin. Yoksa o irfan kervanı boş, kör kuyulara kova salmaz, buyurdular.

Müthiş bir ağlama hissi orada belirdi. İnsan tabi kendini tanıyınca, bir ayna gibi kendini görünce çok bozuluyor. Yani bize dediler ki senin gönlünde ne öyle kaliteli bir su var, ne de sen Yusufsun. Ne işimize yararsın, niye sana kova atalım? 

Onun için gayret etmeliyiz. Yusuf’u kıymetli kılan o zahiri güzelliğiydi. Demek ki bizde de bir güzellik, bir cazibe olmalı. Bu imanımız olabilir, amâlimiz olabilir, ahlakımız olabilir, bir şeyimizi düzeltmeliyiz. Beğenilecek bir yön olmalı bizde. Kendimizi sevdirebileceğimiz bir yönümüz olmalı ki bize bir bedel biçsinler. Yoksa Nasreddin Hoca’nın fıkrasına döner. Hani fıkra ya; Nasreddin Hoca, Moğol imparatorlarından Timur ile hamamda karşılaşmışlar, esprileşiyorlar. Timur sormuş Hocaya; 

Görsen ki beni Yusuf gibi bir yerde satıyorlar, bana ne değer verirsin, demiş. Ne değer biçersin bana? Bakmış Nasreddin Hoca, demiş; 

Sultanım beş akçe. Bugünkü parayla beş lira. 

Hocam insaf et demiş ya; şu önümdeki sarındığım peştamal bile daha çok eder, demiş. 

Tabi, padişah peştemali bu, kaliteli. Hoca;

Padişahım kusura bakma, ben peştamala paha biçmiştim. Peştamalın değerini söyledim, ona paha biçtim. Yani sen o kadar da etmezsin, demiş.

Kıyamazsan başu cana,
Uzak dur girme meydana,
Bu meydanda nice başlar
Kesilir hiç soran olmaz.

Meydanda nice başları keserler, bir değeri yok. Kimse sormaz senin başın ne oldu diye. Başın kıymet etsin istiyorsan başını Hak yoluna koyacaksın, Hakk’ın eşiğine koyacaksın. İbn Ataullah Hazretleri buyuruyor ya: “Allah katında değer ve kıymetini öğrenmek istiyorsan seni hangi işte çalıştırdığına, seni hangi halde bulundurduğuna bak.” Allah’ın yanındaki kadru kıymetini anlamak istiyorsan, ben Allah’ın yanında ne kadar değerliyim, nasıl bir kulum; bunu anlamak istiyorsan bak ki senin yanında Allah ne kadar değerli? Emirleriyle ne kadar değerli, yasaklarıyla ne kadar değerli? Senin Allah’a verdiğin değer, senin Allah’ın dinine verdiğin değer; işte senin Allah’ın yanındaki değerindir.'' Buyuruyorlar.

 

Netice-i Meram bölümünde Abdülkadir Visâlî; “İman-Amel Münasebeti” ve Vahdettin Şimşek; “Tasavvufî Manada ''Amel'' Nedir?” başlıklı makalelerini okuyucularımızla paylaşıyorlar.

DERGİMİZİN DİĞER YAZILARI İSE ŞÖYLE:

 

Andelib - Çöplükte Gül Yetişmez

Veysel Özsalman - Nefsini Bilen Rabbini Bilir

Salik-i İrfan - Rahmânın Başkenti: Mekke -2

Tamer Doymuş - Üç Aylar

Tamer Doymuş - Ramazan Ayı Yaklaşırken

Yusuf-i Kenan - İslam Bizde Bir Etiket Değil, Kişiliğimizdir

Murat Han Atay - Kim Okuyacak, Kim Dinleyecek?

Şeb-i Vuslat - Huzura Kavuşmanın İkinci Kapısı İstikamet Makamıdır -2

Burcu Kul - Huzurlu Bir Anne Huzurlu Bir Toplum

 

Rabbimiz Celle ve Âlâ cümlesinden razı olsun, ümmet-i Muhammed’i müstefid kılsın. Âmin…

“Mü'minin Hayatı Ta’lim, Tatbik Ve Tebliğden İbarettir” anlayışıyla hizmetine devam eden Gülzâr-ı Hâcegân Dergisi’nin bir sonraki sayısında buluşmak üzere Allah'a emanet olun...

 

Cumartesi, 06 Nisan 2019 14:43

Nisan 2019 Mukaddime

 Nisan 2019

Sayı: 136 - Nisan 2019

 

Muhterem kardeşlerim;

Yıllarca en insani tercih sistemi olarak bizlere anlatılan demokrasinin olmazsa olmazlarından olan yeni bir seçimin arifesinde bu yazıyı yazmaya çalışıyoruz. Sistemi ortaya atan batılıların sürekli kendilerine yontarak diğer devlet ve milletlere dayatmaya çalıştığı bu sistemin sürekli egemen devletlerin çarkına su taşıdığını gören mazlum halklarda artık bir bıkkınlık ve yorgunluktan başka bir hal kalmadı. Kendi sistemlerine çanak tutacak anlayışlar iktidara geldiğinde ses çıkarmayan şer güçler, kendi hegemonyaları dışında bir anlayışın iktidara geldiğini gördüklerinde ya baskıyla onu kendi ideolojilerine döndürmeye çalışıyorlar ya da güçlerini kullanarak zorla iktidarı ellerinden alıyorlar. Doksanlı yıllarda Cezayir’de Abbas Medeni’nin partisini büyük çoğunlukla kazandığı seçim neticesinde darbe ile görevden uzaklaştırmışlar ve idarecilerini hapislerde mahkum etmişlerdi. Yine ülkemizdeki Yirmi Sekiz Şubat Darbesi de bu manada kendilerinden olmayanların iktidarlarına tahammülsüzlüklerinin bir neticesi olmuştur.

Yakın tarihimizde Mısır’da tamamen demokratik yollarla iktidarı ele geçiren Müslüman Kardeşler Teşkilatı yine bir darbe ile iktidardan uzaklaştırılmış, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi görevinden alınmış ve hapse atılmış, yüzlerce insan hapislerde işkence ile şehid edilmiş, protesto eden insanların üzerine uçaklarla bomba atılmış binlerce insan şehid edilmiştir.

Bunun sadece Müslümanlar içinde yapmamaktadırlar. Dünyayı hakimiyetinde tutmaya çalışan arkasında genellikle Siyonistlerin bulunduğu güçler Venezuela örneğinde olduğu gibi seçimle gelmiş bir başkanı tanımayarak yerine atama yapacak kadar pervasızlaşmışlardır. 

İşte bunun neticesinde de aklı başında her insanın düşüncesinde demokrasinin egemen güçlerin bir “helvadan putu” olduğu fikri güçlenmiştir.

Dolayısıyla ülkemizde yapılacak son seçimde bu minval üzere olacak gibi görünüyor. Son yıllarda yılda en az iki kez sandığa gitmek zorunda bırakılan ülkemiz insanı artık kerhen oy verme dönemine girmiştir. 

Özellikle İslami hassasiyeti olan ve son dönemlerde bu hassasiyetlerini gözetme vaadi ile gelen partilere oy verdiği halde istekleri hep ötelenen kesim olmaktan dolayı bahsedilen partilere “ehveni şer” noktasında bakmaya başlamışlardır. Oy verirken de bir ümitle değil sadece İslam düşmanı ve teröristleri destekleyen zihniyetler gelmesin anlayışı ile vermektedirler. Bu da bu kesimlerin artık demokrasi ile bir yerlere varılamayacağı fikrini güçlendirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Sonuçta yapılan fiil sadece düşmanı sevindirmeme fakat herhangi bir kazanım elde edememe keyfiyeti ile neticelenmektedir.

Hal böyle olsa da yine de bu yapılacak seçimlerin Rabbimizin el-Fettah ismi şerifi hürmetine, dünyadaki tüm mazlum halklara, özellikle Müslümanlara geniş kapılar açmasını niyaz ediyoruz. 

Son olarak Nisan ayı Şaban-ı Şerif’in başlangıcı ile birlikte Miraç Gecesi’nin ve Berat Gecesi’nin içinde barındığı maneviyat yüklü günlerin geçeceği bir ay olacaktır. Bu vesileyle de bu bereket mevsiminden dolu dolu menfaatlenmemizi lütuf buyurmasını Cenab-ı Hak’tan (cc) niyaz ediyoruz ve Efendimiz’in (sav) mübarek dualarıyla kelimelerimizi noktalıyoruz: “Ey Allahım! Receb ve Şaban’ı bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır!”

Amin, velhamdulillahirabbilalemin.

 

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort