JoomlaLock.com All4Share.net

EĞİTİM, EVVELA KULLUKTA TEKÂMÜL İÇİN OLMALIDIR

eğitim evvela kullukta tekamül için olmalıdır

Eğitim, Evvela Kullukta Tekâmül İçin Olmalıdır - Abdülkadir Visâlî

Sayı : 118 - Ekim 2017

 

Eğitim, Evvela Kullukta Tekâmül için Olmalıdır

 

İnsanın yaratılış serüveni aynı zamanda eğitimi, maddi manevi terbiyesi için kendisine verilen bir imkan olmuştur. Allahu Teala dünyaya gönderdiği ilk insanı peygamber olarak görevlendirmekle ondan gelecek nesilleri eğitmeyi, şeytanın ve nefsin eline bırakmamayı murad buyurmuşlar. Bu hakikat aynı zamanda Rabbimizin kullarına verdiği kıymetin de en büyük göstergelerinden birisi olmuştur. Çünkü büyüklerimiz tarafından dar-ı gurbet, dar-ı bela ve imtihan olarak da isimlendirilen dünyada insanoğlu kendisine en faideli mürebbilerle sürekli desteklenmiş, dünya ve ukbaya dair kendisine ne lazımsa, onlardan talim etmiştir.

Eğitim meselesi temelde tek sahaya aittir. Bizler bu dünyada kulluğu talim etmek, rıza doğrultusunda amel etmek için bulunmaktayız. Hatta; “Ölüm sana gelinceye kadar…” (Hicr 99) buyrularak bu esas gayeye matuf amellerin son nefese kadar devam etmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Efendimiz (as) da; “Beşikten mezara kadar ilim taleb ediniz.” buyurmuşlar ve insanın kulluk yükümlülüklerini belirli bir yaşa kadar ebeveyninin kontrolünde, belirli bir yaştan sonra da kendi sorumluluğunu taşıyarak yerine getirmesi gerektiğini ifade buyurmuşlardır.

Şu da bir gerçek ki muvakkat bir zaman da olsa bu dünyada yaşamaktayız. Dolayısıyla bu dünyanın gerekliliklerini de müminler olarak en ince ayrıntısına kadar öğrenmeli insanlığın faidesine olabilecek her türlü fenni de tedris etmeliyiz. Çünkü bizler asıl vazife olarak ahireti mamur etmekle görevlendirilsek de bunu tedarik etmemizi sağlayacak şekilde dünyayı imar etmek de bizim vazifemizdir. Çünkü dünya rıza-ı İlahi’nin kazanılmasının yegane mekanıdır. Tarihsel vakıalar da dikkatli ve vicdanlı bir şekilde incelenirse net olarak görülecektir ki dünyada huzur ve sükunun en fazla olduğu, müreffeh bir şekilde yaşandığı, hak ve adaletin cihanşümul olduğu zamanlar Allah korkusu olan mümin kimselerin sözlerinin geçtiği, milletlerin onlar tarafından yönetildiği zamanlar olmuştur. Bu zaman dilimlerindeki huzur ortamı insanların Rablerine salim bir akıl, selim bir kalp ve berrak bir zihinle daha rahat yönelebilmesine imkan sağladığı için insanlar da kulluk vazifelerini ifa hususunda en parlak dönemlerini yaşamışlardır.

Üstelik Cenabı Hak, Kur’an-ı Kerimi’nde bu eğitim işi üzerinde o kadar durmuştur ki “cahillerden olmamamız gerektiğini” (En’am 35), “cahillerden yüz çevirmemiz gerektiğini” (A’raf 199) bize bildirmiş; “bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacağını” (Zümer 9) beyan etmiştir. Tabi burada bahsi geçen cahilliğin ya da bilmenin ne olduğu hususu üzerine değişik yorumlar yapılmış fakat bu kelimeler ilk akla gelen manalarıyla bile ele alınsa insanın eğitilmesi, bir program dahilinde öğrenimine devam etmesinin lüzumu anlaşılmış olur. 

Öyle anlaşılıyor ki eğitim; insanların gerek davranış olarak gerekse de psikolojik olarak salim bir istikamette sıhhatli bir vaziyette bulunması; öğretim ise kendisine lazım olan bilgi ve birikimi ehil olan bir muallimden ahzetmesidir. Bu tedris hiç şüphesiz adım adım olur. İnsanoğlu zaman içerisinde kazandığı bu bilgi ve birikimi gerek dünyası için gerekse de ahireti için yerinde ve zamanında kullanabilmeli, böylelikle de Rabbinin rızasını ummalıdır. Bu hususta da neyi nerede kullanacağını, nasıl kullanacağını peygamberlerden ve onların kamil varislerinden öğrenir. 

Buraya kadar ki ifadelerimizden de açıkça anlaşılacağı üzere insanın bütün hayatı ister dünyevi ister uhrevi bir talim, öğrenim ile geçmektedir. Öğrendiği her şeyin insana mutlaka kazandırdığı bir hisse vardır. Burada çoğumuzun gözden kaçırdığı bir husus var; dünyevi ve uhrevi olarak mutlaka ihtiyacımız olan öğrenme işinde nasıl bir metod, bir sıralama takip edeceğiz?

Bize sorulduğunda ahiretin dünyadan daha mühim olduğunu söylüyoruz. Ama bunu hal ve hareketimiz, yapıp ettiklerimiz ile de teyit etmemiz gerekmekte hiç şüphesiz. Evvel emirde dünyayı da ahiretimiz için lehimize kullanmak gerektiğini idrak etmeliyiz. Bundan sonra bize verilen boş vakit nimetini kulluğumuzu mükemmelleştirmeye yardımcı olacak ibadet, zikir, tedris, kıraat vs. işleri hem yapmayı öğrenecek hem de daha mükemmelen icrasına vesile olacak şekilde değerlendirmeliyiz. Daha sonra da maişetimizi temin için; görgü, bilgi, birikim için gerekli olan öğrenme işlerine yönelmeliyiz. 

Yani evvela kul olmaya azmetmeli, daha sonra ne olacaksak olmaya gayret etmeliyiz. İnsan iyi bir kul olduktan sonra ne olursa olsun her yönüyle takdir edilecek bir hayat yaşar. Fakat Rabbine karşı kulluk şuurunda olmayan, iman ve amel yönünden zafiyet içerisinde bulunan bir kimse bugün hepimizin gıpta ettiği mesleklere, makam ve mevkilere sahip olsa da neticede kendisine ve insanlara faideli bir iş yapamayacaktır. Çünkü Rabbine kul olamayan nefs ve şeytanına payende olacaktır. Dolayısıyla da ama bu dünyada ama ebedi alemde yapıp ettiği şeylerden hakiki manada bir istifadesi olmayacaktır.

Tabi burada esas olan insanın bunları anlayışında, niyetinde kalın çizgilerle birbirinden ayırmasıdır. Yoksa değişik vesilelerle bazen birisi birisinin önüne geçebilir. Önemli olan genel olarak istikametin hangi yönde olduğudur. Hafızayı beşer nisyan ile malüldür, demişler. Zaman zaman asıl gayemizi, maksadımızı unutup gaflete düştüğümüz vakitler de olur. Bunlar kulluk icabı olan şeyler. Yani bu halimiz de bu tedrisin, öğrenmenin içerisinde sayılır. Bu da bir derstir. İnsan yanlış yaptığında kendisini ondan nasıl arındıracağını, bunu telafi etmek için yapması gerekenleri de yine muallimlerinden maddi, manevi hocalarından öğrenmeli, onların tecrübelerinden istifade etmelidir.

Eğitimin önemli ayaklarından birisi de kendimizden önce yaşanan müspet ve menfi hadiselerden istifade etmek, yani evvelki tecrübelerden hareketle hayatımıza yön vermektir. Büyüklerimiz; “İnsan evvelki tecrübelerden istifade edip ibret almalı, yoksa kendisi ibret alınacak duruma düşüverir.” buyuruyorlar. Cenabı Hak da Kur’an-ı Kerimi’nde bize geçmiş peygamberler ve ümmetleri zamanından olumlu ve olumsuz hadiseleri bildirmiştir ki bizlere örnek olsun. “Düşünmez misiniz?” (Nahl 17), “Akletmez misiniz?” (Yasin 62) gibi hitapları ile de bizi düşünmeye ve Hak tarafından beğenilen, razı olunan işleri yapmaya; kerih gördüğü, razı olmadığı şeyleri de terk edip hayatımızdan çıkarmaya bizi sevk etmektedir. 

Sonuç olarak şunu söylemeliyiz ki eğitim ve öğretim hayatın her anında, ta ki son nefesimizi verinceye kadar devam edecek bir besleniştir. Tabi ki içerisinde bulunduğumuz zaman ve zemine göre şekli, içeriği değişecektir. Ancak mümin kimse bu manada talebeliğini unutmamalı; hak ve hakikat arayışına devam etmelidir. Bu manada Efendimiz (as) bize ufuk açmış ve “İlim Çin’de de olsa alınız.” buyurarak uzaklık yakınlık dinlemeden her hal ve kârda ilim ve irfana talip olmak gerektiğini bize emretmişlerdir.

Cenabı Hak bizi dünyevi ve uhrevi nimetlerle nimetlendirsin, ilim ve irfandan hissemizi ziyadeleştirsin; dünya hayatında talip/salik olduğumuzu hiç unutmadan, her an bir öğrenci olduğumuz anlayışıyla hayat yaşayabilmeyi bizlere nasip eylesin.

 

Yazar:  Abdülkadir Visâlî

 

Bu kategoriden diğerleri: « KURBAN İBADETİ ve MAHİYETİ

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort