JoomlaLock.com All4Share.net

kUR’AN-I HAKİM

Kuran ı Hakim

Kur'an-ı Hakim - Fahri Berk

Sayı : 132 - Aralık 2018

 

Kur'an-ı Hakim

 

Şer’i hükümlerin delilleri dörttür: Kitab, sünnet, icma ve kıyas. Biz bu yazımızda kitabı yani Kur’an’ı incelemeye çalışacağız.

Kitabın tarifi: Sözlükte toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamına gelen Kur’an; terim olarak şöyle tarif edilir: Hz. Peygamber’e Allah tarafından Arapça olarak indirilen, mushaflarda yazılı, Peygamber Efendimiz’den bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, okunmasıyla ibadet edilen, insanlığın benzerini getirmekten aciz kaldığı ilahi kelamdır. 

Kur’an-ı Kerim 114 sure ve 6236 ayetten oluşan Allah’ın son kutsal kitabıdır. 

Kur’an, Allah’ın son ilahi kitabıdır. Allah’tan geldiği gibi aynen muhafaza edilmiştir. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Dünyadaki Kur’an nüshalarının tamamı birbirinin aynıdır. Tamamen Allah sözüdür. İçerisine asla beşer sözü karışmamıştır. Kelimelerinin seçilişi, cümlelerinin kuruluşu, ayetlerinin ve surelerinin tertibi, lafızları ve manasıyla bütünüyle Allah’a aittir. Ne Cebrail’in (as) ne de Peygamber Efendimiz’in hiçbir dahli olmamıştır.

Bugün müsteşrik kafalı bir takım ilahiyatçılar Hz. Peygamber’in Tevrat’ı öğrenip sonra da onu yorumlayarak Kur’an’ı meydana getirdiği safsatasını savunmaktadırlar.

Bu fikir geçmişte müsteşrikler tarafından ortaya atılmıştı ama İslam alimleri onlara verdikleri ilmi cevaplarla bunun aslının olmadığını, bir iftira olduğunu ispat etmişlerdi. Zaten taktik; çamur at, izi kalsın taktiği idi. Bu iftirayla Kur’an’ın Allah kelamı olmadığı, beşer sözü olduğu fikri yayılmaya çalışılıyordu. Çünkü Allah kelamına karşı bir şey söyleyemiyolardı. Ama Kur’an’ın beşer sözü olduğuna insanları ikna edebilirlerse O’na karşı her sözü söyleyebilirlerdi. Nitekim müsteşriklerden daha insafsız, daha vicdansız, iman yoksunu bu ilahyatçılar bugün bütün eşikleri aşarak Allah’a da, Peygamer Efendimize de, sahabeye de, ulemaya da, sulehaya da her türlü sözü söyleyebilmektedirler. 

Allahu Teala Kur’an’ı Kerim’de bu fikri savunan bütün kafirlere meydan okuyarak; Kur’an’ı Muhammed (sav) uydurdu iddiasında iseniz haydi siz de O’nun bir ayetinin bir benzerini getirin buyuruyor. Kur’an’ı Kerim indirildiğinden beri böyle bir şeyin yapılamamış olması O’nun beşer sözü olmadığının, ilahi kelam olduğunun en açık delilidir. 

Kur’an’ın Allah’ın sözü ve bütün hükümlerinin doğru ve insanlığın faydasına olduğuna inanmak Allah’ın kesin emridir. Mü’min olabilmek için, Kur’an’ın bütün ayetlerini şeksiz şüphesiz kabul etmek şarttır. Kur’an’ın ayetlerini, emir ve yasaklarını, hüküm ve tavsiyelerini inkar etmek, yalanlamak, küçümsemek, beğenmemek ve alaya almak zulüm ve küfürdür. Kur’an’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etememek iman ile bağdaşmaz, Kur’an’ın tümünü inkar etmek anlamına gelir. 

Kur’an’ın rehber olabilmesi, insanların dünya ve ahiret saadetini sağlayabilmesi için bütün hükümlerine uyulması, Kur’an’ın hayata geçirilmesi gerekir. Sadece okunan, yazılan ve ezberlenen ama hayata aktarılmayan Kur’an bu faydaları sağlayamaz. Burada noksanlık Kur’an’da değil, onu hayatına aktarmayan biz Müslümanlardadır. Yaşanmayan Kur’an’dan da kimsenin bir endişesi, korkusu yoktur. 

Bugün binlerce Kur’an kursumuz, buralarda okuyan on binlerce öğrencimiz belki yüz binlerce hafızımız var. Bin bir hatimlerde, Ramazanlarda, cenazelerde Kur’an’ı bol bol okuyoruz, elhamdulillah. Bunlardan kimsenin bir korkusu olmadığı gibi kimsenin de müdahalesi yok. Ama ne zaman ki; gelin devlet işlerimizi, hukukumuzu, siyasetimizi velhasıl her şeyimizi Kur’an’a göre tanzim edelim dediğimizde yeryerinden oynatılıyor, kıyametler koparılıyor. Adeta bize Kur’an’ı okuyun, ezberleyin ama hayatınıza asla aksettirmeyin deniliyor. 

Kur’an sadece Hz. Peygamber dönemine ait bir kitap değil, varlığını ve rehberliğini dünya durdukça sürdürecek olan, çağlar üstü bir kitaptır. Zamanın geçmesiyle eskimeyen, hükümleri geçerliliğini kaybetmeyen bir kitaptır. 

Bugün bazı sözde Müslümanların: “On beş asır öncesinin hükümlerine göre yaşayamayız!” zırvaları ya Kur’an’a olan inançlarını kaybetmelerinden ya da batının menfi propagandalarının etkisinde kalmalarındandır.

Bir Müslüman bilir ki, zaman insanı bağlar ve insan içindir. Allah açısından zaman diye bir kavram yoktur. Allah için sonsuz sene öncesi ne ise sonsuz sene sonrası da aynıdır. Hepsinde olmuş, olacak her şeyi bilir ve takdir eder. Bu sözü söyleyenler bilmeden Allah’a cehalet isnad etmektedirler. Haşa! Sanki, Allah öyle bir zaman geleceğini bilememiş ki hükümlerini bu zamanı da kapsayacak şekilde indirsin. Kesin olan şudur ki Allah bütün zamanların sahibidir ve bütün zamanlarda olmuş, olacak her şeyi bilir. Allah’ın koyduğu hükümler kıyamete kadar bütün zamanları kapsar ve bütün zamanlarda da geçerlidir.

Bunu böyle kabul etmeyenin zaten imanından da söz edilemez. Allah’ın indirdiği hükümlerin bu çağa uymadığını söylerken, zamanın tağutlarının fikirlerini kutsamak hangi imanla bağdaşır. Buna bir de: “Allah gelecekte olanı bilmez, ancak olduğu zaman bilir!” diyen modern Mutezili ilahiyatçıların zırvalarını da ekleyebiliriz. Evet, inandığı ilahını cehaletle itham eden iman fukaraları ilahiyatçılar. Müşrikler dahi kendi elleriyle yapıp taptıkları putlarına her türlü gücü kuvveti isnad ederken, onları öve öve göklere çıkarırken, kendi ilahını aşağılayan o ilahyatçılar acaba nasıl bir Allah’a inanıyorlar? Ya da gerçekten Allah’a inanıyorlar mı? Yine Kur’an’ın bazı ayetlerinin tarihsel olduğunu, bugün geçerliliğinin olmadığını savunan müsteşrik kafalı ilahiyatçıları da bunlara ekleyebiliriz. Yine Kur’an’ın bazı surelerinin akla uymadığını söyleyerek bu surelerin Kur’an’dan çıkarılması gerektiğini savunan müsteşrik kafalı ilahiyatçılar da bu iman fukarası gruba dahildir. Allah onlara hidayet etsin… Yazımızın burasında sizlerle Kur’an Müslümanlığı ile alakalı bir makaleyi paylaşmak istiyoruz:

Papaz Jeff Warren Osmanlı’da, ajan olarak çok bulunmuş, İngiliz olan yaşlı bir adam. 1956 yılında Washington’da bulunan daimi grupta bir seminer veriyordu. Bu seminerde, Amerikan subaylarının yanı sıra, dünya ülkelerinin kurmay subayları ve İngiliz üst yetkilileri vardı. Daha sonrasını ondan dinleyelim: Bir İngiliz yetkili: “Bu seminer, Osmanlı neden kaybetti konusunda özel bir seminerdir.” diye bir açılış yaptı ve sözü bana verdi…

-Tüm Osmanlı topraklarını gezmiş yaşlı bir adam olarak elimde kalın bir kitap ile kürsüye geldim! Bütün dinleyiciler seçme insanlardı! Tek tek gözlerinin içine baktım! İçlerinden bir Türk vardı… Kırk yaşlarında gösteriyordu. Vakur duruşu ve kurt gibi bakışı dikkatimi çekmişti! Ve ben: “Büyük savaşlar silah ile kazanılmaz!” diye konuşmaya başladım! Elimdeki kitabı havaya kaldırdım! “Osmanlı’da Türkler bu kitabı okurken, ben dinlemekten sıkılırdım, çünkü okuduklarından hiçbir şey anlamazdım! 

Ancak Osmanlı’da okumasını bilme-yenler ve okunanı anlamayanlar, bu kitap okunmaya başlandığında, bütün işlerini bırakırlar, abdest alırlar (özellikle belirtiyorum) başlarına muhakkak takke koyarlardı…

Kitabın göbekten yukarıda tutul-masına dikkat ederek özel bir saygı ile iki diz üzerine otururlar, kafalarını önlerine eğerler, ortamda okuyanın sesi hariç çıt çıkmaz ve kitabın okunması bitinceye kadar huşu ile dinlerler, hemen hemen her dinleyenin gözünden yaş akardı…

Nefes aldıklarını dahi farket-mezsiniz! Okunanları anlamadıklarını biliyorduk. Asıl merak ettiğimiz neden bu kitap okunmaya baş-landığında, tüm işlerini bırakır-lar, konuşmazlar, abdest alırlar ve sessiz bir şekilde dinlerlerdi! “Ayrıca takke sünnettir!” deyip taviz vermez-lerdi. Anlamadıkları halde bu kitap, bu insanlara nasıl böy-le bir etki yapıyordu, inanılır gibi değildi, anlayamıyorduk! Bu konuda günlerce düşünmüştük… Bizde İncil’e böyle bir saygı gösterilmezdi… 

Dünyada hiçbir kitaba böyle bir saygı gösterilmezdi! Sonra tespit ettik ki... Önce topluluğa bakarak, sonra yavaş yavaş elimdeki kitabı havaya kaldırarak, Müslümanları sessiz sessiz ağlatan, gözlerinden yaş akıtan, bu kitap; Kur’an-ı Kerim’dir, dedim…

Bu etkinin sebebini anlamıştık! Türkler bu kitabı akılları ile değil kalbleri yani ruhları ile dinliyorlardı! İman akıl ile değil kalp ile olur diyorlardı. Bu kitap orijinaldir, temizdir, kirlenmemiştir! İnsan görüşü karışmamıştır! Allah’tan Peygamber’e geldiği gibidir ve Allah’ın kitabıdır… Bu kesindir! Türklerin de imanı temizdir, saftır, kirlenmemiştir, hakikidir...

Devam edecek...

 

Yazar: Fahri Berk

 

Bu kategoriden diğerleri: « İCMA-I ÜMMET

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort