JoomlaLock.com All4Share.net

TERBİYENİN SIRRI ÇOCUĞA SAYGI İLE BAŞLAR

Terbiyenin Sırrı Çocuğa Saygı ile Başlar

Terbiyenin Sırrı Çocuğa Saygı ile Başlar - Yusuf-i Kenan

Sayı : 125 - Mayıs 2018

 

Terbiyenin Sırrı Çocuğa Saygı ile Başlar

 

Her kim olursa olsun, insana saygı duymak, ona bir lütuf değil; o insanın, sırf insan olduğu için kazandığı en doğal haktır. Bir ‘’insanın’’ saygıyı hak edip etmediğine; yaşına, mali durumuna, makamına, milletine, inancına vb. bakarak karar verilmez. Zira o bir insandır ve saygıyı doğal olarak hak etmektedir. Saygı kavramıyla ilgili teorik olarak herhangi bir problem olmasa da, konu “saygılı davranma”ya geldiğinde durum tamamen değişmektedir. Özellikle de çocuklara karşı. “Ne olur; çocuklarımıza zulmetmeyelim, onları şiddet mağduru ve cezazede olarak büyütmeyelim.” Şiddet denildiğinde sadece dayak anlaşılmasın. Kaş çatmak, diş sıkmak, parmak sallamak da şiddettir; yüz ekşitmek, öf çekmek, kolundan tutup sokakta peşinden sürüklemek de şiddettir; kendi ritmi içinde montunu giyen çocuğun kolundan tutup kırarcasına montun içine sokmak da şiddettir; “sana küstüm, konuşmuyorum” demek de; ‘başkasının annesi olacağım’ demek de şiddettir; tahtaya kaldırıp bekletmek de şiddettir, bağırmak da... Bu sayılanlar bizler için normal ve olması gereken, her zaman hayatın normal sürecinde gayet normal şeylerse bizleri çok büyük problemlerin beklediğinden emin olabiliriz. Herkes saygı görmek ve önemsenmek ister. İnsanın yaratılışında vardır bu. Ne var ki; saygı görmenin yolu, saygı göstermekten geçer.

Çocuklarımıza başkalarının yanında terbiye vermemeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. Her anne baba çocuklarının ahlaki değerleri tam olarak yaşamasını, dürüst ve erdemli olmasını ister. Fakat önemli olan bu değerleri aile ortamında çocuklarımıza kazandırabilmektir. Hiçbir şey kendi-liğinden var olamayacağı gibi, çocuk-larımızda görmek istediğimiz ahlaki değerler de kendiliğinden şekillenip oturmaz. Bunun için ciddi ve bilinçli bir aile içi sosyalleştirme sürecine ihtiyaç vardır. Terbiye, baskı kurarak davranış şekillendirmek değildir. Zaten zorla hiçbir güzellik elde edilemeyeceği gibi, düşmanlık kazanılır. Terbiye adı altında çocuğun karakteri öldürülmemelidir. Terbiyenin aslı değerlere bağlı karakter oluşturabilmektir.

Her şeyden önce çocuklarımızı terbiye ederken; işe onları tanımakla başlamalıyız. Her insan ayrı bir dünyadır. Her çocuk kişiliğinin şekilleneceği farklı hasletler taşır. Bunun en güzel örneği olarak ceddimiz Osmanlı sübyan okullarının giriş kapısının üzerinde yazan: “Burada hiçbir balık uçmaya; hiçbir kuş yüzmeye zorlanamaz.” ifadesi çok manidardır. Farklı fıtrat ve yetenekler ile yaratılan her kul, Rabbimizin farklı bir tecellisine mazhar olmuştur. Bu sebeple yetenekler, ilgi alanları, zevkler, öncelikler kişiden kişiye farklılık gösterir. Terbiyenin ilk adımı ebeveynlerin çocuklarını tanımak olmalıdır. Ebeveynler çocuklarının nevi şahsına münhasır bir varlık olduklarını unutmadan önünde saygı hisleri ile eğilmelidir. Onların bize çok defa yabancı gelen duygu ve düşüncelerini, kendi duygu ve düşüncelerimizden sıyrılmak suretiyle anlamaya çalışmalıyız.

İkinci adım ise çocuklarımızın günahsız birer melek olduğunu unutmamak olmalıdır. Bu meleklerin bize birer emanet olduğunu hatırımızdan çıkarmamalıyız. Nasıl ki dünyaya gelen bir bebeğin kulağına ezan ve kamet okunur. Bu okuma sevap olsun, dini bir formalite yerine getirilsin diye değildir. O yavruya seni bize Allah (cc) emanet etti ve biz bu emaneti onun yolunda muhafaza edeceğiz telkinini vermektir ki o yavru bu telkin ve söz ile ruh ve kalbiyle muhatap olur. Bu süreçten sonra aile o yavrularının gelişimi boyunca eskisinden daha dikkatli ve ciddi olarak Kur’ânî bir yaşamı yuvalarında hayatlandırmalıdır. Aile ortamında neye değer veriyorsak, bilelim ki çocuklarımız onları sevecektir, tabii bizi seviyorsa! Çocuklarımız bize emanettir, yarın bu emanetin hesabı sorulacaktır. Rasulullah (sav) buyurmuştur: “Her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar. (Yanlış eğitim sonucu) onu Yahudileştiren, Hristiyanlaştıran, Mecusileştiren ve doğru yoldan saptıran anne ve babalardır.” (Biharu’l-Envar, c.20, s.88)

Bilinçli bir terbiye ile yetişmiş çocuk, büyüdüğünde asla ahlaksız olamaz. Bu sebepledir ki çocuk doğru, güzel, olumlu diye tanımladığı her davranışı mutlaka bir yerlerde görmüştür. Bunun ilk yaşandığı yer aile müessesidir. Bu sebeple anne baba olarak hatalara karşı sınırları belirlenmiş olarak hoşgörülü davranılmalıdır. Çocuk kuralları öğrenirken gerçekten doğru olduğuna inandığı için ona uymalı, anne baba dediği için değil. Yaptığı güzel davranış ve yerine getirdiği görevler için mutlaka teşekkür edilmelidir. Hatalar kesinlikle alaya alınmadan, çocuk rencide edilmeden hatasının farkına vardırılmalıdır. Özür dileme ve teşekkür etme alışkanlığı kazandırmak için yeri geldikçe özür dileyip, teşekkür etmek; çocukta pişman olma, hatada ısrarcı olmama davranışının otomatikman gerçekleşmesini sağlayacaktır.

Çocuğumuzun saygılı olmasını istiyorsak ciddiyet gerektiren konularda ciddi davranmalıyız. Laubaliliğe kaçılmadan konuşmanın başında ve sonunda bu ciddiyet korunmalıdır. Ebeveyn çocuğa anlatılacak meselede ne kadar ciddi olursa, çocuk o denli meselenin önemli olduğunu kavrar. Ciddiyetten sertlik değil, kararlı ve söylediğinden emin olmak anlaşılmalıdır.

Çocuğunuzu gözlemleyelim. Eğer ki her söylediğimize bizi rencide edecek şekilde cevap veriyorsa, sürekli herkesi tersliyor, ses tonunu yükseltiyorsa, öğretmenlerine karşı üslubuna dikkat etmeden konuşuyor, evde öğretmeniyle ilgili eleştiri yapıyorsa, argo kelimeleri rahatlıkla çekinmeden söylüyorsa, arkadaşlarına karşı her zaman sert davranıyorsa, mutlaka saygı durumu gözden geçirilmelidir.

“Kim demiş ki çocuk bir küçük şeydir. Bir çocuk belki en büyük şeydir.” Allah’ın bizlere bahşettiği her şey, O’nun emaneti olduğu şuuruna erebilmişsek, zaten çok değerlidir. Nimetin kadrini, kıymetini, hakiki değerini anlayabilmek ancak bu gözle bakabildiğimizde mümkündür. Bazı şeyler vardır ki iş işten geçtiğinde ne kadar kıymet verirsek verelim anlamını kaybetmiş olur.

Yazımızın sonunu beyin kanseri teşhisi konduktan sonra küçücük yaşta emaneti aslına teslim etmek zorunda kalmış, yirmi dokuz yaşında bir annenin yavrusu için yazdığı aşağıdaki nameler ile bitiriyoruz:

“Sadece bu sabah için, içimden ağlamak geldiği halde yüzünü gördüğümde gülümseyeceğim. 

Sadece bu sabah için, ne giymek istediğinin seçimini sana bırakacağım, gülümseyerek ne kadar yakıştığını söyleyeceğim.

Sadece bu sabah, çamaşırları yıkamaktan vazgeçip seninle parkta oynamaya gideceğim.

Bu sabah bulaşıkları lavaboda bırakıp bulmacanın nasıl çözüldüğünü bana anlatmanı izleyeceğim. Öğlenden sonra telefonun fişini çekip bilgisayarı kapatacağım ve arka bahçede oturup seninle köpükten balonlar uçuracağım. Bu öğleden sonra dondurma arabası için çığlıklar attığında sana hiç kızmayacağım ve gelirse bir tane alacağım. 

Bu öğleden sonra büyüdüğünde ne olacağın hakkında hiç canımı sıkmayacağım ya da seni ilgilendiren konularda ikinci bir düşünce üret-meyeceğim. Bu öğleden sonra kurabiye pişirirken bana yardım etmene izin vereceğim ve çalışmayacağım. Bu öğleden sonra lokantaya gideceğiz ve iki tane çocuk menüsü isteyeceğiz ki, iki oyuncak alabilesin. Bu gece seni kollarımda tutacağım ve nasıl doğduğunu, seni ne kadar çok sevdiğimi anlatacağım. 

Bu gece küvette suları sıçratmana izin vereceğim ve sana hiç kızmayacağım. Bu gece geç saate kadar oturmana ve balkonda oturup yıldızları saymana izin vereceğim. Bu gece yanına uzanıp en sevdiğim TV programlarını bir kenara bırakıp parmaklarımı saçlarında dolaştırırken bana en büyük armağanı verdiği için Allah’a şükredeceğim. Kayıp çocuklarını arayan anne ve babaları düşüneceğim. Yatak odalarında, hastane odalarında donuk bakışlarla, daha fazla içlerinde tutamadıkları çığlıklarıyla has-ta çocuklarını seyreden anne babalar düşüneceğim ve bu gece yanağına iyi geceler öpücüğü için biraz daha uzun tutacağım kollarımda. Allah’a senin için teşekkür edip bize yalnızca bir gün daha vermesi için yakaracağım...”

Zaman ayırmayı çok gördüğümüz çocuklarımızın kıymetini bilmeli, hem maddi hem manevi hayatları için çok dikkatli olmalıyız.

Onlar bize emanet, hepimiz Allah’a emanetiz.

 

Yazar: Yusuf-i Kenan

 

Bu kategoriden diğerleri: « MÜNAKAŞANIN TEMELİNDE CEHALET VARDIR

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort