JoomlaLock.com All4Share.net

ZAMANA VE ZEMİNE GÖRE HAREKET ETMEK

Zamana ve Zemine Göre Hareket Etmek

Zamana ve Zemine Göre Hareket Etmek - İrfan Aydın

Sayı : 125 - Mayıs 2018

 

Zamana ve Zemine Göre Hareket Etmek

 

Bismillahirrahmanirrahim,

Salat ve selam alemlere rahmet olarak gelen Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz’in, daha sonra diğer peygamberlerin, ehli beytin, ashab-ı kiramın, sadat-ı kiram efendilerimizin mübarek ruhlarına olsun. 

Hareketli günler içinden geçiyoruz. İçinde bulunduğumuz günlerde bir yandan 2019 seçimlerine hazırlık süreci yaşanırken diğer yandan Afrin üzerinden Suriye’de sıcak bir savaşın içindeyiz. Geçen ayki yazımızda Afrin Operasyonu’nun başladığından bahsetmiş, sürecin hayırlı olması için dua etmiştik. Allah’ın inayeti ile ordumuz Afrin’de yeni bir destan yazmaya muvaffak oldu. 

Biz Afrin Operasyonu’na başlayınca iki önemli gelişme yaşandı. Birincisi; Esed, doğu Guta’yı havadan bombalamaya başladı, yüzlerce ölü ve yaralı var. Çok kötü görüntüler gelmeye başladı. Diğeri ise eski bir konuşması yüzünden bir hoca efendiye ve İslama saldırı kampanyası başlatıldı. Bunun üzerine söylenecek çok şey var onu daha sonraya bırakalım.

Evet, Esed daha önce de Fırat Kalkanı Operasyonu yapılırken ordumuz Haleb’e doğru indikçe o da Halep’te bombardımanı arttırmış ve Halep’te bir insanlık dramına neden olmuştu. Neticesinde Türkiye’nin araya girmesi ile binlerce Halepli İdlib’e tahliye edilmişti. Suriye savaşının başlangıcından beri en önemli olay olarak tarihe geçmişti. Bugün yine Suriye’deyiz ve Afrin’de insani bir operasyon yapıyoruz. Afrin halkını PKK zulmünden kurtarmak için oradayız. Nicedir ezana hasret camilerin minarelerinden “Allahu ekber” nidalarının etrafını inletmesi için oradayız. 

Mazlumlara kol kanat germek, garip gurabaya sahip çıkmak için oradayız. Uzun zamandır zulüm altında inleyen mazlum Suriye halkının bizi kurtaracak hayırlı bir sahip yok mu ya Rab, dualarının cevabı için oradayız. Oradayız çünkü biz sırtımızı dönemeyiz. Herkes mazlumların feryadına arkasını dönse kulaklarını tıkasa biz tıkayamayız. Biz nerede bir mazlum feryad ederse hemen oraya koşmak zorundayız. Onun yaralarına merhem olmak, onun gönlünü rahatlatmak, onun derdiyle hemhal olmak zorundayız. Adam sen de nemelazım diyemeyiz. Canımızla, başımızla, elimizle, dilimizle, kalbimizle yardım ederiz. Gerekirse bu uğurda ölürüz ama mazlumun ahını yerde bırakmayız, bırakmamalıyız.

Bu manada vazifemiz büyük. Sanmayın ki Afrinle bu iş biter. Bu iş ne Afrinle ne de Suriye’yle biter. Bütün Bilad-ı İslam ellerini göğe açmış; “Ya Rab, hayırlı bir sahip yok mu, bizi bu esaretten ve zulümden kurtaracak hayırlı bir sahip yok mu?” diye gece gündüz ağlamaktadır. Sadece Suriye değil, Müslümanın olduğu her yerde zulüm vardır. Bütün İslam coğrafyası adeta kan ağlamaktadır. Filistin yarası hiç kapanmadı, zalim ve kafir İsrail oraya öyle bir çökmüş ki Filistin Müslümanları nefes alsa suç saymakta ve evlerini barklarını bombalamakta. 

Myanmar’da, Arakanlılar Budist zulmü altında inlemekte. Doğu Türkistan’a Çin öyle bir çökmüş ki ne isim bırakmış ne örf ne din ne de namus. İslam’ı hatırlatan her seyi yasaklamış. Camilere bile kart vermiş belli bir camiye gidebiliyorsun o da elli, altmış yaş üstü. Ona rağmen o mübarek Türkistan yaşlıları gizli gizli zikir yapıyorlar. Bu da tarikatın bereketi. Bediüzzaman buyuruyor ya; “Batının fenni karşısında değme alimler küfre düştüler fakat kendini bir silsile vesilesi ile Peygamber Efendimiz’e bağlı hisseden en alt tabaka bir tarikat ehli dahi imanının kale gibi korumaya muvaffak oldu.” 

Orta Asya’da, Özbekistan’da, Taci-kistan’da, Semerkand’da, Buhara’da nice Orta Asya şehirlerinde de durum bundan farklı değildir. Yıllarca Sovyet materyalizminin zulmü altında dinsizleş-tirilen Orta Asya halkları, yer altındaki dergahlarda gizli gizli “Allah Allah” nidalarını tekrar etmişler, bağlı oldukları Nakşibendi silsileleri sayesinde iman-larını muhafaza etmeye muvaffak olmuşlardır. 

Bugün tarikata şirk diyenler tasavvufun sonradan ortaya çıkmış olduğunu söyleyenler, bunun Hint mistizminin İslam’a sızması sonucu ortaya çıktığını söyleyenler kendilerini inkar etmektedirler. Çünkü tasavvuf ve tarikatler olmasaydı İslam bize tertemiz, bozulmadan gelemezdi. Ne Emevi zulmunü aşabilirdik, ne de Abbasi akılcılığını. Ne Moğol istilasından geçebilirdik ne de haçlı seferlerini göğüsleyebilirdik. Ne Afrika kabilelerini müslümanlaştırabilirdik ne de Filipinlerin balta girmemiş tropikal ormanlarına kadar uzanabilirdik. İslam eğer zühd boyutuyla yaşanmış olmasaydı kılıçsız fethedilen onca ülke ve belde İslam’a kılıç zoruyla çok zor gelirlerdi. Bu da İslam’ın sadece Arapların ve Arap yarımadasının dini olmasına neden olurdu ve kıyamete kadar baki kalacak son peygamber Hz. Muhammed Efendimiz’in (sav) dini, belli bir ırkın ve coğrafyanın dini olarak anılırdı. Diğer milletlere İslam ulaştırılamadığı için o dinin mensupları da bundan mesul olurlardı Allahu alem. 

Bugün Arapların dışında Afrikalılara, çekik gözlü Uzak doğululara, mavi gözlü Avrupalılara, Türklere ve diğer halklara bu din ulaştırılmışsa bunda Peygamber Efendimiz’den (sav) aldığı zühd ve takva anlayışını hayatına tam manası ile tatbik etmesini bilen sahabe efendilerimiz ve daha sonra da tabiin ve tebe-i tabiin efendilerimizin payı çok büyüktür. Onlardan da bayrağı devralmış zühd ve takvanın yaşadıkları bölgede kalesi olmuş, tevhid abidesi tasavvuf büyükleri bu yolu devam ettirmiştir. İsminin zühd olması takva olması tasavvuf olması fark etmez, maksad hep aynıdır, sadece isimler değişiktir. Bu tasavvuf ekolleri ve tarikatler sayesinde yüz binlerce, hatta milyonlarca insan yaradılış gayesine ermiş ve mutmain olmuş bir kalp ile, Allah’a (cc) kavuşmuştur.

Usüller farklı olsa da sonuç hep aynıdır. Zaten Allah (cc) adamlarının vazifesi kulları Allah’a (cc), Allah’ı da kullara sevdirmektir. Onun için dönemlerinde ne gerekiyorsa onu yapmışlardır. Zamanın mürşidi zamana göre, zamanın müridi de zamana göredir, anlayışı ile hareket ederek zamanlarında en güzel anlayışı ve tavrı bulmasını bilmişlerdir. Afrika’da yaşıyorlarsa oranın sıcağına ve halkına karşı bir usül geliştirmişler, Sibirya da yaşıyorlarsa oranın soğuğuna ve insanına göre bir usül geliştirmişler. Ovada yaşıyorlarsa ona göre, dağda yaşıyorlarsa ona göre. Onlar için dağ olmuş, deniz olmuş; soğuk olmuş, sıcak olmuş fark etmez, yeter ki insan olsun. 

Hatta hiç insan yoksa ağaçlarla, çiçeklerle, böceklerle konuşmuşlar. Değil mi ki maksat tevhiddir. Değil mi ki maksat Allah aşkıdır. Değil mi ki maksat emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münkerdir. Hasılı Allah’tır. O zaman her durumda ve ortamda ona göre hareket etmesini bilmişlerdir. Dememişler so-ğuk, dememişler sıcak. İmkanım yok, durumum yok, dememişler, Allah’ı ve vazifelerini hiç unutmamışlar her hâl ve kârda yapabileceklerinin en iyisini, en güzelini yapmaya calışmışlardır.

Bugün tasavvufu bilinçli bilinçsiz inkar edenler, onun ehlini pasiflikle suçlayanlar sadece cehaletlerini orta-ya koymaktadırlar. Kendi girdikleri topuklarına dahi çıkmayan sığ suları deniz zannetmekte ve benim girdiğim ummanda böyle şeyler yok, benim bilmediğim ve görmediğim her şey de batıldır demekteler. Halbuki başta sahabe efendilerimiz ve onlardan sonra bu yolu devam ettiren saadete ermiş sadat-ı kiram efendilerimiz okyanuslara dalmışlar, onun her karışına her derinliğine vakıf olmuşlardır. Daha sonra da okyanusta bir katre olduklarını söyleyerek büyük bir edep timsali olmuşlardır. 

Bugünkü cehaleti başından aşağı akan, daha ne dediğini bilmeden ileri geri konuşanlar, tavuğun yumurta yaparken ortalığı yıkması gibi bağırıp çağırmakta ve kendileri dışında her şeyi inkar etmektedir. Elbette ileride bir köprü var ve herşey o dar geçitte ortaya çıkar. Lakin gönül arzuluyor ki iş burada anlaşılsın. Milyonlarca insanın kafasındaki karmaşa son bulsun. Son bulsun da tevhide sımsıkı yapışsın ve işini mahşere bırakmasın. 

Rabbim bizleri, işini mahşere bırakmayanlardan eylesin. 

Rabbim bizlere zamanın velisine, eski zamanın müridleri ve dervişleri gibi sımsıkı sarılmayı nasib etsin. 

Rabbim bizleri muhabbet ve marifet hususunda yolda kalanlardan eylemesin. 

Rabbim bizlere, kafa karışıklığından kurtulup gönül şehrine girip tevhid ehlinden olmayı nasib eylesin. 

Rabbim bizlere bu yolun büyüğünü anlayıp ona muhabbetle, dört elle sarılmayı nasip etsin. Bu yolda önümüze çıkan engelleri ne olursa olsun tereddüt dahi etmeden, gözünü kırpmadan geçebilmeyi nasib etsin. Kıyamete kadar devam edecek bu yolda hem kendimize hem de neslimize, son Hâcegân kalıncaya kadar, her daim beraber olmayı nasib etsin. 

Rabbim bizim tattığımız bu güzellikten bütün İslam alemini nasip-lendirsin ve bu uğurda bize de ciddi, samimi bir gayret versin. Öyle bir muhabbet, öyle bir samimiyet, öyle bir gayret versin ki önümüze dağ çıksa delelim, deniz çıksa yürüyüp gidelim bizi hiçbir engel yıldırmasın.

Taki sonu vuslat sonu kavuşma olsun…

 

Yazar: İrfan Aydın

 

Bu kategoriden diğerleri: « DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKMAK

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort