JoomlaLock.com All4Share.net

ÜÇ AYLAR VE MİRAÇ MUCİZESİ

Üç Aylar ve Miraç Mucizesi

Üç Aylar ve Miraç Mucizesi - Tamer Doymuş

Sayı : 123 - Mart 2018

 

Üç Aylar ve Miraç Mucizesi

 

“Allah’ım! Recep ve Şabanı bize mübarek kıl! Bizi Ramazana ulaştır.“

Yine rahmet mevsimine ulaşmanın hazzını yaşıyoruz. Bizleri bu rahmet mevsimine ulaştıran Mevlamıza hamdu senalar olsun. Üç aylar olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan ayları nas olmaktan kurtulup insan olma yolunda mesafe kat etmemiz için Rabbimizin bizlere ikram ettiği bir rahmet mevsimidir. Recep ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazanı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insani özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Recep ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regaib, Mirac ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bu kişi Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insani vasıflarının artmasına gayret eder. 

 

Rasulullah (sav) bir hadis-i şerifinde; “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır.” buyurmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz, Recep ayı girince, “Allah’ım! Recep ve Şabanı bize mübarek kıl! Bizi Ramazana ulaştır” diye dua ederdi.

Receb, Muharrem ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren Hicri aylarının yedincisi olan Recep, aynı zamanda üç ayların ilkidir.

“Recep” kelimesi; herhangi bir şeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayı ululamak ve tazim etmek manalarına gelir 

Recep ayına arab-ı aribe döneminde “esamm” (sağır) diye adlandırıldığı rivayet edilir. Cahiliye devrinde, Recep ayı boyunca savaştan ve baskılardan uzak durulur, kan dökmenin, ırza ve mala dokunmanın yasak olduğu bu ayda kavga ve silah sesleri, imdad çağrıları duyulmadığı için bu adla anıldığı rivayet edilir.

Recep ayı aynı zamanda haram aylardandır. Eşhuru’l-hurum diye ifade edilen haram aylar, Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarıdır. Haram aylar, (hürmete lâyık aylar); Bu aylarda savaş yapmak yasak olduğu için bu adı almıştır. Cahiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılırdı. Eğer bu barış aylarında savaş olursa, yasak çiğnendiği için bu savaşlara “Ficâr savaşı” denirdi. Kur’an-ı Kerim’de bu aylarla ilgili olarak şöyle buyruluyor; “Allah, Kâbe’yi, o saygıya lâyık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların kalkınmasına sebep kıldı. Bu da, Allah’ın göklerde ve yerde ne varsa bildiğini ve Allah’ın her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.” (Maide, 97)

Bu aylar hürmete layık aylardır: “Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah’ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu dosdoğru dindir. O aylar içinde kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir.” (Tevbe, 36)

“Sana haram ayı yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır. Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haramın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise, Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük günahtır.” Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner de kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 217)

Haram aylardan üçü Zilkade, Zilhicce, Muharrem peş peşe geldiği için bunlara “serd” birbirini takip eden Anlamında kullanılır. Recep ayına tek olduğu için “ferd” münferit denilir.

Receb ayı ayrıca içinde iki tane kandil de bulundurmaktadır. Bunlardan ilki Receb ayının ilk Cuma gecesine denk gelen Regaip kandilidir. Cenabı Mevla üç aylara başlarken mübarek bir zaman dilimiyle kapıyı açıyorlar. Regâib, Arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”’den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen şey demektir. Çok bağış ve bol ihsan anlamına gelmektedir.

 

Bu ayda yer alan kandillerden Bir diğeri ise Miraç kandilidir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Bir gece kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, Kulunu Mescid-î Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, gözetendir.” (İsra, 1)

Cenabı Hak, bir gece Rasulullah’ı Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da dilediği kadar yakınına götürdü. Ayeti kerim de şöyle buyruluyor: “Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Göz ne şaştı, ne aştı. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.” (Necm,16-18) Bu mübarek ayet, yaratıkların en şereflisi olan Yüce Peygamberimiz’in (sav) bir nice kudret ve azamet eserlerini görmesi için geceleyin Mescid-i Aksa’ya götürülmüş olduğunu beyan buyurmaktadır.

Bu gecede yüce Peygamberimiz, zaman ve mekânda münezzeh olan Yüce Allah’ın tecellilerine, ilâhî hitaplarına kavuşmuş, bir nice kutsi ayetleri, alâmetleri görmeye muvaffak olmuştur. 

Bu yolculuk her şeyden haberi olan, her şeyi en güzel şekilde düzenleyen yüce Allah’ın yapılmasını istediği bir yolculuktur. Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsmail’den peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’e (sav) kadar ki, tevhit inancının en büyük halkalarını birbirine bağlıyor. İslam dinin kutsal saydığı yerleri birbirine bağlıyor. Efendimiz’in kendisinden önceki tüm peygamberlerin kutsal değerlerine sahip çıktığı, onun peygamberliğinin bu kutsal değerlerin hepsini kuşattığı tüm insanlığa duyurulmak isteniyor.

İmam Nedvi’nin Rahmet Peygamberi isimli eserinde Miraç hadisesiyle ilgili şu bilgileri görmekteyiz: “Bu Allah katından büyük bir ziyafetti. Onun kırılan kalbini düzeltmek, gönlünü almak Taif’te gördüğü hakarete, çirkin davranışlara ve inkâra bir karşılıktı.

Ertesi gün sabahleyin bu haber müşriklere ulaşınca, bunu inkâr ettiler, olmayacak şey dediler, yalanlayıp alay ettiler. Fakat Hz. Ebu Bekir (ra): Allah’a yemin ederim ki, eğer bunu o söylediyse, Şüphesiz ki doğrudur. Siz buna niçin şaşıyorsunuz? Vallahi, onun gökten yere, gece gündüz her saat, Allah’tan gelen vahiylere ve bundan daha fazla hayret edilecek şeylere tereddütsüz inanıyor tasdik ediyorum.” dedi. Hz. Peygamber’in Hak katına yaptığı bu seyahat, çok dakik ve derin manaları, hikmetli işaretleri ihtiva eder.

İsra hadisesi hakkında nazil olan ve bu hadiseyi anlatan iki sure-i celile vardır. “İsra” ve “Necm” sureleri. Hz. Muhammed Efendimizin, kendisinden sonraki nesillerin önderi olduğunu ilan etmiştir. Peygamberler O’nun arkasında namaz kıldı. Bu O’nun risaletinin umumiliğini, imametinin ebediliğini ifade eder. Bu hadise Hz. Peygamber’in (sav) şahsiyetini, önderlik ve kumandanlık vasıflarını, Onun peygamber olarak gönderildiği ümmetin, diğer ümmetler arasındaki mevkiini de ortaya koymaktadır. İsra, evrensel ve ebedi bir şahsiyeti insanlığa tanıtan bir hadisedir.”

Yeri gelmişken Miraç mucizesindeki hikmetleri anlamamız için Hâce Hazretleri’nin (ksa) sohbetlerinden bir bölümünü burada ifade etmek faydalı olacaktır: 

“Efendimiz nübüvvetini izhar etmeden önce şan/şeref sahibi, emin, güvenilir, hatırlı bir kişiydi. İçinde yaşadığı toplumun efendisiydi, eşrefiydi. İçinde bulunduğu toplumun ezberini bozunca bir anda O’na karşı cephe alındı. -Hâşâ- Sanki toplumun en şerlisiymiş gibi gösterilmeye çalışıldı. Birçok sıkıntıya maruz kaldı. Yakın gibi görünen arkadaşları, akrabaları yüz çevirdiler. Kur’an’ın ayetlerine baktığımızda, amcası Ebu Leheb yengesiyle birlikte yapmadıkları eza u cefayı koymadılar. Taif’de akrabalarının verdikleri eziyet, O’nu taşlamaları. Taif’dekiler akrabaları idi Efendimiz’in. Hüzün senesi diye bilinen Hatice annemizin ahireti şereflendirmesi, arkasından amcası Ebu Talib’in vefatı, vahyin üç sene kadar sırlanması/kesilmesi, Müslümanlara ekonomik ambargo uygulanması gibi birçok sıkıntılar yaşadılar. Bunların hepsi o günlere rastlar. Adeta bütün bu sıkıntıların, çilelerin, meşakkatlerin sonuna doğru Cenâbı Hak Efendimize -la teşbih ve la temsil, teşbihte hata olmaz- “Sen iyi bir tatili hak ettin. Güzel bir hediyeyi hak ettin” dercesine o mahzun gönlünü, o hüzünlü gönlünü mesrur etmek/sevince boğmak için Mirac’ı nasip etmiştir. Mirac’ın bir sebebi bu.

Ama Cenabı Hak bu hadiseyi, iki varlığın arasında yaşanmış bu hadiseyi, döndükten sonra anlatmasını emrederek ve Kur’an’da bunu zikrederek alenileştirmiştir. Sanki ifşa etmiştir bu sırrı. Mevlâmız İsra Suresi’nin ilk ayetiyle ve Mirac’la ilgili Kur’an-ı Kerim’deki diğer ayetlerle bunu cenabı Hak bu sırrı ifşa etmiştir. Öyleyse bu hadisenin Efendimiz ‘in şahsıyla olduğu kadar ümmetle de alâkalı yönleri vardır. İşte niçini burada.

Bu bütün insanlığa bir çığırın, bir yolun açılması. Şimdi -bazı misaller vereceğim. Meselenin basitleşmesinden de korkuyorum. Allah’a sığınırım.- Aralarında alış-veriş olan, birbirleriyle ticari ilişkileri olan veya özel bir ilişkileri olan insanların bu meseleleri telefonda görüşerek halletmeleri farklı olur yüz yüze gelip, birebir konuşmaları, dertleşmeleri, halleşmeleri, pazarlık aşmaları daha farklı olur. Cenabı Peygamber, sürekli ümmeti için dua eden, yalvaran bir insandı. Dua bir nevi telefon görüşmesi gibi. Ama bir de gidip yüz yüze görüşerek, ümmeti için daha fazla avantajlar alması, imkânları genişletmesi, çok daha farklı olmuştur. Bunu belki Cenabı Hak da biliyor. Bahane/vesile halk ediyor. Deniliyor ya, ‘Allahımız bahane Allahıdır.’ Sebeplere bakar. Mirac’ı da buna bir sebep halk ediyor ve bütün insanlığa adeta bu kapı açılıyor. Bunun için ayeti kerimede de bize buyuruyor ki, ‘siz de bu namaz yolunu deneyin.’ Allah’tan namazla ve sabırla yardım isteyin. İsteklerinizi, Allah ile olan meselelerinizi, alış-verişlerinizi namazla yani miraçla halledin siz de. Namazda Cenabı Hak ile yüz yüze gelirsiniz. Pazarlığınızı orada yapın. Çünkü namaz bir yönüyle dua, bir yönüyle zikir, bir yönüyle hizmet, bir yönüyle vuslat, bir yönüyle gurbet bir yönüyle hicret. Bütün değerler var. Cenabı Hak bunun için diyor ki ‘namazı kullan.’ Sanki bu çok özel bir hat. Namazla dua edin. Misal iki rekât hacet namazı kılın, dua edin. İki rekât istiğfar namazı kılın. Meseleye göre. Eğer bir müşkülünden dolayı yalvaracaksan, irtibat kuracaksan hacet namazı. Günahından dolayı yalvaracaksan, istiğfar namazı kıl. Nimetlerine teşekkür etmek içinse, şükür namazı kıl. Güneş tutuldu, ay tutuldu küsuf namazı kıl. Yağmur için rahmet talep edeceksin istiska namazı kıl. Bir müşkülünü danışacaksın, istihare namazı kıl... Her şey için bir namaz belirlemiş. Namaz bir hat, Allah ile sürekli açık durması gereken bir hat... 

Cenabı Hak özel telefonunu, özel hattını, Rasul-i Ekrem vasıtasıyla bizlere bildirmiş ve o yol bize açılmış. O yol bize namazla açılmış… Miraç bize bunları getiriyor.”

Miraç gecesi, Sidre’de Efendimiz’e (sav) verilen pek çok ilahi bahşişlerin yanında bir de İsra Suresi’nde ifade buyrulan şu hususlar Müslümanlara bildirildi:

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babaya da iyi davranmayı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “Of” bile deme; onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle.

Onlara karşı aşırı şefkat ve merhametinden dolayı alçak gönüllü olmanın kanatlarını indir ve “Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi sen de onlara öyle rahmet et!” diyerek dua et.

Rabbiniz, sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tövbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.

Bir de akrabaya, fakire, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

Zira böylesine saçıp savuranlar, şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise, Rabbine karşı çok nankördür.

Eğer, Rabbinden umduğun bir rahmet için onlardan yüz çeviriyorsan hiç olmazsa, kendilerine güzel söz söyle.

Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, kaybettiklerinin hasretini çeker kalırsın.” (İsra, 23-29)


Kaynakça
-Rahmet Peygamberi, Ebu’l-Hasan Ali En-Nedvi
-İslam Ansiklopedisi, DİB
-Şamil İslam Ansiklopedisi
-Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri
-Fi Zilalil kuran, Seyyid Kutup
*Bkz. Gülzar-ı Hacegan Dergisi, Eylül 2008

 

Yazar:  Tamer Doymuş

 

Bu kategoriden diğerleri: « THESEUS'UN GEMİSİ

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort