Gülzâr-ı Hâcegân
SENİN MUHABBETİNE İHTİYACIM VAR
Gönül bağının gülleri solmuş,
Öt bülbülüm öt, gül hayat bulsun.
Kurumuş gölleri virâne olmuş,
Himmet et efendim, can hayat bulsun.
Hâce Hazretleri (kuddise sırruh)
Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz diye bir Yahudi lafı vardır… Bu bir İsrailiyyattır ve dilimizden eksik olmaz… Oysa; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz…” Her şeyin sağlaması var, kimse kimseyi kandırmasın. Azdır, çoktur bilinmez belki ama kimde var kimde yok bilinir.
Yaşantından, konuşmandan, değerlerinden, sevdiklerinden, sevmediğin şeylerden bilinir… “Bilenle bilmeyen bir olur mu?” buyuruyor Cenâbı Hak. Bilenle bilmeyen arasında bir fark varsa, Allah’ın (cc) nuruyla bakan mümin imanın kimde olduğunu bilir. Bilemiyorsa bu onun ahlâkının temiz olmayışındandır.
İmanın, basiretin, ferasetin sana bu hayatta dostunu ve düşmanını tanıtır. Sana kimden fayda gelir, nereden zarar gelir bunları bilirsin.
İnsanı kâmil, bunu en iyi bilen insan demektir. Bu süreçten geçmiş insan demektir. İnsan tasavvuf yolunda neyin mücadelesini verdiğini iyi bilmelidir. Seyr-i ilallah insanın basiretini, anlayışını olgunlaştırmalı… Bunlar olmayacaksa sende, bu yol sana ne kazandıracak?
Tasavvuf yolunda insan çeşitli nimetlere ulaşır… Bu nimetler sende hakkı-batılı ayrıştıramıyorsa, sende ne olmasını bekliyorsun… Cezbelensen, “Allah” diye bağırsan, kalbin muhabbetle yansa ne olur? Anlayış oluşmazsa sende, seyrinin hedefi belli olmaz… Yolun, izin, kılavuzun mânâsı kaybolur o zaman…
Muhabbet tek başına risktir. İstikametle birlikte, bir arada olursa, orada kemâlat vardır, orada irşad var demektir.
Müslümanın her işi net olacak. Yaptığı işlerin sonucunda elde edeceği kazanç net olmalı… Hak var, batıl var… Eğer sen bunları bilmiyorsan bir bilene soracaksın… Hak nedir, batıl nedir? Ona göre tavır alacaksın…
Hz. Ömer (ra) nasıl değişmiş, nasıl şekil almış, hangi safralarını bırakmış da Peygamber Efendimiz (sav) “Benden sonra peygamber gelse Ömer olurdu.” buyurmuş. O yüzden bu yola giren almak için değil, vermek için gelecek. Nefsine ait pürüzleri, Hakk’ın dostları huzurunda terk edip bırakanı Cenâbı Hak en güzel şekilde kendi Zâtî muhabbetiyle doyuracak, dolduracak.
Tasavvuf muallak/bilinmeyen bir yol değil. Başı, ortası, sonu belli bir yol… Sırat-i müstakim üzere değişmeyi ve olgunlaşmayı/kemâle gelmeyi esas alan bir yol. Olgunlaşma sürecini ‘yarın yaparım’ diyerek sonraya bırakan aldanır… Hakk’ın emirlerini yerine getirmede, O’nun (cc) razı olduğu amelleri yapmada, razı olduğu yaşamı uygulamada ne kadar erken davranırsan Mevlâ’nın (cc) hoşuna gidersin…
Ödemesini aksatmayan bir tacirle ticaretinde ona güvenirsin. Şu gün ödeyeceğim, bugün ödeyeceğim diyerek ödemelerini hep aksatan, seni savsaklayan bir tacirle ticaretini ne kadar devam ettirebilirsin? Belki onun ödeyeceği miktar senin için çok önemli olmayabilir, seni ekonomik anlamda çok etkilemeyebilir. Ama o tacir sözünde durmadığı için ona güvenmezsin… Bizim amellerimize de Cenâbı Hakk’ın ihtiyacı yok… Her şey kulun irşadı için… Kulluğunda dürüst olmazsan hiçbir şey olamazsın…
Muhasebeyi hiçbir zaman terk etmemek lazım. Kârda mıyım, zararda mıyım, bunun muhasebesini iyi yapmak gerekir. Sendeki tecrübe, birikim, ihlâs, samimiyet ve gayret ne kadar sağlam olursa muhasebenin neticesi de o kadar sağlam çıkar… Muhasebenle muhabbetini ve istikametini kontrol etmelisin… Muhasebeni güzel yaparsan muhabbet ve istikametin cemaatte elde edilip çoğaldığını görürsün…
“Cemaatte rahmet vardır.” buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav). Kalbi muhabbetle yanan müminlerin oluşturduğu bir cemaatte kalp ateşi hiç sönmez. Herkes kalbindeki ateşiyle o ocağa bir odun atar ve o muhabbeti çoğaltır.
Mürid zahirde her an mürşidinin yanında olamayabilir, onunla yüz yüze görüşemeyebilir. Ama onu sevenlerle birlikte olursan, ona karşı sorumluluklarını idrak etmiş ve bunu yaşantısına aktarmış insanlarla birlikte olursan o muhabbet ateşinin içinde sen de sıcaklığını/muhabbetini kaybetmezsin… O arkadaşlarına teşekkürün olur. Ve ihtiyacın olur böyle arkadaşlara…
Birbirine ihtiyaçla cemaatte saflar sıklaşır. Bilirsin ki bu arkadaşlarımdan uzaklaştım mı sıcaklığımı/muhabbetimi kaybederim. Bu muhabbet kulun tek başına, kendi çabasıyla elde edebileceği bir şey değil. Niceleri muhabbet için dağa çıkıp, eşkıya olup gelmişler.
İnsanların birbirinin sıcaklığına/muhabbetine ihtiyacı var. Seninle Allah (cc) arasındaki, seninle mürşid arasındaki muhabbete benim de ihtiyacım var. Ben sana bu mânâda ne kadar yakın olursam, seni seversem, seninle beraber yaşarsam o sıcaklık -“Sevgi saridir(bulaşıcıdır).” buyuruyor büyükler.- bana da bulaşacak… İşte cemaatin rahmet olmasının bir ifadesi…
Cemaatte rahmet var, sen kimlerle geziyorsun? Bunun muhasebesini iyi yapman lazım… Yabanda otlar, çalılar, dikenler yetişir… Gül bahçesinden uzaklaşırsan dünya çöplüğünün kokusu siner üstüne… Bir süre sonra alışırsın çöplüğün kokusuna… Sen Medine bahçesinin Gülü’ne benzemek istersen, ümmet bahçesinden bir an olsun ayrılmamalısın… Bilirsin ki, dışarıda su yok, güneş yok…
Ya Rabbi, bizleri seni sevenlerin yanından ayırma… Onlarla birlikte razı olduğun kullarından eyle… Âmin…
Gülün meşkine bülbül zâr eder,
Derûnî dilde derdim yeniler
Sıdk ile dergâha devam dediler,
İhlasla serin ver ki, nefs hayat bulsun.
Hâce Hazretleri (kuddise sırruh)
GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2012 HAZİRAN SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR
GÖNÜL MUHABBET OCAĞINDA OLGUNLAŞIR
Maksuduna erdirir,
Matlubunu bildirir,
Gönlün Hakk’a döndürür,
Hâcegân uluları.
Hâce Hazretleri (kuddise sırruh)
İnsan tasavvuf yoluna girdiğinde kalbi muhabbetle ısınır. Hakk’a, Hakk’ın dostlarına karşı sıcaklık hisseder. İnsanın olgunlaşma süreci (kemale gelme) işte hep bu sıcaklıkla olur. Bu sıcaklıkla olgunlaşır bir mürid.
Sen demircinin elindeki bir demir gibisin. O seni ateşte yumuşatır ve o yumuşamadan sonra sana şekil verir. Eğer yumuşamadan sana şekil vermeye kalkarsa seni kırar… İnsan belli bir kıvama, belli bir sıcaklığa geldikten sonra bir şekillendirme olursa, o insanın daha güzel olgunlaşmasına vesile olur. Mevlana’nın dediği gibi “Hamdım, piştim,yandım…” merhalesi. Yanman yetmez, pişip olgunlaşman gerekir.
Riskler hayatımız boyunca devam eder… İnsanın son nefesine kadar ne olacağı belli değil, iyiyken kötü, kötüyken iyi olabilirsin. O zaman mesele sadece senin kalbinin yumuşamasıyla bitmiyor demek ki. Bu, insanın olgunlaşmasındaki sürecin belki yarısı olarak tarif edilebilir. Kalbinin yumuşamasıyla iş bitmiyor.
Olgunlaşma sürecinde kalbinin sıcaklığı giderse, kalbin soğursa ortada kalırsın. Olgunlaşayım derken farklı bir şekil alırsın. O andaki şeklin ne ise soğuyunca öyle kalırsın. O da senin bitmemiş, olgunlaşmamış halin olur. Ham bir meyve gibi olursun. Ne tadın olur ne de rengin…
Kalbimiz muhabbetle ısındı… Onu soğutmadan bir mürşidi kamilin elinde bizi şekillendirmesine ne kadar fırsat verirsek o kadar güzelleşiriz. Kalbimizin ısınması veya şekillenme/olgunlaşma aşamamız her biri tek başına yeterli değildir. İkisi bir olduğunda manası vardır. Kalbin devamlı sıcak/muhabbetli olmalı ve sen bu sıcaklıkla istikamet üzere şekillenmelisin.
Kalbin sıcak değilse kendini muhasebe et. Allah (cc) sevgisi, Peygamber sevgisi, mürşid sevgisi… Bu sıcaklığı kaybettikten sonraki istikamet mücadelen seni visale, likaya, rızaya ulaştırmaz. Kalbin katıyken nasıl şekilleneceksin?
Günümüz tasavvuf ekollerinden bazıları kalbi ısıtmadan insanı şekillendirme mücadelesine girdikleri için kırıcı oluyorlar. Ne kendilerini muhafaza edebiliyorlar ne de olgunlukta/kemalatta bir seviyeye ulaşabiliyorlar. Kalp ısınmadan şekillenmeye çalışırsan olgunlukta/kemalatta bir netice göremezsin.
Günümüz ilim ehli insanlarından bazıları niçin bir mürşidi kamile gelip istifade edemiyor? Çünkü kalbi ısınmamış… Kendi kalbi ısınmadığı için, insanlara İslâmı tebliğ ederken onların kalbini ısındırmaktan tebliğe başlayamıyor. Usulü bilmeden insanın orasını burasını düzeltmeye çalışır ve ortaya manen garip bir varlık çıkar.
Tasavvuf ekollerinden bazıları da kalbi ısıtıp istikameti ihmal ettiler. Kalpleri muhabbetle ısıttılar ama o insanları olgunlaştırmak için istikamet tarif etmediler. Ağızlarından Ğavs lafı düşmedi belki, ama gidip faizle iştigal edebildiler. Ben dervişim, ben sofiyim dediler… Sana İslâm adına tasavvuf adına çok şey anlattılar… Sonra gidip haram yediler ve bundan rahatsız olmadılar. Yolun başında elde ettiği sıcaklığı/muhabbeti kalbinde muhafaza edebilse, muhafaza ederken ona istikamet tarif edilse, Hakk’ın yoluna doğru nasıl yaşaması gerektiği şeklinde dışarıdan yönlendirilse o insan güzel bir şekil alır. Sohbet olmazsa, yol gösteren olmazsa, istikamet belirleyen olmazsa insan nasıl şekil alacak?
Kalbin ısınması/muhabbeti, olmazsa olmazdır ama tek başına bir şey değildir. Muhabbetin peşine istikameti getirmelisin yaşantına. Mürşid insanın muhabbetle kalbini ısıtır… Kalbinde yumuşama olunca sohbetlerle, dışarıdan yönlendirmelerle sana istikamet belirler. Sen o istikametle şekillenmeye başlarsın… Yoksa herkes o muhabbetiyle idare etmeye kalksa bir işe yaramaz. Muhabbet ve istikamet ikisi bir arada olmalı.
Müridim diyen herkes için bir risk vardır. Bu yüzden kalbindeki sıcaklığı muhafaza ederken istikamet üzere olmaya çalışmalısın. Güzel bir insan haline gelmelisin.
Tasavvuf yolunda mürid kendini sıfırlayabilmeli… Bu yola almak için değil vermek için gelmeli insan. Neyini verecek? Nefsine ait neyi varsa, oraya getirdiği bütün pisliklerini bırakması isteniyor. Allah’a (cc) yakınlık kesbetmek, Allah’a iyi bir kul olmak için şekillenmek istiyorsan bütün pisliklerinden arınmalısın.
Ğavs Hazretleri (ks) müridlerine, “Siz dolusunuz, biz boşuz.” buyururmuş. Müridler de kendini levm ediyor, bize iltifat ediyor zannedermiş. Sonradan anlamışlar işin hakikatini. “Biz nefsimizden boşaldık, siz hala nefsinizle dolusunuz. Gelin siz de boşalın nefsinizden…” anlamını sonradan anlamışlar. Bu nefsin doluluğunu boşaltmak için gelmeli ki insan, seni Hakk’ın razı olduğu hususlarla doldursunlar, donatsınlar…
Kendine dön bir bak, ne kadar sıfırlandın? Bu yola geldiğinden itibaren Allah’ın (cc) razı olmadığı nelerini bırakabildin? Bu kapı sana nelerini bıraktırdı? Muhasebe olmadan olmaz. Şu üç günlük dünyada ticaretinin muhasebesi için muhasebeci tutuyorsun, ona para veriyorsun da; ahiretinle, imanınla, dininle alakalı hususlar hiç muhasebesiz olur mu? Daha önemli bir muhasebe gerek. Bu muhasebe çeşidinden biri de kendini ne kadar sıfırlayabildin?
“İki günü eşit olan ziyandadır.” buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav). Bu Hadisi şerifi levha yapıp evlerimize asmamız gerekir. Allah’ın (cc) razı olacağı bugün ne şekil aldın, yarınki şeklin ne olacak? Her gün bu şekilde bir şekil almak zorundasın. Her gün bir safranı/pisliğini atmak zorundasın.
Allah’ı istiyorsan, O’nun rızasını, aşkını, yakınlığını istiyorsan her gün olumsuz bir tarafını atman lazım. Bu da mücadeleyle olur. Ben seviyorum deyip de bir köşeye çekilirsen, sevdiğinin razı oluğu şeylere karşı yaşam mücadelesi vermezsen, kalp sıcaklığının sende ebedi olmadığını bilmelisin.
Salikin/müridin muhabbetli olması meselenin yarısıdır, hepsi değildir. Benim muhabbetim var deyip cezbeleniyorum, orada şurada “Allah” diye bağırıyorum. Bunlar tek başına bir şey değildir ve risktir. Bu haller istikametle beraber bir insanda bulunursa, o insanda istikamet oluşturursa orada kemalat vardır, orada irşad vardır, orada mürşid vardır…
İstikamet yoksa bir şey yoktur. Orada nefsaniyetin başka bir yönü vardır. Nasıl ki meyhane bir nefsaniyet alanıdır. İstikamet olmayan cemiyetlerin adına tarikat desen buralar tarikat olmaz, dergah desen dergah olmaz…
Hiç kimse kendi muhabbetine aldanmasın… Bu sermayeyi istikamete çevirmeye çalışsın. Varsa bir sıcaklığı/kalbi muhabbeti bunu istikamete dönüştürsün. Sıcaklığı yoksa kendini ısıtacak, Allah’ın (cc) zati muhabbetiyle kalbini ısıtacak bir yer bulması lazım.
Tasavvuf ne teşbih işi ne de sadece muhabbetle gidilebilecek bir yol. Bunlar senin şekillenmene katkısı olan şeylerdir. Bunların neticesi rızaya, likaya, visale ulaşmış, muhabbetli ve istikamet üzere olan bir mümin olman.
Sendeki senliği atmaya,
Âşıklığa el katmaya,
Nefsini dosta satmaya
Davet eder, davet eder.
Hâce Hazretleri (kuddise sırruh)
Ya Rabbi, sevdiklerini bize sevdir bizi de sevdiklerine sevdir. Onların elinde muhabbetle “Muhammedcik” şeklini alabilmeyi bizlere nasib eyle.
GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2012 MAYIS SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR
İHLAS BÜTÜN AMELLERİNİ TATLANDIRIR
“Hikmet (özlü bilgi) müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa alır.” buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav).
Bilgi sağanağına tutulan Müslümanların, kendilerini sırat-ı müstakime ulaştıracak olanı bulmaları her zamandan daha da zorlaşmıştır. Bilgi olmasına rağmen basiret ve feraset azalmıştır. Müslümanlar, çoğu meselesinde anlayışsızlığından Cenâbı Hakk’ın (cc) hoşuna gidecek sonuçlara ulaşamamaktadır. Yaptığımız her şeyde Rabbimiz’in hoşnutluğunu gözetmemiz gerekir.
“İkra!” buyurdu Yüce Mevlamız Kur’ânı Kerim’de. “Yaratan Rabbi’nin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.” (Alak; 1-5)
Yaratanın ilk emrine, “oku” hitabına uyarak okumak… Yaratılışımızı okumak… Rabbimiz’in Kerem sahibi oluşunu okumak… O’nun (cc) sevgilisini okumak… O’nun bize olan sevgisini okumak… O’na olan ihtiyacımızı, iştiyakımızı ve O’nun yanında acziyetimizi okumak…
Peygamber Efendimiz’e (sav) en hayırlı amel sorulunca, “ilimdir” buyurdular. Biz ilimden değil amelden sorduk denilince, ilimle yaptığınız amel az da olsa hayırlıdır. Cahilce işlenilen ameller insana fayda vermez, buyurdular.
İlim, Allah’ı (cc) tanımak, bilmek… İbni Abbas (ra) “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” ayetini, “Allah’ı tanısınlar, bilsinler…” diye tefsir eder.
Tasavvuf ehli, seyri sulûkunda “marifetullah ve muhabbetullah”ı esas alır. Bunlar iki kanat olur ona kuş misali… Tek kanatla uçamazsın. Kulluğun kemal noktasına bu iki kanatla gidebilirsin ancak. Kulluğu belli emir ve yasakları yerine getirmekten ibaret sananlar, Allah’ı tanımak, O’nu bilmek diye bir amaç gütmezler… Oysa insan yaratılışta çok meraklıdır. Çevresindeki her şeye karşı çok meraklıdır. Ona bu merak Rabbi’ni tanısın diye verildi…
Allah’ı (cc) tanımazsan, O’na nasıl kulluk edeceksin, hiç düşündün mü? “Allah ile tanışmayanın imanı kâmil olmaz.” buyuruyor büyüklerimiz. Neye, niçin iman ettiğini bilmezsen bu iman sende kalıcı olmaz. İmanın sende tutunması için bilgiye ihtiyacın var. Bu manada Allah’ı tanımak için elde edeceğin ilim amellerin en hayırlısı olur.
Allah ile tanışmadan yapacağın ameller de makbul sayılmaz. Namazın beden hareketinden öteye geçmez, oruçta aç kalırsın sadece, zekâtla iyilik yaparsın. Bunların ibadet olması için niçin yaptığını bilmen gerekir.
Allah’ı (cc) tanıyıp seversen kulluğun manasını anlayabilirsin. Bir melek yaratıldı yaratılalı secdede niçin bekler, anlarsın… Sen de rukûya giderken bütün hücrelerinin ibadet ettiğini hissedersin. Sen de İbrahim misali ateşe atılacağını bilsen de dininden vazgeçmezsin… Oğlun İsmail’i kesmen gerekirse bıçağı dayayıp sürtersin boynuna… Eğer O (cc) emrederse İsmail olup bıçağın önüne uzatırsın başını… Hacer misali ıpıssız çölde yalnız kalsan da Rabbi’ne güvenirsin… Eyyûb misali hastalansan da şikâyet etmezsin halinden…
Peygamber Efendimiz’in (sav) bir eline güneş, bir eline ay verilse davasından niçin vazgeçmeyeceğini anlamaya başlarsın. Allah’ı tanımanın değerini bilseydin Hz. Ali (ra) gibi bir harfe kırk yıl köle niçin olunur, anlardın. O harfte Rabbi’ni tanıma derdini hissederdin. Hz. Selman’ı (ra) şehzadeyken yollara düşüren derdi sen de hissederdin kalbinde. İmamı Âzam’ın (ra) son iki yılında Caferi Sadık’tan (ra) öğrendiğine sığınıp, “Son iki yılım olmasaydı, helak olurdum.” demesini sen de anlayabilirdin.
Nice âlimin medreseyi bırakıp yollara düşmesinin, nice sultanın tacı tahtı bırakıp sarayını terk etmesinin ilm-i billâh (marifetullah) için olduğunu anlardın. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri’nin bir medresenin müderrisi iken bir dergâhta hizmet eden mürid olması hep Yüce Mevlâ’yı tanımak içindi… Allah’ı bilmenin önemini kavrarsan, nice evliyanın Ğavs Hazretleri’nin (ks) dergâhında mürid olmasını anlarsın… Onlar ki mürşidliği, hilafeti, makamı bıraktılar… Gelip Ğavs Hazretleri’nin bendesi oldular. O kadar sevmişler ki Ğavs’ı (ks), O’ndan ayıramaz olmuşlar gözlerini… Bu sevgiyi tatman için bilmen gerekir.
Allah dostları ilm-i billâh (marifetullah) deryasından bir katre elde ederiz gayesiyle gönüllerini sevgilinin huzurundan ayırmamışlar. O bir damlanın istiridyenin ağzına düşüp incileştiği gibi senin de gönlüne düşerse, sen de inciye dönersin. İnci gibi kıymetlenirsin. Hakk’ın incisi olursun… İyilere yazar Cenâbı Hak, salihlerden olursun… Salihlerden olursan, amellerin de salihleşir. Amellerinin kefili Mevlâ olur. Yürüsen Mevlâ seninledir, konuşsan seninle…
“Kulumu sevince de Biz onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı oluruz.” buyuruyor Mevlâmız. Âlimin uykusunu ibadetten sayan Rabbimiz, mukarrebunun (yakınlaşanların) seyyiatını (hatasını), ebrarın (hayır sahipleri) amelinden üstün tutmuş. Ameli değerli kılan onun çokluğu değil, ameli yapan kişidir. Ameli değerli kılan onu yapanın ihlâsıdır.
Niceleri namaz kılar da, huşusu olanın ameli makbuldür. “Aranızdan ilk kalkacak ilim ‘huşu’ ilmidir.” buyurmuş Peygamber Efendimiz (sav). Oruç tutan çoktur, ancak takva sahipleri Hakk’ın muradına ulaşmıştır. Kurbanlar kesilir, kanlar akıtılır da Yüce Mevlâ’ya ulaşan tertemiz bir niyettir. Niyetler bilgiyle, tanımayla güzelleşir. Allah’ı (cc) tanımayan bir Müslümanın niyeti de güzel olmaz.
“Seni ibadete sevk eden duygu Allah’a duyduğun bir arzu, mutlak bir ihtiyaç, sonsuz bir sevgi, O’nsuz olamayacağına inandığın için mi, yoksa bir isteğin var onu da ancak O yapacak olduğu için mi?” buyuruyor Hâce Hazretleri (ksa).
İnsanın ameli karşılığında Cenâbı Hak’tan yakınlık beklemesi onun edepsizliğidir. Mahfiyetle yapacağın ameller rıza kapısına ulaşır. Sevgiyle sun ibadetlerini, hediye eder gibi olsun.
Bir insan Allah’a (cc) muhabbetinin manasını öğrenmek isterse, yaptığı işlere muamelesine baksın… Günaha, masivaya karşı duruşun nasıl? Sana zevk veren şeyler hep nefsanî şeyler mi? Kulluğundan ne zaman hoşnut olacaksın? Ne zaman Allah’ın emirleri külfet olmaktan çıkıp muhabbete dönüşecek sende?
Gayemiz, insanın yaratılış gayesi olan ibadet ve ubudiyete ihlâsla devam etmektir. “Allahu Teâlâ, ancak ihlâslı olan ameli kabul eder.” buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav). İhlâssız amel kabul olunmaz… İhlâs amellerin ruhu, özü gibidir… Müminin yaptığı her amele ihlâs can verir. Sevgi ihlâsla karışırsa ilahi sevgi olur. İhlâssız sevsen şehvete dönüşür sevgin… Dostluk ihlâsla uhuvvete, kardeşliğe dönüşür. İhlâssız dost olmaya kalksan, uhuvvete dönüşmez kardeşliğin… Bu dostluğa menfaat karışır, riya karışır… Bütün güzel şeylerin ihlâsla irtibatı var.
İhlâs tuza benzer. Yemeğe, ete, sebzeye, meyveye tat verir. Mümin bütün amellerini ihlâsla tatlandırır. İhlâsla saflaşır, duruluğa erişir mümin. İhlâs samimiyetin kendisidir.
İhlâs insanı temizleyen bir süzgeç gibidir. Bütün amellerini, duygularını, fikirlerini bu süzgeçten geçirebilirsen gerçek manalarına ulaşabilirsin, bunların sana faydası olur… Unutma ki, rızaya ulaşmanın yolu ihlâstan geçer.
İmamı Rabbâni Hazretleri; “Ebedi saadete kavuşabilmek için ilim, amel ve ihlâs muhakkak gerekir.” buyurmaktadır.
Ya Rabbi, marifetullaha ulaşmayı bizlere nasib eyle… Bu ilimle, Sana ihlâsla kulluk yapabilmeyi nasib eyle.
Ya Rabbi, sevdiklerini bize sevdir, bizi de sevdiklerine sevdir…
Söylemekliğin hası, sözün hülâsâsıdır,
Yaşamadan söyleyen yarın utanasıdır.
Mâleyâni her bir söz lisânın hatasıdır,
Hakikatı gizlemek asrın şaşaasıdır,
Anı bilip demeyen nâsın yüzkarasıdır.
Sana derim ey vâiz, el at gel vicdanına,
Nefsten gelen her kelâm, gönüllerin pasıdır.
Sefil Hâce gel sen de, kulak ver âriflere,
Onların her bir sözü, imanın ziyâsıdır…
Hâce Hazretleri (kuddise sırruh)
GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2012 MART SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR
HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU
Hâce Hakk’a döndür yüzün
İhlâs, takva olsun özün,
Zikir, tevbe olsun sözün,
Belki Hüda sever bir gün.
Hâce Hazretleri (ksa)
Sen sevildin ve yaratıldın… Nimetlerle donatıldın… Dağların yüklenemediği yükü sırtlandın. Sen Halifetullahsın, “Sen nerede olursan ol, Allah (cc) seninle beraberdi.” Ve sana “Kaldıramayacağın yük yüklenmeyecekti.”
Deve kuşuna benzememelisin. Yük getirdiklerinde kanatlarını, uç dediklerinde ayaklarını göstererek kendini kandırırsın. Sonunda başını kumlara gömer, seni kimse görmez zannedersin. Ğavs Hazretleri’nin (ks) buyurduğu gibi; “Müslüman çam ağacına benzer… Yazın da yeşildir, kışın da… Yazın da yaprakları vardır, kışın da…”
İlahiyatçı bir bayan “İslam’da Kadın Hakları”nı araştırıyor… Kendince hadisi şeriflerden istediği sonuca ulaşamıyor. Kur’ân-ı Kerim’e yöneliyor. Orada da kendince istediğine ulaşamıyor. Nihayet Kur’ân-ı Kerim’i tarihselleştirip, bazı uygulamaları o döneme has kılarak çözüme kavuşturduğunu zannediyor.
Kur’ân’dan, hadisten utanma Müslüman… Dininden utanma… “Müslüman, kimliğinden utanan değil, o kimliğe layık olamadığı için kendinden utanandır.” buyuruyor Hâce Hazretleri (ksa).
Müslüman kimliğini hiçbir yerde bırakmaz. Onun boyası kök boyadır… O, Allah’ın (cc) boyası (sıbgatullah) ile boyanmıştır. O boya ondan kolay kolay çıkmaz. İmanın boyasından, aşkın, ihlasın ve takvanın boyasından güzel bir boya bulamazsın kendine… Nefsin sana bir şeyleri güzelleştirse de, “Dünya bir leşe benzer.” buyrulmuş… Leşi güzelleştiremezsin… Dünyanın peşinden gidersen dünyayı yakalayamazsın… Gölgen misali onu hep kovalar durursun. Sen ona sırtını dönersen peşinden gelir.
Müslüman kimliğinin içini dolduramazsan, annenden ve babandan miras aldığın İslamını, imanını koruyamazsın…
Cenabı Hak senin hayatının neresinde? Sen hayatını neye göre şekillendiriyorsun? Komşundan, iş arkadaşından, patronundan, müdüründen çekindiğin kadar Rabbin’den utanmıyorsan hangi kulluktan bahsedeceksin?..
Hâce Hazretleri (ksa) babasını görüp sigarasını saklayanlara, “Sen babandan utandığın kadar Allah’tan (cc) utanmıyor musun? Asıl haya etmen gereken Yüce Mevlandır. Edepli olacaksan O’na karşı edepli olmalısın…” buyuruyor. Sokakta Müslüman bir erkeğe bile sigarayı yakıştıramazken, bugün nice örtülü olduğunu zanneden bayan sigara içmektedir.
Kıyafetin, şeklin, aklın, fikrin hep bir batılı gibi… Bir batılı gibi düşünüp, batılılara özenip bu dini yaşamayı nasıl arzuluyorsun? Beslendiğin kaynaklar zihnini allak bullak etmiş. Modernizmin zehri her tarafını sarmış. Kariyer putunun gölgesinde nice imani meseleni ya erteledin ya görmezden geldin… Konfor putu o kadar sarmış ki seni dinde ruhsat verilen şeyler bile fazla gelmeye başlamış… Rahatını bozan dinin emirlerini değişik bahanelerle ne çabuk yok sayıyorsun…
Nefsin, şeytanın iğvasından kurtulamayan akılların hezayanları bugün binlerce Müslümanı yoldan çıkarmaktadır. İnsanları sıratı müstakime ulaştıracağım edasıyla kendi heva heveslerinin kurbanı yapmaktadır. “Başörtüsü teferruattır.” diyenler bu mesuliyetin hesabını nasıl verecekler… Bu zihniyetle yetişen gençlik ahiret mi dünya mı ikilemine düştüğü her durumda dünyayı seçmiştir.
“İnsanlara bir zaman gelecektir ki Kur’ân-ı Kerim’in yalnız resmi, İslam’ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslam’dan en uzak insanlar oldukları halde İslamî isimlerle isimlenecekler, mescitleri görünüşte mamur ol duğu halde hidayet yönünden harap olacaktır.” buyuruyor Peygamber Efendimiz (sav).
Seni İslam’ın kaybolmayan özüyle buluşturacak, Peygamber varisi mürşidi kâmillerdir. Onlar Allah’ın insanlığa gönderdiği rahmettir… Onlar, insanlığın kurtuluş meşalesidir… İnsanlar onlarla karanlıklardan aydınlığa çıkar. Kalpler, akıllar onlarla nurlanır… Hangi birine tutunsanız kurtuluşa erersiniz hitabının varisleridir onlar…
Onların yanında kalpler sevgiyle dolar, akıllar şuurla beslenir… İslam’ı unutan Müslümanlar, ihsanı yaşar onlarla… Takva libasından elbise yapılır Müslümanlara… İrşad metodları farklı farklıdır onların. Kulluk kolayca çıkarılan bir elbise değil, Müslümanın eti kemiği olur onların yanında…
Hak’la dolan gönüllerde, akıllarda batıla yer kalmaz… “Hak geldi, batıl zail oldu.” fermanı ilahisini hayatında yaşayarak anlar.
Senin gibi Şahı olan,
Yerinir mi, yerinir m?
Senden uzak kalan kişi,
Sevinir mi, sevinir ni?
Hâce Hazretleri (ksa)
“Allah’ım! Sen’den Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim. Allah’ım! Senin sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl.”
Sevdiklerini bize sevdir, bizi de sevdiklerine sevdir… Âmin…
GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2012 ŞUBAT SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR
ÂDEM’İN HAVVÂ’SI, CENNET AYAKLARI ALTINDA BİR ANNESİN
Batılı bir yazar kitabına “İnsan Denen Meçhul (Bilinmeyen İnsan)” adını vermiş. DNA’ları çözülen, gen haritaları bulunan insan, taşıdığı sırlarıyla hâlâ yeterince çözülememiştir. Hep aklıyla hareket edenler, insanın manevî cephesini anlayamazlar… İnsan fikriyle, maneviyatıyla insandır.
İnsan çift olarak, bir dişi ve erkekten yaratılmıştır. Karşı cinsine sevgi meyillidir. Yüce Mevlâ’mız Hz. Âdem’in gönlüne Havvâ’nın sevgisini vermişti… Bu sevgi nesiller boyu intikal etti…
Zamanla değişti insan. Sevgi zamanla kaybedildi… Birilerinin gözünde para, birilerinin gözünde köle, birilerinin gözünde şehvet oldu bayanlar… Pollyanna, Sindrella masallarıyla büyütülen bir nesil kimi örnek alsın kendine? Modeli olmayan bir fikir, yaşanılamaz. Kur’ân bayanlara Hz. Meryem’i model gösteriyor; o iffet timsaliydi… Firavun’un hanımı Asiye’yi model gösteriyor; o iman simgesiydi… Hz. Lut’un (as) hanımını anlatıyor; o isyanın, günahın timsaliydi…
Sen kimlerin yolundan gitmeye niyetlisin? Haticelerin, Fatımaların, Âişelerin yolu sana da açıktır… Hanım sahabeler birer kandildir önünde… Onlar bütün zamanların sönmeyen ışığıdır ve nurudur… Onlar inançları uğrunda eziyetlere katlandılar, çile çektiler, işkence gördüler… Evlerini terk edip hicret ettiler. Onların yaşadığı çağda kız çocukları bir ayıptı. Bu yüzden diri diri toprağa gömülürdü. Hz. Ömer Müslüman olmadan önce kızını toprağa gömerken kızının elini tutmasını her hatırladığında ağlardı…
Şimdi bugünün anne babaları kızlarını belki diri diri toprağa gömmüyorlar ama onları kendi elleriyle günahın, isyanın bataklığına iterken hiç vicdanları sızlamıyor mu? Senin kızın da isyan ve günah bataklığından sana elini uzatmış… Menfaatler uğruna, dünyalık nimetler için gözünü, kulağını Hakk’ın sesine kapatma…
İslamî şuur hayatımızın her anını ve alanını kapsamalı. Evimizde Müslüman gibi yaşayıp dışarıda başka olamayız. Camide, evde, sokakta, pazarda Allah’ın huzurunda yaşadığını unutmamalı bir Müslüman. Müslümanlar hayat tarzlarını ve ahlaklarını dinlerinden alırlar. Başkalarının, birçok günah işledikten sonra; “Sen kalbime bak, benim kalbim temiz.” safsatalarıyla hayat sürmezler. İnsanın içi nasılsa dışına yansır düşüncesiyle kalplerindeki imanın güzelliğini hayatla, rına yansıtırlar.
Birçok kişi, kurum ve kuruluş Müslümanların ibadetlerine, hayat tarzına, giyim-kuşamına müdahale etmeye çalışmaktadır. Bizler kendi ellerimizle birilerine bu fırsatı vermeyelim. Televizyonlarda Müslüman bayanlara yönelik birçok program yapılmaktadır. Bu programların çoğuna İslami duyarsızlık ve ölçüsüzlük hakim. Bu ölçüsüzlükleriyle hangi değerleri Müslümanlara verebilirler… Bir iki ilahi söyleyip iki damla gözyaşı dökmekle bir insanda İslami anlayış oluşmaz.
Müslüman bayan seçici olmalıdır. Onun süzgeci imanî ve İslamî anlayışıdır. Toplumun ahlakını dejenere etmek, İslamî bir yaşantıdan uzaklaştırmak için kasıtlı olarak hazırlanan program ve dizilere meyil vermemelidir.
Yıllardır insana saygı (hümanist) anlayışıyla hareket ettiğini savunanlar, Müslümanlara karşı aynı saygıyı gösterememektedir. Bu da onların samimiyetsizliğinin göstergesidir.
Kalbinde maraz bulunan kimseler, Allah’ın Müslüman bayanlar için belirlediği yaşam tarzından rahatsız olurlar. İffetleri canlarını sıkar onların, örtüleri gözlerine batar.
Çarşaf giymiş bir Müslüman bayan, bir markette alışveriş yaparken biri yanına gelerek, “Neden bu kadar kapalı bir kıyafet giyiniyorsun? Bu kadar kapanmaya ne gerek var? Birileri senin beynini yıkamış.” deyince, o bayan da, “Ben size soruyor muyum neden şapkalısınız, boyalısınız, bu kadar açık giyinmişsiniz? Bana böyle sorma hakkını nereden alıyorsunuz? O zaman birileri de sizin beyninizi yıkamış.” der.
Yine bir markette, çarşaflı bir bayan çocuklarıyla alışveriştedir. Onlar yanlarından geçerken bir bayan kızının gözlerini kapatarak “Bakma kızım korkarsın.” der. Çocukları yanında bir anneye karşı, insanî olmayan bu harekete cevap gecikmeden gelir. O da, “Gel kızım yanıma, yanımdan ayrılma… Bugün hayvanat bahçesinden kaçanlar var.” der. Bugünün Müslümanı Hz. Zeyneb misali, yezidlere karşı hakkı söylemekten çekinmemelidir.
Noel babanın sakalını modernleştirip Mevlana’nın ve Yunus Emre’nin sakalını kültürleştirip bugünün Müslümanlarındaki sakalı kötü gösteren anlayış, aynısını örtüde de yapmaktadır. Babaannesine, anneannesine örtüyü yakıştırırken, Müslüman genç bayanlara tesettür çok görülüyor. Müslümanların örtünme isteğini engelleyemeyen anlayış, değişik oyunlarla tesettürsüz bir örtü anlayışını yerleştirmeye uğraşıyor. Bugün sokakta “örtülü çıplak” gezen birçok bayana rastlanabiliyor.
Bir meyvenin kabuğunu soyarsanız, meyve bozulmaya başlar. Müslüman bayanlar tesettürden ne kadar uzaklaşırsa, İslam’ını, imanını ve takvasını kaybetmeye başlar. Müslüman bayanlar hayat sınırlarını İslamî ölçülerle belirlerse dini, ahlaki ve manevi değerlerini koruyabilir.
Unutma sen bu dünyada Peygamber Efendimiz’e (sav) sevdirilensin. Peygamberimiz (sav) son anlarında elleri Hz. Aişe (r.anha) annemizin göğsünde “Allahümme Refiku’l A’la (en yüce Dost)” diyerek dünyasını değişmişti.
Sen sevginle, merhametinle cennet ayakları altında bir annesin… Sen sevginle, itaatinle eşine sadık bir dostsun… Sen sevginle, teslimiyetinle ve acziyetinle Yüce Mevlâ’ya bir kulsun…
Birileri için insan hâlâ meçhul olsa da seni yaratan Rabbin seni görmek istediği şekli ve ahlakı sana anlatıyor… Kendini feministlerle, modernistlerle tanımaya çalışma… Sana seni anlatmayacaklar. İçlerindeki şehveti, zehri ballandırıp sana sunacaklar… Allah’ın sana bahşettiği, fıtratına yerleştirdiği anneliği küçümseme… Bir insan ticaret yapıyorsa kazancını iyi hesaplamalıdır. Kârını, zararını iyi kontrol etmelidir. Zarar edeceğini bile bile bir işte ısrar eden zamanla iflas edecektir. Sana Müslüman kimliğini bırakman şartıyla vaat edilenleri düşün. Unutma ki, kaybettiklerin kazandıklarından çok fazla…
Dünyanın en değerli varlığı insandır. İnsan en huzurlu ve güvenli büyümeyi bir ailede gerçekleştirir. Ne mutlu onlara ki, Allah’ı (cc) razı etmek, Peygamber Efendimiz’e (sav) benzemek için evlendiler.
Onlar çağlarının Ebubekir’lerini, Ömer’lerini, Osman’larını, Ali’lerini, Hasan’larını, Hüseyin’lerini, Hatice’lerini, Fatıma’larını, Âişe’lerini, Meryem’lerini, Asiye’lerini… yetiştirmek için evlendiler… Ne mutlu onlara ki, onlar “Muhammedcik”lerin annesi babası olacaklar…
Ya Rabbi, sevdiklerini bize sevdir, bizi de sevdiklerine sevdir. Âmin…
GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2012 OCAK SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR



