JoomlaLock.com All4Share.net

DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKMAK

Düştüğü Yerden Kalkmak

Düştüğü Yerden Kalkmak - İrfan Aydın

Sayı : 123 - Mart 2018

 

Düştüğü Yerden Kalkmak

 

Bismillahirrahmanirrahim,

Salat ve selam alemlere rahmet olarak gelen Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz’in (sav), daha sonra diğer peygamberlerin, ehlibeytin, ashab-ı kiramın, sadat-ı kiram efendilerimizin mübarek ruhlarına olsun.

Afrin harekatı ile ülkemizin gündemi tamamen bu operasyona kilitlenmiş durumda. Dünyanın dört bir yanında zulüm altında kalan Müslümanların durumu biraz arkada kalmış, göz önünden çekilmiş gibi gözüküyor. Doğu Türkistan, Arakan, Filistin, Afrika Müslümanlarının durumu değişmeden aynı şekilde devam ediyor. Bütün bu zulümlere rağmen oralarda yaşayan Müslümanların gönülleri de duaları da bizimle beraber. Adeta lisanı halleriyle ‘’Başladığınız bu operasyonu bitirmeyin ve düşmanları yene yene balkanlara, Kafkaslara, Şam-ı Şerife, Mekke-i Mükerremeye, Medine-i Münevvereye, Afrika’ya, Orta Asya’ya, Semerkand’a, Buhara’ya, Doğu Türkistan’a, Arakan’a kadar devam edin’’ dediğini duyar gibiyiz. Mazlumlar başlayan bu operasyonla kurtulma sırasının ne zaman kendilerine geleceğini merakla ve iştiyakla bekler durumdadır… 

Evet bundan tam olarak yüz yıl önce 1918 yılında Mondros Mütarekesi ile resmen yenilmiş ve dağıtılmıştık. Bütün dünyadaki mazlumlara yardım eden onlara el uzatan Osmanlı artık resmen dağılmaya başlamıştı. Peşinden vahşi bir paylaşım yaşandı ve Anadoluda küçük bir coğrafyaya hapsedildik. Kurtuluş savaşı vererek düşmanı ülkemizden kovduk. Düşmanı kovduk kovmasına amma bu seferde Lozan’la başlayan siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri sömürge dönemi başladı. Zaman zaman sömürgeci değişse de sömürülen yani biz hiç değişmedik. 

Aradan yüz yıl geçti şartlar tamamen değişti. Sömürgecilerin mutlak hakimiyeti zayıflamaya başladı. Halkımız ise iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, hakkı batılı görmeye başladı. Yüz yıl önce aydınlarımızda ve halkımızda baş gösteren batı hayranlığı ve aşağılık kompleksi azalmaya başladı. Artık kendine güvenen batıyı hayranlıkla değil rekabet edilecek ve geçilecek bir güç olarak gören bir milletten söz ediyoruz. Geçmişte medeni zannetiği batının vahşi, zalim yüzünü görmeye başlayan bir milletten söz ediyoruz.

Zihinlerde ve gönüllerde yaşanan bu diriliş sonrası milletimiz, artık siyasi, ekonomik, kültürel, askeri ve teknolojik çıkış noktası aramaya başlamıştır. Önce ekonomik sonra da askeri olarak bağımsızlığını arttırmaya başlamıştır. Şimdilerde kültürel ve teknolojik olarak bağımsızlığı elde etme zamanıdır… 

Tabi diriliş ve uyanış zamanında düştüğümüz yerden tekrar kalkarken hangi esaslar üzerine, hangi eksen üzerine, hangi düşünce manzumesi üzerine kalkacağımız cevaplamamız gereken en önemli sorudur. 

Tarihimize baktığımız zaman Selçuklu ve Osmanlı olarak Abbasilerden ve daha sonra da Memlüklüler’den aldığımız bayrağı Avrupa’nın ortalarına kadar taşımışız. Bunu yaparken öze bağlı kalarak yeni bir sentez oluşturmuşuz. Yeni bir dil, yeni bir kültür yeni bir yönetim anlayışı ortaya koymuşuz. Ehli beyti ,evliyayı baş tacı etmemiz ve sapık akımlara geçit vermeyip ehli sünnet üzere bir yaşam biçimi oluşturmamız bunda en büyük etken olmuş.

Evet bugün cevaplamamız gereken asıl sorulardan biriside budur. Biz düştüğümüz yerden kalkarken Osmanlı Selçuklu mirasını yeniden canlandırmak için mi kalkacağız, yoksa tarihten aldığımız mirası da unutmadan altın çağ ve nesil dönemi olan asrı saadetimi esas alacağız. Tabi ki asrı saadet ile birlikte tarihi tecrübe diyeceğiz. Fakat burada herkesin farklı bir asrı saadet bakışı olması meseleyi zorlaştırmaktadır. 

Bizim bu konuda ki kanaatimiz odur ki özellikle tasavvuf ve Allah adamlarının merkezde olduğu bir toplum biçimi dışlanırsa, istediğimiz hayal ettiğimiz döneme girmek bir yana asimetrik olarak merkezden uzaklaşma meydan gelebilir. Gerek Asrısaadetin gerekse bize miras olarak gelen İslam tarihinin merkezinde, ekseninde daima Allah adamları, evliyalar, Ehli beyt olmuştur. İslam tarihinin sorunlu dönemleri hep bu insanların merkezden uzaklaştırıldıkları dönemlerdir. Ne zamanki umera ve ulema, fudala ile birleşmişse o zaman parlak bir dönem yaşanmıştır. 

Önümüzde yeni başlayan ve parlak bir döneme doğru girdiğimiz hissini veren yüz yıl beklide bin yıl, ardımızda ise iyisiyle kötüsüyle yükselen ve alçalan evreler içeren bin beş yüzyıl var. Bizler öyle hissediyoruz ki Başlagıç ve sonun tam ortasındayız. Geçmişi iyi yorumlayabilirsek günahlarıyla sevaplarıyla iyi anlayabilirsek, Allah adamlarının İslam tarihi boyunca yerine getirdiği fonksiyonlarını iyi değerlendirebilirsek, bu çıkışımız, bu dirilişimiz doğru zemin ve eksen üzerinde olacaktır. Tabi ki Kur’an’ı ve Sünneti, Allah adamlarının bakışıyla anlayabilirsek, Nurun tamamlanacağı yeni döneme çok iyi bir pozisyonda çok iyi bir konumda girebiliriz. İnsanlığa yeniden İslamın o eşsiz ve üstün nizamını gösterme imkanını bulabiliriz. İnsanın ve Kuranın tevem-ikiz oluğunu gösterebiliriz. Kısacası Cenabı Hakk’ın halifem diye buyurduğu, Alemlere rahmet olarak gelen efendiler efendisi Hz. Muhammed Mustafa Efendimizin (sav) müjdelediği Hz. İnsanın ortaya çıkışını fevc fevc görebilir ve gösterebiliriz.

 

Yazar: İrfan Aydın

 

Bu kategoriden diğerleri: « ASIL GÜNDEM

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort