JoomlaLock.com All4Share.net

EFENDİMİZ’İN KÜÇÜK HİZMETÇİSİ: ENES BİN MÂLİK (ra)

Efendimizin Küçük Hizmetcisi

Efendimiz'in Küçük Hizmetçisi: Enes bin Mâlik (ra) - Sâlik-i İrfan

Sayı : 122 - Şubat 2018

 

Efendimiz'in Küçük Hizmetçisi: Enes bin Mâlik (ra)

 

Hamdolsun alemlerin Rabbi olan, Azîz olan, Kâdir olan Mevlayı Müteal Allahımıza (cc)…

Mevlamızın yarattığı şu kainattaki zerreler adedince sahibimiz, şefaatçimiz Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz Hazretleri’ne de salat ve selam olsun.

Anlaşılan o ki son yüz yıldayız. Peygamberimiz Efendimizin (sav) müjdelerine, ulemanın-evliyanın keşif ve işaretlerine göre Hz. Mehdi’den önceki yükseliş günlerindeyiz. İslam’ın son kalesi Osmanlı’nın yıkılışından sonra gün yüzü görmeyen ümmeti Muhammed derlenip toparlanıyor, elhamdulillah. Mevlam bizlere yükseliş günlerini kemali ile gösterir, inşaallah. O günler ki tam bir izzet ve asalet ile gavura gereken cevaplar verilen günlerdir. Müminler izzette, zalimler zillettedir. Tüm İslam coğrafyalarında mazlum ve mağdur ümmetin hakları korunur. İman etmenin mümine getireceği izzet ve asalet hakkı ile hissedilir, yaşanır. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) razı olduğu ahlak, anlayış ve yaşayış tüm müslümanlarda görünür. Umuyoruz ki Mevlamız bizi o günlere yetiştirir.

Hilafetin kaldırılması, Batılı kanun ve ölçülerin kabul edilmesi, gizli anlaşmalar ve verilen sözlerle toplumun kültür ve ahlakının değiştirilmesi… alt başlıklarını tek tek sayamayacağımız bu değişimi yüz yıldır yaşadık, yaşıyoruz. Fakat Erdoğan liderliğinde başlayan diriliş günleri belli ki yükselişle taçlanacak. 15 Temmuz ihaneti olsun, Suriye’de bize karşı kurulan DEAŞ-YPG tuzakları olsun… bütün bu oyunları bozduk, bozacağız inşaallah. Önemli olan millet olarak bir ve beraber olmak. Allah’a (cc) imanı, Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) sevgiyi, vatana ve millete sadakati esas alan bir anlayış bizi besleyen ana kaynaktır. Birliğimizi ve dolayısıyla buradan doğacak gücü ancak işte bu eksende yakalayabiliriz: Allah’a iman, Peygamberimiz Efendimiz’e sevgi, evliyaya hürmet, vatana ve millete sadakat. 

Bugünlerde Hakk’ın kelamını -haşa- çürütmek için Efendimiz’e, Efendimiz’i devreden çıkarmak için ashabı kirâma dil uzatmaya çalışan kimi reformist-modernist kafalı insanlar görüyoruz. Bu insanların görüş ve ifadelerine baktığımız zaman müsteşrik-oryantalist denilen Batılı İslam araştırmacılarının düşüncelerini görüyoruz. Batının bizi güçten düşürmek için siyasi-askeri-ekonomik plan ve projelerinin yanı sıra dini kültürel anlamda da bizi ikiliğe düşürecek çalışmalar yaptıklarını biliyoruz. Bu doğal bir durumdur; çünkü Çanakkale’de, Kutu’l-Amare’de ve daha önceki nice savaşlarda boylarının ölçüsünü aldılar. Bu yüzden direkt cepheden saldıramazlar. Maşa kullanmak zorundalar, öyle de yapmaya çalışıyorlar. Fakat Hak ve Batıl ayrışıyor; artık gizlenemiyorlar.

Batılılar ölümsüzlük için, taşı toprağı altın yapmak için çabalarken simya ilminden kimyayı, doğu toplumlarını-insanını tanımak ve sömürmek için sosyoloji, psikoloji bilimlerini ürettiler. Bilimde, teknolojide elli yılda geldikleri nokta bin yılın toplamından fazla… Bunları insanlığın hayrına kullanmayacakları da ortada… Hâce Hazretleri: “Ya Rabbi, onlardan al müslümanlara ver!” diye dua ederler; çünkü aradaki farkı çalışarak kapatmamız mümkün görünmüyor. Son yıllarda Türkiye’nin teknolojide ve özellikle silah sanayisindeki ilerlemeleri bu yönde ciddi bir gelişim olduğunu gösteriyor. Velhasıl büyüklerimizin dua ve himmetleriyle toplum olarak aslımıza dönüyoruz. 

Hâce Hazretleri: “Bizim hedefimiz Peygamber Efendimiz’in (sav) bakınca memnun olacağı bir cemaat oluşturmak.” buyurmuşlardı. Ya Rabbi, bizi bu insanlardan eyle! İnancımız, ahlakımız ve yaşantımızla Efendimiz’in (sav) memnun ve hoşnut olacağı bir kul eyle! O’nun melül ve mahzun olacağı bir durumdan sana sığınırız! Bizi nefsimize ve şeytana bırakma! Sen nefse ve şeytana düşman dedin, bizi senin düşmanlarının eline bırakma ya Rabbi! Efendimiz’in (sav), ehlibeyt ve ashabının, ulemanın-sulehanın yolundan bizi ayırma! Gönülden amin diyoruz ya Rabbi, gönülden amin diyoruz.

Evet, ashaba saldırılar dedik özellikle muksirûn (çok hadis rivayet eden) sahabelere yapılan saldırılardan önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Biz de özellikle o sahabe efendilerimizin hayatlarına bakalım, örnekler alalım diyerek ilk sırada Ebu Hureyre (ra) hazretlerinin, ikinci sırada Abdullah bin Ömer (ra) hazretlerinin hayatlarından paylaşımlarda bulunmuştuk. Bugün de Enes bin Mâlik (ra) hazretlerinin hayatından aktarımlarda bulunacağız inşaallah. Cenabı Hak bizleri onların yolundan ayırmasın, hayatlarından ibretler-dersler almayı lütfeylesin.

Hz. Enes (ra) hicretten on sene önce (h. 612) doğmuştur. Künyesi, Ebu Hamza’dır. Bu künyeyi kendisine Rasulullah (sav) vermiştir. Lakabı ise Hâdim-i Rasulullah (Rasulullah’ın hizmetçisi)dir. Kendisine böyle söylenince çok sevinir, memnun olur ve bununla iftihar ederdi. Ayrıca Zü’l-üzüneyn lakabı da vardır. Rasul-i Ekrem Efendimiz (sav) mübârek elleri ile zülüflerini çekerek, “Yâ ze’l-üzüneyn!” diye latife buyurmuşlardır. 

Bazı tarihçiler, Hazreti Enes’in bu lakabı almasının sebebi olarak, Rasul-i Ekrem Efendimiz’den (sav) duydukları mübârek sözleri iyi anlayıp ezberlemesini ve verilen görevleri iyi yapmasını gösterirler.

Hazreti Enes de, vâlidesinin tavsiyesi üzerine Rasulullah’ın mübârek ellerinin değdiği bu zülüfleri teberrüken olduğu gibi bırakmıştır.

Vâlidesi Ümmü Süleym’dir. Hz. Enes’in babası Mâlik müslüman olmamış, Hz. Enes’in annesi Ümmü Süleym ile kavga etmiş ve evden ayrılmış, çıktığı seferde de ölmüştür. Kocası müslüman olmadığı için Ümmü Süleym bundan çok üzüntü duymuştur. O vefat edince Ebu Talha, Enes’in annesine evlenme teklifinde bulunur. Fakat Ebu Talha da müslüman olmadığından Hazreti Enes’in annesi, evlenmeleri için müslüman olmasını şart koşar. Böylece Ebu Talha, ikinci Akabe’de müslüman olur. İşte Enes bin Mâlik (ra), İslam ile şereflenmiş böyle bir aile ocağında yetişir. (Mustafa Kutlu, “Yoksulluk İçimizde” adlı hikayesinde Ümmü Süleym’in mihir olarak müslüman olmayı talebi ve Ebu Talha’nın kabul edişinden hareketle, günümüzde inancını yaşamayı önemsediği için işinden ayrılan Süheyla ile yükselmek-zengin olmak hırsındaki engin aşkını kurgular.) 

Resul-i Ekrem’in (sav) Medine’ye hicretlerinde, Enes b. Mâlik henüz on yaşlarında bir çocuktur. Hz. Peygamber’in (sav) Medine’ye gelişlerinde Medineli müslümanlar arasında meydana gelen heyecan ve coşkuyu Hz. Enes şöyle anlatmaktadır:

“Medine’nin çocukları hem koşuyorlar hem de ‘Muhammed geldi, Muhammed geldi!’ diye bağırıyorlardı. Ben de onlarla birlikte koşmaya ve bağırmaya başladım. Bu şekilde koşup bağırırken etrafıma baktım, bir şey göremedim. Çocuklar ise yine koşuşarak bağırıyorlardı. Ben de koştum ve bağırdım. Fakat etrafıma dikkat edince gelenleri göremedim. Nihayet Rasulullah (sav) ile Hz. Ebu Bekir geldiler. Biz kendilerini gördükten sonra, adını şu anda hatırlayamayacağım adamın biri bizi şehre gönderdi. Bize: ‘Rasulullah’ın geldiğini haber verin!’ diye tembih etti. Şehre koştuk ve müslümanlara haber verdik. Ensardan beş yüz kişi onları karşılamaya çıktılar. Ensâr, onları karşılayarak: Buyurunuz, burada emniyete kavuşacaksınız. İtaat ile karşılanacaksınız, dediler.

Resul-i Ekrem kendisini karşılayanlarla birlikte şehre girdi. O sırada şehrin bütün halkı Resul-i Ekrem’i (sav) karşılamak üzere evlerinden ve dükkânlarından dışarı çıkmışlardı. Kadınlar da evlerinin damlarına çıkarak Hz. Peygamber’in gelişini seyrediyorlardı. Resul-i Ekrem ile birlikte gelen Hz. Ebu Bekir’i de görüyorlar ve fakat ikisinden hangisinin Rasulullah (sav) olduğunu etraflarına soruyorlardı. Ben hayatımda o güne benzeyen bir gün görmemiştim!”

(Devam edecek...)

 

Yazar:  Sâlik-i İrfan

 

Bu kategoriden diğerleri: « “ABDULLAH, İŞTE ABDULLAH!”

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort