JoomlaLock.com All4Share.net

İCMA-I ÜMMET

İcma ı Ümmet

İcma-ı Ümmet - Hüseyin Tetik

Sayı : 132 - Aralık 2018

 

İcma-ı Ümmet

 

Şeri delillerden Kur’an ve sünnetten sonraki sırayı icma delili almaktadır. Lugatte “bir şeye azmetmek ve karar vermek, ittifak etmek” anlamlarına gelmektedir. Fıkıh ıstılahında ise icma: “Rasulullah’ın vefatından sonra zamanın birinde şeri bir hüküm hakkında İslam ümmeti müctehidlerinin ittifak halinde olması” demektir. 

Bu tariften şu neticeler ortaya çıkmaktadır:

1-Müctehid olmayanların ittifakı muteber değildir. Müctehid ise kendisinde tafsili delillerden şeri hüküm çıkarma kabiliyeti bulunan şahıstır. Bu demektir ki herkes müctehid olamaz ve şeri bir hüküm çıkarma yetkisi herkeste bulunmamaktadır. Böylece müctehid olmayanların veya tıp, mühendislik gibi alanlarda mütebahir olmuş ancak fıkıh alanında yeterli bir bilgiye sahip olmayanların şeri bir mesele hakkında ileri-geri konuşmaları da karara bağlanmış şeri hükmün yani icmanın neticesini bozamaz. Ki günümüzde medyada şeri hükümler hakkında konuşma hakkına sahip olmayanların bu tarz söylemlerine sıkça rastlamaktayız. Her işi ehline bırakmak İslam’ın şiarıdır. 

2-Müctehidlerin ittifakından maksat bütün müctehidlerdir. Bu sebeple herhangi bir bölgedeki müctehidlerin ittifakı icma sayılmaz. Ancak çoğunluğun şeri bir hüküm etrafında birleşmesi ‘cumhurun görüşü’ olarak ifade edilir. Böyle bir durum icma sayılmasa bile cumhurun görüşü kendisine uyulması gereken bir delil sayılabilir. 

3-Müctehidlerin müslüman olmaları şarttır. Çünkü İslami hassasiyeti olmayan gayri müslimlerin, oryantalistlerin ya da Müslüman oryantalistlerin şeri hususlarda fıkıh usullerinden neye göre hareket ettiği ve gayelerinin ne olduğu bilinmemektedir. Bunun yanında icma mevzuunun İslam inancına dayanan yahut inançla alakalı, inançtan kaynaklı şeri hususları içerdiğini unutmamak ve İslam inancına sadık olmayan kimselerin bu hususları dikkate almayacağını hatırdan çıkarmamak icab eder. 

4-Müctehidlerin ittifakının, mesele-nin hükmü hakkında görüş birliğinde bulundukları anda icma tahakkuk eder. Sonradan müctehidlerin vefat etmesi yahut görüşünden dönmesi veya icma vaktinde müctehid değilken icmadan sonra müctehid olan bir kimsenin icmaya muhalif görüş bildirmesi icmaya zarar vermez. Bu sebeple zamanın müctehidleri ne zaman bir hadisenin hükmü hakkında ittifak etmişlerse icma vuku bulmuştur; bu icmaya uymak gereklidir. 

5-Müctehidlerin ittifakı; haram, helal, mendub gibi şeri hükümler çerçevesinde olmalıdır. Yani tıbba, iklimlere, kimya gibi şeri olmayan meselelerdeki ittifak şeri bir icma değildir. 

6-Muteber olan icma Rasulullah’ın (sav) vefatından sonra olmalıdır. Çünkü Efendimiz hayatta iken icmaya ihtiyaç yoktur. Onun zamanında icma olsa Rasulullah bu icmaya muvafakat etmese bu icmaın bir değeri yoktur. İcmaya muvafakat etse muteber olan icma değil Efendimiz’in muvafakatıdıır. 

İcma her ne zaman şartlarıyla vuku bulsa hakkında icma hasıl olan meselenin hükmü kati olur. Müslümanlar hakkında icma kendisine uyulması mecburi ve kati bir delil olup icmaya muhalefet caiz değildir. 

İcmanın hüccet oluşuna dair bazı deliller:

Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e muhalefet eder, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. Kendisini (ahirette de) cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir.” (Nisa, 115) Bu ayette Allah Teala müminlerin gittiği yola muhalefet edeni cezalandıracağını beyan buyurduğundan müminlerin yolu, takip edilmesi icab eden hak, diğer yol ve yollar da terk edilmesi gereken batıl yollardır. Günümüzde müminlerin takip ettiği yoldan başka yolu takip edenlerin ahvali de ayette aşikare belirtilmiştir. 

İslam ümmetinin bir iş hakkında görüş birliğinde bulunduklarında hata işlemeyeceğine dair birçok hadisi şerif mevcuttur. Efendimiz (sav) buyuruyor: “Ümmetim hatada/sapılıkta söz birliği yapmaz.” (Heysemi, M. Zevaid, 7/224) Hadisi şerifte bahsedilen her bir ümmetin şeri hükümler hakkında söz söyleme hakkının olduğu anlamına gelmez. Çünkü şeri hükümler ancak müctehidin ictihadı ile ortaya çıkar. Ümmetin icmaı da müctehidlerin icmaında varlık kazanır. Müctehid olmayanlar ise müctehidlere tabi olur. 

İcma, sarih ve sukuti olmak üzere iki türlüdür:

Sarih icma; müctehidlerin açıkça görüşlerini söylemeleri ve bir görüşte ittifak etmeleridir. Mesela toplu olarak bir yerde müctehidlere bir mesele sorulup da hepsinin o mesele hakkında aynı görüşü beyan etmeleri gibi. Yahut bir mesele hakkında bazı müctehidlerin verdiği fetva diğer müctehidlere ulaştığında onların da verilen fetvaya muvafakat etmeleri de sarih icmadır. Bu nevi icma kati hüccettir, ona muhalefet edilemez. 

Sukuti icma; müctehidin bir mesele hakkında görüşünü açıklaması, bu görüşün duyulup, öğrenilip, diğer müctehidlere ulaşması ve mesele hakkında tetkikte bulunulacak kadar süre geçtiği halde birinden korkma veya saygı duyma gibi müctehidi sükuta sevk eden, görüşünü açıklamasına engel olan bir engel olmamasına rağmen müctehidlerin susmaları, bu görüşü reddetmedikleri gibi bu görüşe sarahaten muvafakat da etmemeleridir. Hanefiler’e ve Şafiiler’den bir kısmına göre bu icma zanni bir hüccettir, kesinlik arz etmez. 

İcmanın sahabe zamanında vuku bulduğu bir gerçektir. Sahabe zamanında dayanağı ictihad veya kıyas olan icmalar hasıl olmuştur. Mesela Kur’an’ın cemi hususunda sahabe icma etmişlerdir. Bu icmanın dayanağı, bir ictihad çeşidi olan maslahat idi. 

Aynı şekilde sahabe Hz. Osman’a Cuma Namazı için müezzinlerin bugün minarede okudukları ilk ezanı ihdas etmesine muvafakat etmişlerdir. Bu icmalarında dayanakları, camiden uzakta bulunan Müslümanlara namaz vaktinin girdiğini duyurma maslahatı idi. 

“İslam hukukunun mühim kaynaklarından biri olan icmanın zamanımızda husul imkanı var mıdır?”

Ümmetin şeri bir meselede ittifakı anlamına gelen icma Müslümanları doğruya yöneltme, bir olma, aynı duygu-düşünceleri, uygulamaya geçir-me açısından günümüzde belki de ehemmiyeti haiz en önemli şeri bir delildir. Zamanımızda pek fazla olan yeni hadiselerin şeri hükümlerini anlamak hususunda kendisinden istifade için bütün fakihler topluluğunun bilinmesi, meselelerin kendilerine arz edilmesi, meseleler hakkındaki fakihlerin görüşlerinin öğrenilmesi temin edilmeden icmadan istifade mümkün görülmemektedir. 

İslam aleminde -ittifaklarının icma sayılabileceği- bütün fakihleri bir araya getiren fıkıh müessesesi kurmak, bu müessesenin çalışması için lazım olan maddi kaynakların temini, ortaya yeni çıkan hadiseler ve meselelerin görüşülmesi, karara bağlanan hususların İslam alemine sunulması icmanın işlevselliğini harekete geçirebilecektir kanaatindeyiz. Bu hususta teknolojinin getirdiği yeniliklerden istifade etmek, bir araya gelme imkanı olmayan İslam alimlerinin de fıkıh müessesesine katkıları pekala sağlanabilir.

(Bu yazının hazırlanmasında Prof. Dr. Abdulkerim Zeydan’ın el-Veciz fi Usuli’l-Fıkh isimli eserinden istifade edilmiştir.)

 

Yazar: Hüseyin Tetik

 

Bu kategoriden diğerleri: « KIYAS-I FUKAHA kUR’AN-I HAKİM »

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort