JoomlaLock.com All4Share.net

ASHABI KİRAMA BAKIŞIMIZ

Ashabı Kirama Bakışımız

Ashabı Kirama Bakışımız - Sâlik-i İrfan

Sayı : 130 - Ekim 2018

 

Ashabı Kirama Bakışımız

 

Hamdolsun alemlerin Rabbi olan, Aziz olan, Kâdir olan Mevla-i Müteal olan Allahımıza (cc)…

Mevlamızın yarattığı şu kainattaki zerreler adedince sahibimiz, şefaatçimiz Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz Hazretleri’ne de salat ve selam olsun…

2018 yılının güz aylarındayız. Güz ayları hüzünlüdür. Hele, Hacı Annemizi toprağa vermenin hüznü içimizdeyken… Ömrümüz geçiyor. Biz de umuyoruz ki Hacı Annemiz gibi şahit olunmuş bir şekilde göçelim. Rabbi Rahîm olan Allahımız kolaylaştırsın inşallah.

Kişisel gelişimde çok anlamlı, şöyle bir söz nakledilir: “Hayatta başarılı olmanın en kestirme yolu, hayatta başarılı olmuş insanların hayatını okumak ve uygulamaktır.” Biz Müslümanlar için başarı, bu hayatı imanla-aşkla, razı olunmuş bir şekilde tamamlamaktır. Öyle ise birinci sıradaki örneğimiz ashabı kiram olacaktır. “Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.” ifadesiyle Efendimiz (sav) kiminin ışığı az, kiminin çok ama hepsi için hidayet kaynağı-yol gösterici vasfını haiz buyurmuşlar. Önümüzde, sahibimiz Peygamberimize aşkla itaat etmiş, onun uğrunda canını vermiş yüzlerce sahabi örneği var. Onların hayatlarına baktığımızda bize utanmak düşüyor. Ya Rabbi! Nasıl bağlanmışlar, nasıl bu kadar fedakâr olmuşlar?

Hangisini anlatalım?

Mekke’nin en zengin ailesinin biricik çocuğu… İslam’a girdiğinde on yedi yaşlarında… Öyle yakışıklı ki sokaklardan geçerken genç kızlar pencerelere üşüşüyor ve ona mendil sallıyor… Yemesine-giymesine itina gösteren biri… Ancak İslam’a girdikten sonra, ailesinden hiç yakınlık görmeyen, Medine’ye giderken üzerindeki elbiseden başka bir şeyi olmayan biri… Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu kaybetmesinin ardından sancağı sol koluna alan, ikinci kılıç darbesiyle sol kolunu da kaybedince bu haliyle kendisi Hz. Peygamber’in (sav) önünde durarak ona siper olan ve Efendimiz’i korurken vücuduna saplanan bir mızrak ile şehit olan… Üzerini örtmek için kefen bezi bulunamayan, ayakları ishir denilen bir otla örtülen o yiğit sahabe kim? Hz. Musab b. Umeyr (ra)… Şimdi Hz. Mus’ab’ın Efendimiz’e sevdasını kırık dökük birkaç kelimeyle nasıl anlatalım?

Mekke’de, o zorlu yıllarda, iman dolu siyahî bir demirci… Ümmü Enmâr’ın kölesi iken âzâd edilmiş ama Allah’a iman edince Ümmü Enmâr’ın onu bağlatıp ateşte kızarttığı, demirle başını dağladığı bir insan… Kendisine işkence edenlerden Abdi Yeğus oğlu Esved bunun sırtını, yüzünü ve göğsünü kızgın kumlara sürtüyor ve diğer müşrik önderler birlikte yaktığı ateşe baş aşağı tutuyor, ateş sönünce de yer soğuyuncaya ve vücudunun yağı-teri kuruyuncaya kadar kızgın küller üzerine yatırıyor… Kalkmaması için de göğsünden ayaklarıyla basıyor… Dağlar gibi imanıyla bu eziyete sabreden kim? Habbâb bin Eret (ra)… Nasıl anlatalım Hz. Habbab’ın Allah’a imanı ve Allah Rasulü’ne olan bağlılığını?

Nasıl anlatalım Yasir ailesini? Kimi kimsesi olmayan Yasir ailesini! Mahzumoğulları, onları dinlerinden döndürmek için güneşin en kızgın zamanında taş ve kumlar üzerinde olmadık işkencelere uğratıyorlar... O kadar işkenceye maruz kalırlar ki sonunda yaşlı baba Yasir acıya dayanamaz, şehid olur… Zevcesi yaşlı Sümeyye de Ebu Cehil’in sapladığı mızrakla can verir... Peygamberimiz (sav) bu ailenin yanından geçerken gözyaşları içinde ancak şunu söylemektedir: “Sabredin ey Yasir ailesi, sabredin; sizin mükafatınız cennettir.”

Mekke’de Müslüman oldukları için her gün efendileri Ömer bin Hattab’tan dayak yiyen, hakarete uğrayan iki cariye Hz. Zınnîre (r.anha) ve Hz. Lübeyne’yi (r.anha) hangi duygularla anlayalım?

Bedir Savaşı’nda Hz. Ali, atını ileri sürdüğü vakit müşriklerin saflarında kardeşi Akil’i görünce... Hz. Ebu Bekir, oğlu Abdurrahman’ın üzerine yürürken… Hz. Ömer de müşrik cephede dayısı Âs b. Hişâm’ı gördüğünde... Neler hissettiler acaba? Bu duygular nasıl dile gelir?

En müthişi de Ebu Ubeyde bin Cerrah’ta (ra)… Bedir’de babası Abdullah Cerrah ile karşılaşır... O, babasından kaçtıkça babası da hışımla onu takip etmektedir… Nihayet babasıyla çarpışmak zorunda kalınca da: “Al, Allah aşkına!” deyip onu yere indirir… Hangi kelimeler bu tercihlere tercüman olabilir?

Öz babasını öldürmek zorunda kalan Ebu Ubeyde’nin imanına, göğün yedinci katı kadar uzaktan, şah damarı kadar yakından Allah (cc) şahit olmaktadır: “Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerin, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya soyu sopu, aşiretleri olsa da yine Allah ve Peygamberi’ni düşman tutanlara dostluk ettiğini göremezsin.” (Mücâdele 22)

Ensar’dan iki hanımı olan Sa’d b. Ubade, muhacir kardeşi Abdurrahman b. Avf’a: “Kardeşim, siz her şeyinizi Mekke’de bırakıp öyle geldiniz. Şu anda sen bekarsın, benim ise iki hanımım var. Allah için söylüyorum! Sen bu hanımlarıma bak! Hangisi hoşuna giderse, ben onu boşayayım sen al!” diyen Sa’d bin Ubade’nin (ra) imandan gelen bu teklifine Hz. Abdurrahman bin Avf’ın: “Hanımların sana mübarek olsun, sen bana çarşının yolunu göster.” diye mukabele eden anlayışı nerede?

Uhud Savaşı’nda oğlunun, kocasının ve kardeşinin şehid olduklarını duyup onların parçalanmış bedenlerini gören… “Allah Resulü sağ mı?” diyerek koşturan… Efendimiz’i (sav) sağ salim görünce… Allah Rasulü’nün cübbesine dudaklarını koyup: “Sen sağ olursan vallahi bütün musibetler çok hafiftir!” diyen Sümeyrâ binti Kays’ın (ra) sabrı bugün hangi yürekte?

Kalbi Allah korkusuyla ve Rasulü’nün muhabbetiyle dolu… Bu muhabbeti aşk derecesinde... O, bu aşkının en güzel ispatını Uhud ve diğer gazalarda göstermiştir. Hele Uhud Savaşı’ndaki kahramanlığı dillere destan… Müşrikler Allah Rasulü’nü öldürmek için bütün kuvvetleriyle hücuma geçtikleri bir sırada, Rasulullah’a (sav) bir zarar gelmemesi için en çok uğraşan, canını hiçe sayıp O’nun etrafında etten-kemikten bir set meydana getirerek insanüstü gayret gösterenlerden biri...

Bu Peygamber aşığının vücudu heyecandan ve Rasulullah’a bir zarar gelir korkusundan tir tir titriyor: “Kurbanın olayım ey Allah’ın Rasulü! Ne olur uzanıp bakma… Düşmanın oku bir yerine değmesin! Oklar sana değeceğine bana değsin!” diye yalvaran… Bu savaşta seksene yakın yara aldığı halde, hemen hemen her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle yaralandığı halde Rasulullah’ın yanından ayrılmayan, O’nu korumaya çalışan… Atılan oklara, savrulan kılıçlara karşı kollarını¸ bacaklarını, kalkan yapan kim? 

Müşriklerden Malik bin Zübeyr adında çok keskin nişancı, attığını vuran bir okçu var… Bu hain, Peygamberimiz’e (sav) nişan alıp bir ok atar… Rasulullah’ın (sav) başına doğru gelen bu oka başka hiçbir şekilde karşı koyamayacağını anlayan… Elini açarak oka karşı tutan hangi aşık? Ok elini parçaladığında, parmaklarının bütün sinirleri kesildiğinde, elinin kemikleri kırıldığında… Sultanu’l-Enbiya (sav) Efendimiz’in buyurduğu: “Eğer beni korumak için elini oka tutarken Bismillah deseydin, insanların gözü önünde, insanlar sana bakarken, melekler seni göklere yükseltirdi, cennete giderdin.” müjdesine muhatap olan… Yine Nebi’nin (sav): “Uhud günü, yeryüzünde, sağımda Cebrail solumda ise ondan başka kimse yoktu.” buyurduğu Hz. Talha b. Ubeydullah (ra)… Hz. Talha b. Ubeydullah’ın cesaretini nasıl anlatacağız?

Şimdi şu rivayetlere bakalım: “Ashabım hakkında uygunsuz sözler söylemeyin. Eğer, sizden birinin Uhud Dağı kadar altını olsa ve bunun tamamını Allah yolunda infak etse, bu, onların bir-iki avuçluk infakına hatta bunun yarısına bile mukabil gelmez!” (Buhârî, Fezâilü’l-Eshâb, 5)

Hele şu rivayete bakalım: “Kim ashabıma söverse ona Allah lanet etsin. Melekler lanet etsin. Bütün insanların laneti onun üzerine olsun.” (Mecmau’z-Zevâid, 10:21) İşte Efendimiz’in (sav) bir mucizesi daha gerçekleşiyor, çünkü Efendimiz ümmetin içinde diplomalı cahillerin çoğalacağını biliyor, ashaba dil uzatılacağını biliyor ve o günden bizleri uyarıyor; “Kim ashabıma söverse…”

Amandır ya Rabbi! Biz ashabı sevenlerdeniz… Karınca kararınca onların izini takip edenler olmaya çalışıyoruz… Bizi onlara bağışla… Onların mirası olan ahlak-anlayış ve teslimiyetlerinden biz-lere de lütfet... Bizleri ashaba dil uzatan edepsizlerden uzak eyle… Ashabı kiram efendilerimizle cennetinde, cemalinde bizi buluştur ya Rabbi!

Evet, Aişe annemizin bereketi… Hz. Aişe (ra) annemizden nakillerde bulunuyorduk fakat ashabı kirama bakış öne çıktı. Aişe annemizden de birkaç aktarımla yazıyı toparlayalım:

Hz. Aişe validemiz, ensar kadınları hakkındaki bir hayretini şöyle dile getirir: “Ensar kadınları ne hoş, hayâları, soru sorarak ilim öğrenmelerine mani olmuyor!” İşte bu kadınlardan biri olan, Hz. Enes’in annesi Ümmü Süleym, Peygamberimiz’e gelmiş ve: “Allah, hak olan bir meseleyi açıklamaktan çekinmez. Bu yüzden ben de çekinmeden soruyorum.” deyip kadınların gusül abdesti alması konusunu soruvermiş, Allah Rasulü de güzelce açıklamıştı.

Allah Teala’nın, insanların en üstünü olan Peygamber Efendimiz’e, Peygamberlikle birlikte şehitlik derecesini de vermiş olduğu, Hazreti Aişe-i Sıddîka’nın haber vermiş olduğu şu hadisi şeriften anlaşılmaktadır: “Hayber’de yediğim zehirli etin acısını hâlâ duymaktayım. O zehrin tesiri ile şu anda, kalbimin ebher (aort) damarının koptuğunu hissediyorum.” (Buharî, Sahih, Kitabu’l-Meğazî, Bab: 83)

Peygamberimiz’in (sav) vefatına gi-den hastalığı safer ayının son gecesinde, çarşamba günü, Bâkiyyu’l-Garkad Kabristanı’na gidip evine döndükten sonra baş ağrısı ile başlamıştır. Hz. Aişe annemiz der ki: Rasulullah Bakî Kabristanı’ndan dönünce, beni başı ağrır bir halde bulmuştu. Ben: Vay başım, diyordum. Rasulullah: “Vallahi ya Aişe! Vay başım, diye ben demeliyim!” buyurdu. Rasulullah’ın (sav) baş ağrısı gittikçe ilerliyordu. Hastalığı on üç gün sürmüştü.

Hz. Peygamber’den sonra Aişe annemizin evi, kadın-erkek, büyük-küçük birçok kimsenin huzuruna gelip kendisini dinle-diği, varsa sorusunu sorup cevabını aldığı bir ilim ve irfan ocağı oldu. Ashabtan bazılarının vefat etmiş olması, birçoğunun da fetihler sebebiyle muhtelif bölgelere gitmesi sonucunda Medine’de çok az sahabe kalmıştı. Hz. Aişe annemizin varlığı sayesinde, “Peygamber şehri Medine” ilim merkezi olmaya devam etti. 

Bu şehirde onun yıllarca süren eğitim ve öğretim faaliyetleri sayesinde İslam ilimlerinin temelleri atıldı ve ilmî hareket gelişmiş oldu.

Müminlerin annesi olan Aişe annemiz geceleri namaz kılar, günlerinin çoğunu oruçla geçirirdi. Kimsenin aleyhinde konuşmayı sevmezdi. Kanaatkâr, mahviyetkâr, mütevazı aynı zamanda vakur ve cömert idi. Öksüz ve fakir çocukları himayesine alır, onların terbiye ve yetiştirilmesine itina eder, sonra da kendilerini evlendirirdi. Birçok köle ve cariyesini azat etmiştir; bazı rivayetlerde sayıları altmış iki olarak zikredilen bu azatlılardan bir kısmı da ilim ve hadisle meşgul olmuştur.

 

Yazar: Sâlik-i İrfan

 

Bu kategoriden diğerleri: « BİR EĞİTİMCİ OLARAK AİŞE ANNEMİZ

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort