JoomlaLock.com All4Share.net

İSRAF

İsraf

İsraf - Veysel Özsalman

Sayı : 130 - Ekim 2018

 

İsraf

 

Cenabı Mevla Hazretleri’nin dünya hayatı için her birimize lütfeylediği nimetler kemiyet bakımından farklılık gösterdiği gibi bizim de kendi bakiyemizdeki nimeti kullanma meylimiz yekdiğeriyle birebir aynı değildir. Bize farklı miktarlarda bahşedilmiş ömür, mal, ilim, sıhhat gibi nimetleri biz de kendimize has usul ve mizanla sarf ederiz. Elimizdeki imkân ve nimetleri değişik şekillerde harcamayı tercih etmemiz bu davranışların farklı mefhumlarla ifade edilmesini de mümkün kılar.

Hüccetü’l-İslam İmam Gazali bu hususu açıklarken: “Dinin, adetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçütlerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır.” buyurmuştur. Burada kemiyet bakımından harcamalarımızdaki ifrat ve tefrit tehlikesine dikkat çekilmiş, münasip olanın “orta yol” yani dinin gerekli gördüğü miktar olduğu vurgulanmıştır. Keyfiyet bakımından ise dinin gerekli görmediği yere yapılan harcamaların tamamının zayi olduğunu zaten izaha gerek yoktur.

Bahsettiğimiz mefhumların manası verilen bütün nimetleri şamil vaziyette olsa da ilişkilerin tamamının iktisadi temele dayandığı günümüz dünyasında cimriliğin yahut israfın mali zemin dışında düşünülmesinin imkânı dahi yoktur. Bu sebeple harcamalar konusundaki ifrat ve tefrit noktası olan cimrilik ve israfın, akıllara gelen ilk manasının mal ve para hususunda olması kaçınılmazdır. Hele ki bugün içerisinde bulunduğumuz türden mali zorluk devrelerinde bu mefhumlar tamamen maddi anlamıyla ön plana çıkmakta ve cemiyet tarafından bu haliyle anlaşılmaktadır.

Günümüz dünyasında sadece maddi ve mali vurgularla karşımıza çıkan bu mefhumlar bir de modern zaviyeden ele alınınca içleri tamamen boşalmış ve maddi olarak bile gerçek anlamını ifade edemez durumda görünmektedir. Mesela israf denildiğinde ilk akla gelen çöpe atılan ekmekler, açık kalan musluklar, söndürülmeyen ışıklar olurken, ne hikmetse aynı zaman, mekânda ve şartlar altında bir bardak kahveye verilen onlarca lira yahut bir telefona verilen binlerce lira bu hesabın dışında kalabilmektedir.

Bugün hakim olan iktisadi anlayış ile İslamiyet’in maalesef uzlaşabilecek bir noktası yoktur. Çünkü en temelde İslamiyet, insan ihtiyaçlarını sınırlı ve kaynakları yeterli görürken, bugünkü iktisat fikri, kaynakları sınırlı insan ihtiyaçlarını ise sonsuz olarak tarif etmektedir. Bu duruma bir de modern tüketim alışkanlıklarını eklediğimizde ölçüyü tutturmak neredeyse imkânsız hale gelmekte, israf ve tasarruf gibi kavramların sınırları bulanıklaşmaktadır.

Bir tanım yapmak mecburiyetinde kalsak israfı “mal ve imkanların gereksiz yerlere sarf edilmesi” olarak ifade edebiliriz. Buradaki “gereksiz yerler” ibaresi ise hudutlarını din, örf ve ferdin zenginliği gibi unsurların belirlediği harcamalar dışında kalan her şeyi ifade eder. Bu haliyle israfın fertlerin içinde bulunduğu şartlara göre tarif edilebilir bir yapısı olduğu söylenebilir. Yani madde planında birisi için israf olarak adlandırılabilecek bir harcama bir başkası için israf olmayabilir. Ancak israfı sadece maddi harcamalar için değil de insana bahşedilmiş diğer nimetler için, mesela “insan olma” nimeti için ele alacak olursak durum biraz farklılık gösterir.

Yukarıda bahsettiğimiz birinci durum, yani mal ve imkanların gereksiz yere harcanması, ferdin servetiyle alakalı olup onu maddi olarak ziyana sokarken aynı zamanda günahkâr olmasına sebep olur. Elbette ki bu da İslam’ın hoş karşılamadığı, şiddetle uzak durulmasını emrettiği durumlardan birisidir. Fakat ikinci durumda ferdin kendisine verilen bâtıni sermayeyi israf edip tüketmesinin meydana getireceği yıkım daha ağır, teşhis, telafi ve tedavisi daha zor olacağından üzerinde daha fazla kafa yorulması gerekmektedir.

İnsan ne elinde tuttuğu mal mülk ile ne de kendi bedeni varlığı ile insandır. Bu manada “İnsan bâtını ile insandır.” buyrulmuştur. Çünkü diğerleri gelip geçici ve insanın bâtınına göre şekillenen mevzulardır. Yine bu hususta “Emanet-i ilahiyeyi zayi etmek en büyük cinayettir.” buyrulmaktadır. 

Dünya üzerinde bir misafir ve dolayısıyla verilen nimetlerin de emanetçisi olan insan, bunları zayi ettiği takdirde kendisi için menfi manada bir karşılık olduğunu ve zarara uğrayacağını bilir. Geçimini fesada uğratmamak ve zarar görmemek için bu emanetleri korumaya, harcarken itidalli olmaya ve tasarruf etmeye çalışır. Evliyâullah ise bütün bunların gelip geçici ve helâk-ı manevinin baki olduğunu bildiğinden, insanları bu konuda uyarıp korumaya çalışmaktadırlar. İmam Efendi (ksa) bu durumu izah ederken: “Cenabı Hak emaneti zayi edenden şiddetle ahz-ı intikam buyurur. Allah muhafaza buyursun, buna beşer tahammül edemez.” buyuruyor.

İnsan kendisinde mevdû bulunan manevi hazineleri, emanetleri cimrilik etmeden yahut israfa düşmeden nasıl kullanabilir? Hem de böyle bir hazinenin kendisinde var olduğunu dahi bilmeden? O halde bu gizli hazinelerin zayi olmaması için evvela keşfedilmeleri yani “insan olmaklığın” ne demek olduğunun şuuruna varılması gerekmektedir. Bu da ancak daha önce bu yolda yürüyenlerle beraber olmakla, daha önce bu yoldan gidenlerin izini takip etmekle mümkün olabilir.

Görüyoruz ki cimrilik, cömertlik yahut israf sadece mal ve para ile alakalı işler olmayıp insan manevi olarak da bu hareketlerde bulunmaktadır. Hars bin Esed el-Muhasibi “Din hususundaki cömertlik, nefsinle cömertlik yapmak-lığındır. Onu Allah için telef etmekliğindir.” buyurmuştur.

Bahsedildiği üzere imkanları münasip olmayan yerlere sarf etmeye israf, bu işi yapana da müsrif deniliyorsa; en büyük israf kalbi Allah’tan başkasına vermek, en büyük müsrif de bu duruma düşmekten korkmadan ömür tüketen insandır.

 

Yazar: Veysel Özsalman

 

Bu kategoriden diğerleri: « FÜTÜVVET VE UHUVVETİN KAPISI

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort