JoomlaLock.com All4Share.net

OLANA AŞK OLSUN, ÖLENE YAZIKLAR OLSUN

Olana Aşk Olsun, Ölene Yazıklar Olsun - Yakub Haşimi Hocaefendi

Sayı : 130 - Ekim 2018

Olana Aşk Olsun, Ölene Yazıklar Olsun

 

Çevremizden işitiyoruz adam işleri karıştırıyor, bir çıkış yolu bulamıyor ölümü tercih ediyor, canına kıyıyor, intihar ediyor. Yunus diyor ki -sizleri tenzih ederim- 

Ölen hayvan imiş
Âşık, sadık, derviş ölmez...

Cenabı Hak da buyuruyor:

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ 

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara, 154)

Ölü demeyin, öldü demeyin... Allah’ın yolunda olanlar, Allah için olanlar ölmezler. Allah için olan illa şehit anlamında değil, kim Allah içinse... Biz adeta bu manayı kastederek yine ayetin ifadesiyle, işaretiyle: 

اَلَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ 

“Onlar; başlarına bir musibet gelince, ‘Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara, 154) demiyor muyuz? Biz Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz, yine O’na gideceğiz… 

Peki, şimdi düşünebilir misiniz ki Allah gönderdiği bir varlığı başıboş, sebepsiz, manasız göndersin? Teşbihte hata olmasın, Anadolu’da bu tip şeyler çok olur; adamın bir karakaçanı vardır yıllarca onunla yük taşımıştır, işinde gücünde kullanmıştır. Artık yük taşıyamayacak hale gelmiştir, ona boşuna saman, arpa yedirmemek için kışın yazıya salıverir ki kurt, kuş yesin. Veya afedersiniz, çoban köpeği vardır artık yaşlanmıştır, kurtlarla mücadele edecek durumu yoktur, adam bırakır. 

Haşa ki insan böyle olsun. “اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ - İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?” (Kıyâmet, 36) buyuruyor Cenabı Hak. Öyle başıboş, anlamsız, manasız, gayesiz, terk edileceğinizi mi zannediyorsunuz. 

Mademki Allah’tan geldik; “اِنَّا لِلّٰهِ” öyleyse bir vazifeye mebni geldik, bir memuriyetimiz var, bir görev üstlendik. Dönüş; “وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ ” O’na (cc) ise bu görevin, bu memuriyetin raporunu sunmaya döneceğiz. Bu işi nasıl yaptık, bunun hesabını vereceğiz. Ya Rabbi sen bizi şu şu vazifelerle yeryüzüne gönderdin, bizi memur kıldın, bizi halife yaptın, temsil yetkisi, tasarruf hakkı verdin; irade verdin, ihtiyar verdin… İhtiyaç olduğunda her neyi senden istedikse verdin: “وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ - Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim.” (Mü’min, 60) İhtiyaç duyduğumuz her şeyi bize verdin…

Şimdi sizin böyle bir imkânınız olsa, böyle bir durum sizin elinizde, bünyenizde gerçekleşse yani birini bir yere vazifelendirseniz sonra da onun dönüp size rapor vermesini bekleseniz… Ölsün diye mi beklersiniz? Hadi sen git orda öl, öl de gel… Böyle mi anlamalıyız? Sizce bu mantıklı mı? 

Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz. Niye geldik, niye dönüyoruz, bunun üstünde derin derin düşünmemiz lazım. “Öldü demeyin!” buyuruyor Cenabı Hak. Yani biz sizi ölmeye göndermedik. Peki, neye geldik; olmaya geldik, bulmaya geldik. 

Onun için geri döneceğiz ki olduk mu, bulduk mu; bize bu sorulacak. Öldük mü diye sorulmayacak. 

O yüzden diyorum ki ölmek kolay; olmak mesele. Ölen hayvan imiş, diyor Yunus. Ölene yazıklar olsun… Argo bir tabirdir; pilavdan dönenin kaşığı kırılsın… 

Olana aşk olsun, ölene yazıklar olsun… Olmak için buradayız, olmaya çalışacağız. Sahibimizi bulmaya çalışacağız. Bulana ne mutlu! Olan, bulan oynaya oynaya gidiyor. Koca Mevlana Şeb-i Arus, düğün gecem diyor. Visal gecesi, kavuşum gecesi, hasretin bittiği gece… Bakın “olanlar” nasıl bakmış. 

Ölüm bizi korkutuyor. “Efendim ölümün yüzü soğuk!” Niye soğuk ki? Korktuğumuz şey acaba gerçekten ölüm mü yoksa ihmallerimiz mi, eksiklerimiz mi? Ölümü belki en yakın şartlarda hissediyoruz; yakınlarımız, annemiz, babamız, kardeşimiz vefat ediyor ama ölüm yokmuş gibi yaşıyoruz, kâle almıyoruz. “Babam öldü, annem öldü!” Bu kadar basit… Toprağa sırladık, çıktık geldik, iki gün sonra da unutacağız. Sepeti kolunda herkes yolunda… Annemiz, babamız ölüyor, Allah rahmet etsin, ama hayat devam ediyor. Hemen bakın o moddan, bu frekanstan çıkıyoruz. Hemen dünyaya dalıyoruz, gaflete düşüyoruz. Hemen yine ne yiyelim ne içelim, bunun derdine düşüyoruz. Misal dün ağlıyorduk, acı günümüzdü yeme içme aklımıza gelmiyordu, bugün unuttuk. Şimdi bu, meseleye verdiğimiz önemi, değeri göstermiyor mu? 

Asıl bizi korkutan şey bu: Allah’a döneceğiz de dönüp ne diyeceğiz? “Ne yaptın, niye gittin, şimdi hangi sermaye ile geldin.” dediğinde ortaya koyacak neyimiz var, bundan korkuyoruz. Rabbim bu korkuları aşabilmeyi, hazırlıklı olabilmeyi lütfeylesin. 

Misal Ramazan geliyor, Ramazan hazırlığı yapıyoruz. Bayram geliyor, bayram hazırlığı yapıyoruz. Kış geliyor, kış hazırlığı yapıyoruz. Yaza gireceğiz, yaz hazırlığı yapıyoruz. Misafir gelecek, misafir hazırlığı yapıyoruz. Çoluk çocuk evlendireceğiz, düğün yapacağız, düğün hazırlığı yapıyoruz... Bakın dostlar, bir ömür adeta hazırlıklarla geçiyor. Bütün bunlardan çok daha ciddi olmasına rağmen ve bizim bunu yakin derecesinde bilmemize rağmen ahiret hazırlığımız yok… Ahiret var, haşr, mizan hak ama hiçbir hazırlığımız yok. Yaza var, kışa var, Ramazana var, bayrama var, düğüne var, misafire var… Ama ahirete bir hazırlık yok. 

“Hocam namaz kılıyoruz ya, daha ne yapacağız! Allah kabul etsin, yem toplar gibi olsa da bir namaz kılıyoruz. Daha ne yapalım?” Sen sırf su içerek durabilir misin? Misal sadece su içeceksin, başka bir şeye dokunmayacak ete, ekmeğe el uzatmayacaksın, su içerek hayatını devam ettireceksin. Ne kadar devam ettirebilirsin? Maksimum üç gün, devam etmez. 

İşte sırf bir namaz kılman, o sırf su içmen gibi. Sırf su içmeyle nasıl bu hayatı devam ettiremiyorsan, tek namaz kılmayla da bu hayatı devam ettiremezsin. Zahiren hayatı devam ettirmen için birçok şeye ihtiyacın var; suya, ete, ekmeğe, ısıya, havaya… bunlara ihtiyacın var. 

İşte biz bu ihtiyaçların bütününü kapsayan pakete İslam diyoruz. Bu böyle bütün bir paket. Yaratılışla birlikte bu paket sana verilmiş. Sen dünyaya bu emanetle birlikte geldin. “كل مولود يولد على الفطرة - Allah seni Müslüman olarak yarattı.” başka bir şey olarak değil. Sen sonradan başka isimler buldun, aldın bunlar senin meselen. Allah seni Müslüman yarattı. 

Sonra sana buyurdu ki; “اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ - Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.” (Âl-i İmrân, 19) Bak gözünü aç, bizim yanımızda tek bir yol var. Bize gelinebilecek bir yol var: İslam. Sen Müslüman olarak yaratıldın, yürümen gereken yol İslam…

“هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ” İşte sana kimlik, senin tek ismin var; Müslümansın… Bu kimliği taşıyacaksın, bu yoldan yürüyeceksin. “يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ” Müslüman olarak ölmek zorundasın. Müslüman olmadan ölme yoksa adının, kimliğinin, sıfatının, şanının, şöhretinin ne olduğunun bir önemi yok. Sakın Müslüman olmadan ölme, sakın o kimliği kaybetme, sakın o yoldan çıkma, sakın bu paketi zayi etme. 

Bunu yaparsan olacaksın, ölümden kurtulacaksın. Yoksa öleceksin. Hem de belki -Allah esirgesin- aşağıların en aşağısı şeklinde öleceksin. Nerede öleceğin belli değil, ne hal üzere olacağın belli değil. Allah bir adamın elini bıraktı mı, Allah bir adamdan hidayeti kaldırdı mı, nimetini aldı mı o artık nasıl yaşarsa yaşasın, nasıl ölürse ölsün. “اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ” buyuruyor Allah onun için. Hayvan gibi biri, buyuruyor. “بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ” belki ondan da beter. Afedersiniz, hayvandan bile beter, buyuruyor. 

Bu halde mi ölmek istiyorsun, yoksa bir davet alarak mı? “اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ” Hadi bak, Rabbin seni bekliyor, buyur gel. Yol belli, yordam belli, kimlik belli, davet de var… “وَادْخُلِي جَنَّتِي” Hadi gel buyur, misafir odamıza buyur, şeref odamıza, şeref tribünümüze, cennetimize buyur. “فَادْخُلِي فِي عِبَادِي” O şeref odamızda, o şeref tribününde senin gibi misafirlerimiz var. Kulluğun bilincinde olan, İslamca yaşamış, imanla hicret etmiş olan; olmuş olan, bulmuş olan başka misafirler var. Sen de o misafirlerle, o şeref konuklarıyla birlikte o misafir odasında huzura buyur… “وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ” Allah sizi selam evine davet ediyor. Selametli bir yere davet ediyor sizi. Saadetli bir yere, Firdevs’e davet ediyor sizi. “وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ” O, uygun gördüğünü, sevdiğini, seçtiğini selamet yurduna, Darusselam’a ulaştırır. 

Kimi sever, kimi seçer? Elbette gayret edeni, çabalayanı, azimkâr, sebatkâr olanı, himmetini yüce tutanı… Dedik ya yolu tarif etti: “Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.” Kimlik de verdi: “Sizi Müslüman olarak isimlendirdi.” Zaten ezelden Müslüman’dın, seni Müslüman yaratmıştı. Ve sana vazifeni de bildirdi: Müslüman olmadan gelme, buyurdu. 

Buraya kadar tamam mı, tamam. Peki, sen ben nerelerde dolaşıyoruz? Her şey ortada, adres belli… Biz Allah’ı nerede arıyoruz? Biz Peygamberi nerede arıyoruz? “Efendim, ölünce göreceğiz…” Ölünce gözünü toprak dolduracak. Burada güya sen uyanıktın, açıkgözdün, burada göremedin, orada nasıl göreceksin? Üstünde o kadar toprak, ağırlık var… 

Cenazeyi defnederken tahta koydunuz, yetmedi bir de üstüne hasır örttünüz, yetmedi toprak attınız... Sanki görmeyelim diye ellerinden geleni yapıyorlar. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Burada kör olan orada da kör.” Sen burada eğer göremiyorsan orada da göreceğin bir şey yok. Onun için büyüklerimiz buyururlardı: “Görenedir görene, köre nedir köre ne?..” Kim görürse ona. Görmeyene bir şey yok.

Allah bizi oldursun inşallah, olgunlaştırsın. Bize Zatı’nı, Zatı’nın muhabbetini, Zatı’na varan istikameti buldursun inşallah. 

İnsan bilemeyince, göremeyince bulamaz. Bulamayınca mahrum kalır. Biz dünyada birbirimize konum atıyoruz, adres bildiriyoruz, arabalarımıza navigasyon koyuyoruz, çareler var. Cenabı Hak bize adeta konum atıyor; dostlarını bize gösteriyor… “Sen bilemeyebilirsin, onlara sor.” buyuruyor. Küçük bir çocuğun annesinin babasının elinden tutup gideceği yere gittiği gibi Rabbim bizi Allah dostlarının eline tutturuyor, hadi bize gel diyor. “فَادْخُلِي فِي عِبَادِي” Kullarımın elini tut; Allah’a ibad olmuş, bu şerefi, bu izzeti elde etmiş, hakikati fehmetmiş bu insanların arasına karış, buyuruyor. Onların elini tut, izini takip et. Onlar cennete, cemale, rızaya götürsün… Ama ellerini tut, eteklerini tut, sağlam tut. 

Rabbim elimizi büyüklerimizin eteğinden kesmesin.

 

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort