JoomlaLock.com All4Share.net

YOLDA BIRAKMAZLAR ALIRLAR SENİ

yolda bırakmazlar

Yolda Bırakmazlar Alırlar Seni  - Yusuf-i Kenan

Sayı : 121 - Ocak 2018

 

Yolda Bırakmazlar Alırlar Seni

 

İrfan meclisine erişebilsem
Varıp anlar ile görüşebilsem hay hay

Aşkın kervanına karışabilsem
Yolda bırakmazlar alırlar seni hay hay

Aşıkların solmaz taze gülleri
Zikr-i tevhid ider daim dilleri hay hay

Evliyaullahın doğru yolları
Yolda bulunagör alırlar seni hay hay

Hazreti Nureddin aşkın rehberi
Atıf dervişlerin edna kemteri hay hay

Gelirsen demezler gelme dön geri
Kapıdan savmazlar alırlar seni hay hay

 

Dünya hayatı çok kısa olmakla beraber gafil davranan insanoğlu, asıl vatanı olan ahiret hayatının tarlası olduğunu çabucacık unuttuğu dünyayı sanki hiç ayrılmayacağı ebedi mekanı gibi görmektedir. Kendisini dünyanın eşsiz bir parçası zanneder. Adeta dünyanın merkezinde olduğunu düşünüp, her şeyin kendi etrafında el pençe divan durduğunu düşünür. Hele biraz maddiyatı veya kariyeriyle biraz üst düzeydeyse kibrinden adeta kafası göğü değecek türden hava, civa, endam birbirini kovalar. Nereden gelip, nereye gittiğini unutur. Dünya hayatında misafir olduğunu unuttuğunda ise, ev sahipliği taslar. Sanki adeta dünyanın merkezine doğru ayrılmaz bir kök saldığını zanneder. Ta ki ölüm emri kapısını çalana dek. 

Ölüm insana ne olduğunu gösteren hakikattir. En büyük ibrettir. Yakınlarımızın ölümü sıranın er geç bize de geleceğini haykırır. İbret almak yerine ne var ki hayat devam ediyor, ölenle ölünmüyor türünden geçiştirmelerle birkaç gün aradan sonra sanki hiçbir şey yokmuş gibi kaldığımız yerden gafil yaşantımıza tüm hızıyla devam ederiz. 

Her hedefin bir yolu vardır. Ama ne var ki insanın istikamet seçimi Hak üzere ise yolu da Hak üzeredir. Batıl istikamete giden yollar insanı oyalar. Asıl gitmesi gereken Hak menzilden uzaklaştırır. Bir süre sonra yönünü kaybeden inan, insanlıktan çıkar. Yeri gelir en yırtıcı hayvanlardan, vahşi canavardan daha tehlikeli olur. Hem nefsine hem de çevresindekilere zulmeder. 

Ömür denilen sermaye eğer Hak üzere harcanırsa en değerli hazine olan Rıza-i İlahi’nin anahtarına insanı ulaştırır. Ömür insana bahşedilmiştir. Nerede, ne zaman, nasıl sona ereceği önceden takdir edildiyse de; bunu nasıl, hangi yolda tamamlayacağı kulun kendi tercihine bırakılmıştır. Mutlu, huzurlu bir ömür yaşamak isteyen her kuluna Mevlamız, Kur’an, sünnet ve bu yoldan giden kamil, muttaki insanları rehber tayin etmiştir. Ona en büyük şeref olan dostluk kapısını açmıştır. Adeta tabiri caizse her kuluna kendisine ulaşabileceği bir yol muhakkak vardır. Yeter ki kul tercihini Hak’tan yana yapsın.

Hak yolunun yolcusunun en büyük azığı sabırdır. Sabreden derviş, ama dünyada ama ukbada, muhakkak muradına erer. Fakat bu yol çetin imti-hanlar ile çevrilidir. Yolcunun istikameti üzerinde onu yolundan alıkoyacak nefsine ve şehvetine hitabeden çok fazla oyun, oynaş, eğlence sebepleri bulunabilir. Belki bunlar her zaman elinin tersiyle itelenip yola devam edilemeyebilir. İnsanı gaflete sürükleyip yolundan alıkoyabilir. Ama muhakkak çok geçmeden şöyle bir silkelenip tövbe ederek istikamet üzere asıl yolumuza yönelmek gerek. İnsana yakışan davranış ve tutum budur. İnsan yeter ki tercihini Hak’dan yana yapın. O yönde bir adım atabilsin. Bu hususta bir kudsi hadiste: Allah (cc) şöyle buyurur: “Kul Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım, Bana bir arşın yaklaşırsa, ona bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak gelirim.” (Cami, c. II, s. 69) 

Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor; Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Yedi kişi vardır ki Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı Kıyamet Günü’nde Kendi gölgesinde gölgeler: (Bunlar) Adalet sahibi yönetici, Allah’a ibadet içinde yetişen genç, mescidden ayrıldıktan sonra tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, birbirlerini Allah için seven, Allah rızası için bir araya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, güzel ve toplum içerisinde statü sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde ‘Ben Allah’tan korkarım.’ deyip bu daveti reddeden kimse, Allah’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş akıtan kimse.” (Buhari, Ezan, 36)

Kalbin gıdası, Mevla’nın muhabbet ve marifetine ulaşmaktır. Zira kalp tabiatının gereği, kendi tasarruf sahibini bulmakta, ona candan meyil ve muhabbet eylemektir. Kalbin helakı ise Mevla’dan gafil olmak, masivaya meyil etmektir ve nefsin hevasına uyup dünya endişesinin derin deryasına dalmaktır. Bizlere düşen hiç kesintiye vermeden gönlümüzü tam manasıyla Rabbimiz’e bağlamak olmalıdır. Kul ulu çınar gibi, masivaya gönlünü kaptırmadan Kur’an-ı Kerim ahkamına, sünnet-i seniyyeye ittibaına ve evradlarının ulviliğini idrak edip itina ile devam ettikçe Cenab-ı Mevla Hazretleri’nin inayeti ile ihlası tezayüd eder, tam manasıyla istikamet ehli olur.

Özellikle Kur’an emirlerine riayet etmeyen kimselerden tehlikeden kaçar gibi kaçmalıdır, Bu ulvi yola girmek arzusunda olanın sabırlı olması, acele etmemesi iyice imtinana ermesi lazımdır. Kendisinin ihlas üzere, niyetinde samimi olması da gerekir.

Kul bazen Rahman‘ı unutur, nefis şeytan kendisini uyutur. Ama Yüce Rahman hiç bir zaman kulunu ve mutluluğunu unutmaz, bazen verse de sıkıntı dert, samimiyetini ölçer ve bekler ki kul samimiyeti ile iman deryasına girsin, kalbine samimiyet ve iman mührünü vursun hem dünyada hem de ahirette mutlu, mesut olsun.

O’nun (cc) emrine uyarak İslam dininin esasları ile ahlakını süsleyen kul, tabiri caizse, nefret ve kin ile hatta sevgisizlikle bedeni kaplayan ölü deriyi bir güzelce soyar; mutluluğu, sevgiyi, gönül güzelliğini içine koyar. Artık gönülde nefret, kin, sevgisizlik bir daha uğramaz. Çünkü tüm kötülük kapılarını kapatmıştır. Gönül artık ona uyar ve peşinden gider, ne güzel bir uygulama ve güzelliktir bu, bunu yaratan Yüce Rahman’a şükürler olsun.

Kulunu seven, onun her anında mutlu olmasını isteyen yüce Yaratan’ın kendisine doğru yürüyen, her an secde ile şükür ile olan kulu ne kadar özel ve güzeldir. Dili ve bedeni kaplayan sevgisizlik dikenini söker; İslam ile aşk, ümit dünyasına doğru kulu yavaş yavaş götürür, mutluluğun sarayında merhametin tahtına oturtur, mutlulukla gülümsetir.

Allah kulunu ümitsizlik ve çaresizlik içinde bırakmaz. Bir imtihana tabi tutar, imtihan eder ve çelik bir irade ile yeniden ayağa kalkmasını sağlar. Çaresiz kaldığında samimi bir kalp ile Allah’a yönelince Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Bu ilahi bir vaattir. Parmağına bir diken batmasını bile sevap hanesine iyilik olarak yazan bir anlayışın insanı yücelteceği yer Yaratan’ın yanıdır. Bu anlayışla inşa edilen müminin kimliği sarsılmaz bir mahiyette olur.

Bir mümin bütün maddi güçlerden tecrit edilmiş veya sıkıntılara maruz kalabilir. Mümin oldukça en güçlü olduğu inancı onu bırakmaz. “Eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.” İlahi buyruğundan güç alır ve gücünü korur. Çünkü en güçlüye inanan en güçlü olur. En güçlüden isteyen hiçbir zaman mağdur olmaz.

O varken “yalnızlık” sadece bir kelimedir. O’na yakın olduğumuz oranda yalnız değiliz, O’ndan uzaklaştığımız oranda yalnızız. Bize şefkat edenlerin en şefkatlisi bir Rabbimiz var; sahipsiz değiliz. O bizleri sevdiği için, sevgiyle, severek var eyledi. Bizlerin varlığından hoşnut. Varlığımız haşa ki O’na yük değil. Büyük bir ateşten küçük bir çıra tutuşturulsa ateşten ne eksilir? Yaşamımız O’na ağır gelmez. Bizi beslemek ve rızıklandırmak -haşa ki- O’na zor değildir. Bizden sadece verdiklerine teşekkür etmemizi ister. Hem bize lütfundan hesapsızca vereceğini de müjdeler. 

Biz ona nankörlük etsek de, üzerimizden kudret elini çekmez. Neredeyse tevbe ederek dönüş yapmamızı bizden daha çok ister. Biz onu unutsak da, küsüp yüz çevirmez. Sadece hatırlanmak ister. O’nun bize sevgisi hesapsızdır. 

Bizi seven dostlarımız, yakınlarımız bile severken biz var olduktan sonra sevdi. Bizi sevenler için önce var olmamız gerekliydi. Yoksa nasıl severlerdi ki bizi? Yok olanı kim sever ki? Bir zamanlar yoktuk. Biz yoktuk, bizi sevenler de yoktu. Biz kendi yokluğumuzun farkında değilken bile, Rabbimiz bizi yokluktan buldu. Bizi yoktan var etti. Bize ruhundan üfledi. Bizi hiç yokken sevdi. 

Dostlarımız bile çoğu zaman hatasızlık bekler bizden. Hata ettiğimizde gönül koyup, küserler, hatalarımızı istemeden, bilmeden yapsak dahi bir türlü yakıştıramayıp unutmaya, affetmeye yanaşmazlarken; Rabbimiz bize hata edebileceğimizi, kusurlarımızın olabileceğini açıkça söyler. Bağışlayacağını en başından kulağımıza fısıldar. Bizden sadece hatamızı kabullenerek ısrarcı olmadan tevbekar olmamızı bekler. İçten içe duyduğumuz pişmanlığı bile özür kabul eder. 

Biz yeter ki yolda edeple durmasını, beklemesini bilelim. Er geç bırakmazlar, alırlar bizi. Zaten O’nun lütfu kereminden kim istemiş de mahrum kalmış ki…

Selam ve dua ile...

 

Yazar:  Yusuf-i Kenan

 

Bu kategoriden diğerleri: « İNSAN GÜZELLİĞİN PORTRESİDİR

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort