
Mana Sultanlarıyla Birlikte Hz. Peygamberimiz - İhsan PARLAK
Mana Sultanlarıyla Birlikte Hz. Peygamberimiz
“Benim peygamberler arasındaki durumum, güzel ve iyi bir ev yapıp da o evde koymadığı bir kerpiçin yerini bırakan kimsenin durumu gibidir. İnsanlar binayı dolaşırlar, onu beğenirler ve “Bu kerpiç niye konulmamış?” derler. İşte ben, peygamberler arasında o kerpiçin yeriyim.” (1)
“Hz. Muhammed’in mübarek nefesleri ile iki kapı da açılmıştır. İki dünyada da duası kabul edilmiştir. O’na benzer birisi ne bu aleme gelmiştir, ne de bundan sonra gelecektir.” Hz. Mevlana
“Esrar hazinelerinin düğümünü çözmek için, Hz. Muhammed’in elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur.” Şems-i Tebrizi
Kemal’i zatının na’tı anılmaz ya Rasulallah
Kalır levh-ü kalem misalin yazılmaz ya Rasulallah
Senin mehdinde şirket eylersem Mevla’ya, ma’zurum,
Bu babda cürm-ü isyanıma bakılmaz ya Rasulallah
Şeyh Galip
Hz. Mevlana’nın, maddi ve manevi hayatı etkileyen, hatta tüm dünyaya ve bütün bir hayata teshir eden eserleri, aklıselim bir düşünceyle incelendiği takdirde, sadece:
Bu canım var oldukça ben Kur’an’a tutsağım,
Muhammed Mustafa’nın yolundaki toprağım.
Benden başkaca bir söz nakledenler olursa,
Hem onu söyleyenden, hem o sözden uzağım
Dediği beyitlerin engin ve deruni manaları neş’et edip görünür. Rabbani bir aşk, ulvi bir hasret ve tümüyle Muhammedi olan yüce bir ahlak hasletinin dışında, Hz. Mevlana’da daha farklı beşeri vasıflar aramak manevi idrak ve şuur eksikliğinden kaynaklanır. Hz. Peygamberimiz’e (sav) duyduğu benzersiz muhabbetle aşıklara sertac olan Hz. Mevlana; Ahmed, Mahmud, Muhammed, ism-i şerifinin lahuti manasıyla eriyip gidin bir gönüller sultanıdır.
İki cihan arasına gerilmiş bir mahya hükmünde olan; müşfik, nezih, latif, mücella, mualla ve müberra bir Peygamber’e duyulacak aşk da, ancak böylesi bir aşk olmalı… Sadece Mevlana da değil, nice edipler, şairler, muharrirler ve söz sultanları O’nu (sav) övmeye doyamamışlardır. Evet yürekleri aydınlatan bu aşk, Niyazi Mısri’ye:
Yine dil na’tını söyler Muhammed,
Dil-ü can mülkünü toylar Muhmmed,
Ne kadirim seni methetmeye ben,
Kemali methi Hakk söyler Muhammed!
Dizelerini yazdıracaktır…
Akl-ı meaşın çok ötesinde bir muhabbetle Cenabı Hakk’ın yüce övgüsüne mazhar olan Peygamber Efendimiz fani gibi yüzyıllar önce dünyamızı şereflendirmiş olsa da, her iman ehli bilir ki, kainatta ilk yaratılan Hz. Muhammed’in (sav) nurudur. O nurdan da tüm alemler yaratılmıştır. Cenabı Hakk’ın nurundan bir nur ile yaratılan Hz. Peygamberimiz de evvel, ahir, zahir ve batındır!
Şu bir hakikattır ki; yüce Peygamberimiz (sav) ne doğmuştur, ne de bu alemi terk edip gitmiştir. O’nun nuru daha âlemler yaratılmadan var idi… Bundan sonra da ilahi varlığıyla hep baki olacaktır.
Zira, ezel, ebed esasen tek bir varlık olması itibariyle, ilahi bakış boyutunda, ya da eski(mez) ifade tarzı ile ilm-i İlahi’de, tek bir bakıştır.
Gerçekliği itibariyle kainat tek bir zaman boyutundan ibarettir…
Anlayıp, algılayabilene!..
Bir defasında, gaye-insan ve ufuk Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular:
“Allah var idi ve O’nunla beraber hiçbir şey yok idi…”
Efendimiz’in bu açıklaması Hz. Ali’ye ulaşınca, ilmin kapısı Haydar-ı Kerrar da şu izahatı yapmıştı:
“An hâla o andır…”
Yani içinde bulunduğumuz “an”, o anlatılan “an”dır.
Evet, “an” Peygamber Efendimiz’in bahsetmiş olduğu o “an”dır. Yani tüm varlık O tek “an” içinde yerleşiktir. Allah indinde, “an” tek bir andır. O anın adı “dehr”dir. Her bir şey bu boyut itibariyle olup bitmiştir…
Yani hülasa ederek şuraya varmak istiyorum. Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz, şu an aynı dünyada başka bir boyutta yaşıyor!.. Ölüm, bizim muhakeme kalıplarımıza sığsın diye bir nikaptır, perdedir, hicap ve örtüdür sadece.. Bunun için ısrarla, neredeyse farz derecesinde salavat okunması emir sadedinde isteniyor!..
“Gerçekten de Peygamber’e, Allah ve melekler de salat ederler. Ey İman edenler; siz de O’na teslimiyetle salat edin.” (2)
İşte bu sebeple, uyku veya yakaza halinde görülen şeyler aslında bir boyut değiştirme ve farklı boyutta yaşanılanları müşâhadedir. Bu mevzuyu izhar sadedinde Hz. Mevlana şöyle buyurur:
“Her gece ten tuzağından ruhları kurtarmakta, tahtaları sökmektesin. Ruhlar her gece bu kafesten kurtulurlar; ne kimsenin hakimi, ne de mahkumu olmayarak feragate ulaşırlar...”
Evet, uykuda; ilim, akıl, şuur, evlat, mal her şey gider. Bahr-ı umman-ı ehadiyete atılır.
Hiç kimsenin malı, ilmi, aklı, muhakemesi, algılayışı diğerine karışmaz!..
Birinin ilmi, diğerinin cehliyle, diğerinin cehli ötekinin ilmiyle karışmaz. İyi düşün, her uykuya daldığın zaman, vakit vakit bunlar senden alınıyor!..
Yine dikkat et!.. bir gün, bu alış veriş, verişsiz kalacak ki, ona ecel deniyor…
İşte bu sırra binaen, kainatın iftihar tablosu (sav): “Rüyada Beni gören, gerçekten görmüş olur. Çünkü şeytan Benim şeklime giremez.” buyururlar.
Bu ne demektir, ne için bu hadisi irad ediyor Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa?
Teemmül edelim: Aslında bir insanın rüyasına girmek, bir nevi şekli tay’dır. Yine tefekkür edelim: Rasul-ü Ekrem’i rüyada görmek ancak Rasulü’n izni ve arzusu iledir…
Madem böyledir. Hem O’nun arzusu iledir rüyada görüşmek ve hem de rüyada görmek aynen görmektir!.. Bize ne demek istiyor Efendimiz?
Bu mülahazadan sonra yine Efendimiz’i tahsil etmeye dönüp, sözü yine Aşk sultanlarına bırakalım.
Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: “Ben görünüşte maddi olarak Adem’in neslinden gelmiş olsam da, mana bakımından Âdem’in atasının atasıyım. Meklerin Âdem’e secde etmeleri benim yüzümdendir.” (3)
“Bütün Peygamberlerin, ‘Ya Rabbi, beni O’nun ümmetinden kıl!’ dedikleri Hz. Muhammed Mustafa’ya söz gelince hiçbir şey söyleyemem. Çünkü O’nun işi pek yücedir. Şüphe yok ki Allah, O’nu kerem denizine batırıp çıkarırken, mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi, bir peygamber yaratılmıştır. Geri kalan damlalardan da Allah velileri, evliyalar halkedilmiştir. Öyle ise onları birbirinden nasıl ayırabilirim? Ancak en son gelen peygamber evvelkilerin hepsinden çok daha üstündür derim.” (4)
Gül açmaz, çağlayan akmaz, ilahi nurun olmasa,
Söner alem, nefes kalmaz felek manzurun olmazsa.
“Bütün bağışlar ve ihsanlar ilk önce Hz. Muhammed’in üzerine döküldü; ondan sonra da başkalarının üzerine dağıldı.” (5)
Cihanda fasık-ü facir kerem Senden ümid eyler,
Şefaat kıl Habib-i Kibriyasın yâ Rasulallah (6)
Efendimiz Hâtem’ül Enbiyadır. Bu söz, “Hem ulvi varlığıyla Peygamberlik makamını mühürleyip kapatan, hem de mühürleri açmakta tek ve eşsiz olan zat” manasına gelir. Kur’an’da sözü edilen tüm mühürler anca O’nun ilahi varlığıyla açılır. O nedenle ki Hz. Hamza’yı şehid edecek kadar can gözü kapalı olan Vahşi’nin gönlündeki ve gözündeki mühürler de, bizatihi Efendimiz’in rahmet eliyle açılmıştır.
“Mühürleri kaldırmada, kilitleri açmada sonsun, sonuncusun. Canlar bağışlayan mânâ dünyasının da bir tek hatemi Sensin…” (7)
Sen Ahmed-ü Mahmud’u Muhabbetsin Efendim
Hak’dan bize sultan-ı müeyyedsin Efendim (8)
İki cihanın cümle güzelliği Efendimiz olduğu gibi; Cenabı Allah’ın kapısı da Ahmed, Mahmud, Muhammed ism-i şerifiyle açılır. Hz. Muhammed’e ümmet olmadan Allah’a kul olunmaz!.. Cenabı Hak yarattığı kulunu inkar etmez ama Muhammedi kapıdan girmeyen bir kişinin de huzura varması muhaldir…
O öyle bir varlıktır ki; gündüzler O’nun güzel yüzünün aydınlığı, geceler ise siyah saçlarının gölgesidir…
Efendimiz ne güzel!.. O güzelliği her an gül kokluyor gibi vicdanında duymak daha bir güzel.. Duyurmak ise bir başka güzel!. Maiyete erip beraberce yaşamak hepsinden güzel...
“(Habibim) De ki, siz gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlaycıdır.” (9)
Yüce Yaratıcımızın bizleri “kulum” diye sevmesi; hata, kusur ve eksikliklerimizi affedip bağışlaması; bizlerin Peygamber Efendimiz’i sevip, O’nun ilahi varlığına samimiyetle uymamıza bağlı tutulmuştur.
Sevmek, sevdiğine benzemektir. O aşk içinde yok olup gitmektir… Gerçek bir müslümanın en önemli alamet-i farikası Muhammedi ahlaka sahip olmasıdır. Efendimiz’e olan imanımız, aşk derecesine ulaşmadıkça sözü edilen güzelliklerin tecelli etmesini beklemek safderunluk olur.
Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır: “Gözümüz Hak’tan başkasına meyletmedi, O’ndan gayrıya bakmadı.” bizim gözümüz de ise kuzgunlar gibi dünya leşine kaymasın inşaallah.
Cümle alemi renklendiren, güzelleştiren Hakk’ın mesti olalım; bağın bahçenin değil…
Böyle yapmaz isek, edepten mahrum oluruz... Edepten mahrum olan da, tüm hayırlardan mahrumdur..
Sakın terk-i edebten, kuy-i mahbub-i Hûda’dır bu!
Nazargâh-ı ilâhidir, Makâm-ı Mustafâ’dır bu (10)
DİPTONLAR :
1-Buharî, Sahih, Kitabu’l-menakib, 18, Hadis no: 3534; Müslim, Sahih, Kita-bu’l-fedail, 7, Hadis no: 23; Beyhakî, Sünenü’l-Kübra, 9/5; Delailu’n-Nubuvve, 1/365, 366; İmam Ahmed, Musned, 3/361
2-Ahzab Süresi 56
3-Mesnevi, Cilt 4, 525
4-Şems-i Tebrizi, Makalat, Cilt 1, Sayfa 217-249
5-Fihi Mafih, Sayfa 432
6-Leyla Hanım
7-Mesnevi, Cilt 6, S.167
8-Şeyh Galib
9-Al’i İmran: 31
10-Nabi
Yazar: İhsan PARLAK



