JoomlaLock.com All4Share.net

SÂDÂT-I KİRAM -3

Sâdât ı Kiram 3

Sâdât-ı Kiram -3 - Vahdettin Şimşek

Sayı : 132 - Aralık 2018

 

Sâdât-ı Kiram -3

 

Muhterem kardeşlerim, Rabbimiz celle ve ala hazretleri Hazreti Âdem’den beri insanlığa yaradılış gayesini anlatacak, onlara yüce zatını tanıtacak peygamberler, Hatemü’l-Enbiya olan Efendimiz’in sırlanmasından sonra da dostlarını göndermiştir. Yani hiçbir zaman yoktur ki, Cenabı Rabbülalemin ile irtibatlı bir peygamber veya bir insanı kamil olmasın. İşte Efendimiz (sav) ile nübüvvet hatmolununca, yine Efendimiz’in işaret ve beşaretleriyle ilmiyle amil, firaset ve basiret sahibi, abid, murad-ı ilahiyeye vakıf, varisi Rasulullah ulemanın kıyamete kadar Allah’ın lutfuyla insanlığın hizmetinde olacağı kesindir. 

Hadisi şeriflerde Rasulullah buna işareten buyurmuşlar ki:

“Ümmetimden bir topluluk (kıyamete kadar) Allah’ın emrini ayakta tutmaya devam ederler. Onları terk edenler ve muhalif davrananlar kendilerine bir zarar veremez. Bu, Allah’ın (kıyamet) emri gelinceye kadar devam eder. Onlar insanlara devamlı üstün gelirler.” (Buhari İ’tisam 10)

“Ümmetimden her devirde sabikun (hayırlarda önderlik eden ehlullah) bulunur.” (Süyuti, el-Camiu’s-Sağir, 7327)

Şüphesiz Allahu Teala bu ümmet için her yüz senenin başında onları dinleri yenileyecek (kalpleri nifak ve gafletten, halleri bidat ve masiyetten temizleyip kulları Allah’a sevk edecek) kimseler gönderir.” (Ebu Davud, Melahim, 1, Hakim, Müstedrek, IV, 523.)

Dolayısıyla Allah Rasulün’den tevarüs eden bu silsile aleddevam hizmetlerine devam etmektedirler.

Günümüz cehalet, gaflet, dalalet ve deccaliyet asrında, ümmetin her açıdan perişan olduğu bir dönemde; daha dünyaya gelmeden mübarek dedeleri tarafından müjdelenip ve ismi verilen, neseblerinde olan manevi emanetlere sahip olacağını bildirilen ve dünyayı şereflendirdiklerinde daha çocuk yaşlardayken çevredeki evliyaullah tarafından maneviyatı keşfedilen Esseyyid Mevlâna Yakub-i Sâni (ksa) Hazretleri bahse konu olan hizmeti devam ettirmektedirler.

Kendileri daha üç dört yaşlarındayken bir çocuktan beklenemeyecek derecede bir kemal ve dine karşı bir ilgi, alaka, muhabbet duymaya başlıyorlar. O yaşlarda mahallelerinde bulunan aynı zamanda mahallenin muhtarı olan Kadiri meşayıhından Hacı Şükrü SARUHAN Hazretleri isimli bir devletli zatın zikir halkalarında bulunurlar. Bazen bu zikirler sırasında küçük olduğu için şeyh efendi kendilerini omuzlarına alırlarmış ve dervişlerin ağzından yeşil dumanlar çıktığını görüp: “Hacı baba bu adamlar yanıyor!” dediklerinde: “Sus oğlum sus!” der ağızlarına bir çikolata verip sustururlarmış. Beş yaşlarındayken akrabaları bazı hastalar getirip kendilerine Kur’an-ı Kerim’den bazı sureleri okutur, hastanın ağrıyan yerine ellerini sürerlermiş. Allah’ın izniyle hasta iyi olurmuş.

Yedi sekiz yaşlarındayken bir Kadir Gecesi evlerinin bahçelerine semadan sanki bir ipe tutunmuşçasına bazı nurani zatların indiğini görüyorlar. Devamını kendilerinden dinleyelim: “Bunlar ne insana ne de başka varlığa benziyorlardı. Suretlerinin tarif edilmesine imkân yok. Ömrümde böyle bir şey görmemişim. Bende bir heyecan var fakat korku yok. Bahçede eski bir havuz kalıntısı vardı. O havuzun etrafında halkalandılar. Acayip bir sohbet ve ülfet, zikir ve meşk-i ilahi yapıyorlar. Aradan bir zikir yapıyorlar. Ama çok hoş bir hal var. O halleri beni cezb etti. Oradan çıktım. Onların arasına karıştım. Onların içinde bazı manevi haller oldu. Bazı hikmetler ve bilmediğim hallere vakıf oldum. Kendi aralarında bazı konuşmalara şahit oldum. Zekam üstünde bir çalışma yapmalarını birbirlerine telkin ettiler.

Zihni açıcı, sadrı genişletici, ilmi arttırıcı gibi bize verilmesi gereken bazı şeyleri istişare yaptılar. Ben kim olduklarını sordum. Bana kim olduklarını açıkladılar ve bana bir elma verdiler. Elmayı ben aldım tekrar eve döndüm onlar aynı şekilde geldikleri gibi geri döndüler. Bende daha yatamadım. Bende sürekli bir zikir hali, Kur’an okuma arzusu oldu.

Sabahleyin kalktık o elmayı sıkı sıkıya tutuyorum. Valideme gösterdim. Ona her şeyi anlattım. O beni Şükrü Babaya götürdü. Şükrü babayla beraber o zaman Arapça okuduğum Güneydoğulu bir zat vardı onu da çağırdılar. Beni tekrar tekrar konuşturdular. Ve sonunda o elmayı çeriyle çöpüyle bana yedirdiler. Ben elmayı yiyince bana bazı gizli sırlar açıldı. Kur’an’ın manasına ve bazı eşyanın hakikatine vakıf olmaya başlayıp okuduklarımı farklı açıdan anlamaya başladım.”

Bu hadisenin üzerine Hâce Hazretleri’ni kendinde oluşan bu manevi hallerin terbiyesi ve bir kalıba girmesi ve hem de zahiri ilimlerin tahsili için Güneydoğudaki medreselere gönderirler. Orada dönemin en büyük alimleri ve meşayıhı ile tanışır. Bunlardan ilki Mardin’in Cizre kazasında büyük alim ve Allah dostu Şeyh Muhammed Said Seyda el-Cezerî ismiyle meşhur olmuş devletli zattır.

Bu zatın ahireti şereflendirmesinden sonra Bitlis’in Norşin (Güroymak) köyüne geliyorlar. Burada Hazret Muhammed Dıyauddin (ks) hazretlerinin neslinden ilim okumaya devam ediyorlar. Seyda Muhammed Baki hazretlerinin oğlu Hoca Abdullah isminde bir zatın yanında sarf, nahiv ve diğer alet ilimlerini okuyorlar. Oradayken zamanın Ğavsı Abdulhakim el-Hüseyni (ksa) hazretlerini görüyorlar ve sonraki hayatlarında adeta her sohbetlerinin konusu olan, ruhumun ruhu, gözümün nuru, canımın cânı buyurdukları gönüllerini fetheden bu büyük veliye intisap ediyorlar.

O zat ile birlikte Siirt Baykan’a geliyorlar. Nakşibendi usullerini talim edip bu güzide tarikatta üç sene gibi kısa bir zamanda defaatlerle süluk ikmal ediyorlar ve o devletli zattan üveysi olduklarını öğreniyorlar. Ğavs (ksa) hazretlerinin ahireti şereflendirmeleriyle tekrar Norşin’e dönüyorlar. Abdulhakim Efendinin arkadaşlarından olan Şeyh Muhammed Maşuk hazretlerinin yanında derse devam ediyorlar. Onunla birlikte hacca gidiyorlar. Bundan sonraki hayatlarını da oldukça fakirlik içerisinde çile ile geçiriyorlar. Oldukça yokluk içinde bazen bir kaç zeytin, bazen suya ekmek doğrama şeklinde okuyorlar.

Maşuk Efendi (ksa) vefat edince Tillo’ya gidip yine Maşuk efendinin mücazlarından olan Molla Burhaneddin Mücahid hazretlerinin yanında ilme devam ediyorlar ve bu zattan ilim icazetini alıyorlar. Tillo’da okurken dışardan İmam Hatip diploması alıyorlar. Bir müddet imamlık yapıyorlar. Gençlik yıllarında oldukça hareketli bir mücadelenin içinde oluyorlar. O dönemdeki siyasi çalkantıların içerisinde İslam gençliğini beşeri ideolojilerin tuzağından kurtarıp İslam’a bağlanmalarına sebep olacak şekilde mücadele ediyorlar.

Bu yüzden hükûmetle araları açılıyor. Farklı çilelere maruz kalıyorlar. Vefatlarına kadar Mehmet Zahid Kotku (ksa) hazretlerini kendilerine sohbet şeyhi olarak kabul edip sohbetle-rinde bulunuyorlar. Üstat Necip Fazıl ve Ahmet Selami TOSÇUOĞLU ile yakın ilişkileri oluyor. 1980 darbesinden sonra bazı tutuklanma hadiseleri gerçekleşiyor. Delil yetersizliğinden ser-best kalıyorlar. 

İnşallah bundan sonraki bölümümüzde Hâce Hazretlerinin (ksa) mübarek yaşantılarından ve günümüz insanına nasıl bir reçete sunduklarından âcizane biraz anladıklarımızdan, biraz kendilerinden duyduklarımızdan bahsetmeye çalışacağız, inşaallah. . . 

Cenab-ı Hak onların tasarruf ve himmetlerini üzerimizden eksik etmesin ve her daim birlikte olmamızı nasib kılsın. Âmin...

 

Yazar: Vahdettin Şimşek

 

Bu kategoriden diğerleri: « SÂDÂT-I KİRAM -2

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort