SICACIKTIR DOST, SIMSICAKTIR

Sıcaktır Dost Sımsıcaktır

Sıcaktır Dost, Sımsıcaktır - Salih ŞAKAR

Sayı : 107 - Aralık 2016

 

Sıcaktır Dost, Sımsıcaktır

 

Çok şahit olmuşuzdur. Birisine bir şey söyleyecek, belki ilk defa görüyor:

“Ne haber dostum!” diye söze başlıyor. Ama kimi görse hep böyle başlıyor. 

Her önümüze gelene, her güzel vakit geçirdiğimiz, bir şeyler paylaştığımız, en çok vakit geçirdiğimiz kişilere hemen “dost “ sıfatını yakıştırıp o önemli kavramın içini boşalttığımızın farkında olmuyoruz.

Oysa ki bizler için dost ve arkadaş seçimi, adeta dinini seçmek gibidir. Çünkü her kişi dostundan ve arkadaşından etkilenir. 

Peygamber (sav) Efendimiz:

“Kişi, dostunun dini üzeredir (dininden etkilenir). Öyle ise her biriniz dostluk edeceği kimseye baksın.” buyurmuşlar.

Birbirimize muhtaç yaşadığımız şu dünyada arkadaş edinmemiz gerekmektedir. 

Böyle her iyi anlaştığın, her iyi vakit geçirip beraber gülüp eğlendiğin dostun değildir. Arkadaşın olabilir ya da yakın arkadaş denebilir.

Bir insanı her haliyle en iyi gününde olduğu gibi en kötü anında da kabul etmek herkesin yapabileceği bir şey değildir. Herkes yapamadığından dostlukların sayısı az, özü fazladır. Dost sıfatını öyle olmadık insana/insanlara yakıştırıp sonra kendimizi de değerli sanabiliyoruz bazen. Ne kadar dost dersen de laftan öteye geçmiyor. 

Sadece ortak yaşantıların bir araya getirdiği insanlar olarak zamanın gerektirdiklerini yaşıyoruz. Hayat bazen insana o kadar ağır geliyor ki ne yapacağını bilemez hale getiriyor kişiyi. Eminim herkes yaşamıştır bu durumu. Kendimizle çeliştiğimiz zamanlar geldi, hiç yok yere boşu boşuna efkarlandığımız günler oldu. İşte o anda yanınızda olmasını istediğiniz kişiler dostlarınızdır.

Hayat içinde bize sunulan en güzel hediyedir dostluk. Çünkü böyle tam dibe vurduğun anlarda, artık her şey bitti, dediğin anda uzatır sana elini. Alır ve çeker seni her şeyin, herkesin arasından. Kimileri öylesine umutsuzluğa kapılır ki dostluğa olan inancını kaybeder; gerçekte dostluğun olup olmadığını sorgular duruma gelir. Umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor, çünkü hiç tahmin etmediğiniz bir anda karşınıza çıkıyor ve sizin o zor günlerinizde derdinize derman olabiliyor.

Genellemek istemiyorum ama hayatımızın olmazsa olmazı.Yaşadığımız dünyada sahip olduğumuz en büyük ayrıcalıktır dostluk. Çok zor bulunuyor, aramakla da bulunmuyor; o gelip o zor anınızda sizi buluyor.  

Ağzımıza her geleni de söylesek, moralini de bozsak demediğimizi bırakmasak bile dost bu, umurunda değildir ki? 

Zaten gerçek dostlar birbirlerini hiçbir zaman gerçekten kıramazlar. Karakterlerine bağlı olarak çok kötü sözler de söyleseler, o sözlerin hiçbirini içten söylememişlerdir. O kadar laf söyler, bir tebessüm eder, sen de bir tebessüm edersin olay orada biter işte.

Hani denebilir dost olmak yıllar sürer diye ama hiç de öyle değildir aslında. Gerçek dost, samimiyetine o anda inandığın o denli de güvendiğin kişiyi karşında görmektir. O an, zor anında onun varlığını her zaman yanında hissetmektir. Çevrendeki herkese geçirdiğin süreyle orantılı olarak yakınlaşırsın ya, dost böyle değil işte, farklı çok farklı bir şey. Belki tanışmanın üzerinden bir hafta geçer ama yılların arkadaşlığını, samimiyetini yaşayabilirsin o kişiyle.

İnsan, çıkara dayalı yaşanan arkadaşlıkları bir anda silip atabiliyor. Dostluk zamana bağlı değildir. Nasıl oluyor bilmiyorum ama kendine güvendiğinden çok güvenebiliyorsun o dost yerine koyduğun kişiye. Kendinden bile şüphe ettiğinde ondan edemiyorsun, bu böyledir.

Dost öyle bir şey ki umutsuz bir vakaya dönüşeceğimiz anda bizim umudumuzu tekrar yeşertebiliyor.

Kan bağınız olmadığı halde anne, baba ve kardeşiniz yerine koyabiliyorsunuz.Hatta onlardan daha da önemli olabiliyor bu dost kişi. Niye diyecek olursanız kan bağından olanlar zorunlu ama, dost seçilmiş oluyor. İnsan gerçekten o kadar masumane bir sevgi ile seviyor ki dostunu kimseyle paylaşası gelmiyor.

Şu dünyada insanın her şeyidir dostları. Benim canım yandığında gerçekten onun da canı yanıyor, hissettiğim acıyı benim kadar belki benden daha fazla yüreğinde hissedebiliyor. Aynı şekilde ben mutlu olduğumda benim başarılarıma benden çok mutlu olabiliyor. 

Oysa bir başkasının sevincine, başarılı olmasından doğan mutluluğuna kıskanmadan ortak olmak her babayiğidin harcı değildir.

Dost bu, git dersiniz gitmez, ittiğinde sarılır insana. Herkesten kaçmak istediğinizde sizi hiç bırakmaz. Hayır, diyemezsiniz dostlarınıza. Bunların hepsini içten ve menfaat beklemeksizin sevgiyle yaparlar.

Hani karşında işte, konuşurken bir şeyler anlatma gayreti içine girmene de gerek kalmıyor, çünkü gözlerinden anlayabiliyor. Ses tonundan ne demek istediğini, ne halde olduğunu o kadar iyi anlıyor, beni benden daha fazla düşünebiliyor. Garip gibi geliyor ama gerçekten öyle. 

Canın sıkkın, moralin bozuk olur ya hani herkes sorar; “Nasılsın?” diye.. “İyiyim, yok bir şeyim!” der, az bir tebessüm edersin, geçer gider. Ama dost öyle değil. Nasılsın dan önce gördüğü anda (görmese bile hissedebiliyor) “İyi misin?” sorusunu yöneltiyor.

“İyiyim, gerçekten iyiyim!” deyip tebessüm etsen bile biliyor içinin iyi olmadığını, anlıyor.

Sadece iyi gününde yanında mutluluğunu paylaştığın insanlar gibi değiller işte. Asıl, için kan ağlarken yanında olup tüm derdini, tasanı paylaşır, acını gerçekten hissedebilir. Öylesine bir güven vardır ki, dostluğun da temelidir. Bu güven ufacık da olsa kırılsa, dostluk tehlikeye girer, hiçbir şey eskisi olmaz dostlukta.

Sizi böyle sadece işi düştüğünde aramıyor/mesaj atmıyor, çünkü ne çıkarı var; ne de altında yatan başka bir sebep. Sadece merak ettiği için, sesinizi duymak istediği için ya da bir mesajınızla iyi olup olmadığınızı kontrol etmek için hepsi. 

Dost, her zaman yanınızda olmayabiliyor. Belki haftada bir, belki ayda bir görüşüyor olabilirsiniz. Her gün konuşup görüşmeseniz de varlıkları huzur ve mutluluk veriyor ve her zaman var olacaklarını biliyorsunuz. Arkadaşlarınız gibi belki dostunuzla gülüp eğlenemiyorsunuz, arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanın binde birini bile geçirseniz dostunuzla yine de hiçbir sorun yoktur. Yanınızda işte, olmasa bile hissettirebiliyor size her zaman yanında olduğunu. Dost her insana nasip olmayacak hazinelerdendir. 

Peki madem ki bu kadar önemli o zaman nedir dostluk?

Kalplerden kalplere uzanan eller mi? Yoksa yüreğini en ücra köşesine kadar açtığın sevgili mi? Zor gününde yanında olan mı?

Nasıl tanımlarsak tanımlayalım dostluk güzel şeydir.

Yani yanımızda olandır dost. Bazen başımızı omzuna dayayıp ağladığımız, demli çayımızı yudumlarken bize yarenlik edendir.Sıcaktır dost, sımsıcaktır.

Artık insanların güvenebileceği, dostum diye sarılabileceği birini bulmak günümüz şartlarında çok zorlaştı. Şunu da hatırlatmakta fayda var; dostluk ile arkadaşlık karıştırılmamalıdır. Arkadaşlık her dönem değişebilen zamana ve mekana göre değişebilen bir ilişki durumudur. 

Dostluk ise zaman ve mekana göre değişmeyen, her daim hatırlanan ve ismi anıldığında yüzü gülümsetendir. İşte dostluk ile arkadaşlık bu noktada birbirinden ayrılırlar. Çünkü iyi bir dost bir terapistten bin kere yeğdir.

Dostlukta, acı paylaşıldıkça azalmaktadır. Dostun varsa, acını paylaşacağın birileri var demektir. Bir acın, derdin olduğunda önce dostuna açılırsın, yine en mutlu günlerini de dostunla birlikte geçirir, onunla paylaşırsın. Daralan ve kararan kalplerimizi, nefsimizin esir aldığı ruhlarımızı genişletmenin yolu iyi bir dosttan geçer.   

Herkes iyi bir dost olamaz, iyi dost olabilmek için sevmeli ve sevilmeliyiz. Dostluk denen güzel bahçenin anahtarı; sevgidir. Dostuna bir kere güven sağladığın zaman yıkılmaz bir kale duvarı gibi duvar ördün demektir. Ama dostunun güvenini bir kere de sarstın mı artık aradaki bağlar çürük ipler gibi kopmaya başlar.

Dost, sağlam bir ağ örmeye benzer, eğer ağın bir yerinde delik bırakırsan ağdaki o delik genişleyerek ağı bitirir. Dostluk kurduğun zaman dostuna karşı samimi olmak her zaman faydalıdır.

Yalan söyleyip de dostunu güldüreceğine, doğruyu söyleyip dostunu ağlatmak her zaman daha iyidir. Dostluk ağlarını bir defa ördüğünüz zaman artık mesafelerin, dağların, yolların hiç önemi kalmaz. 

Yeter ki, dostunun kalbinde yer alasın. Yegâne ve en büyük dost, Allahu Teâlâ’dır.

Sonra sözleri, fiilleri ve uygulamaları ile öğreten ve nasıl kulluk edileceğini gösteren, kendisini izleyip örnek almakla yükümlü olduğumuz, dünya ve âhirette mutlu olmanın şifrelerini bize bildiren Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’dir.

Sonra da Hz. Peygamber Efendimiz’ in varisleri olan insan-ı kamillerdir.

Hâce Hazretleri (ksa):

“Şeyhlik kapısını kapatıp dostluk kapısını açtık.” buyurmuşlar.

Evet, kapılar ardına kadar açıkken girmek için bir gayretimiz yoksa, o zaman sormazlar mı senin dostun kim, kimlerle düşüp kalkıyorsun?

Allah yar ve yardımcımız olsun.

 

Yazar: Salih ŞAKAR

 

Bu kategoriden diğerleri: « PEYGAMBERLERİN HAYATLARI KORKU »

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort