TAŞKESENLİ MUHAMMED SIDDIK EFENDİ

TAŞKESENLİ ŞEYH
MUHAMMED SIDDIK EFENDİ
1914-1985

Daha ziyade Horasan Müftüsü olarak tanınan Taşkesenli Şeyh Muhammed Sıddık Efendi 11.12.1914 yılında Erzurum Sultanmelik Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Taşkesenli Şeyh Ziyaeddin Efendi, dedesi de Taşkesenli Şeyh Ahmet Efendidir. Annesi Hatice Hanım, Çokreş (Karaçoban Erenler Köyü) şeyhlerinden Şeyh İbrahim Efendi'nin kızıdır. Soyu, Baba tarafından Hazreti Abbas, anne tarafından Hazreti Ömer'e dayanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda dünyaya gelmiş, daha 2 aylık iken babasını kaybetmiştir. Ağabeyi Taşkesenli Şeyh Şahabeddin Efendi tarafından okutulmuş ve yetiştirilmiştir.

Tahsil hayatı çok zor bir döneme rastlamaktadır. Birinci Dünya Savaşı, akabinde Erzurum'un Rus ve Ermeniler tarafından işgali, İstiklâl Savaşı ve daha sonra da ailenin tehcir edilmesi, tahsilini zorlaştırmıştır. Buna rağmen, Ağabeyi Taşkesenli Şeyh Şahabeddin Efendinin yanında, adeta yeraltı medreselerinde Arapça ve Farsça başta olmak üzere, fıkıh, kelâm, tefsir, hadis ve mantık ilimlerini okuyarak icazet almıştır. Medrese tahsili devam ederken ayni zamanda da ilk ve orta mektebi Erzurum'da okumuştur. Ailenin diğer fertleri gibi ve tehcir mecburiyetiyle, muhtelif köylerde imamlık ve vaizlik yapmıştır. Bilhassa dini tedrisatın yasak olduğu bu dönemde, hem halkı irşat hem de gençlere Kur’an ve fıkıh dersleri vererek insanlarımızın dini tecritten asgari derecede etkilenmesine gayret göstermiştir.

1952 yılında Müftü olarak Erzurum Tekman ilçesinde göreve başlamış, 1954 yılında Horasan Müftülüğüne, 1960 yılında da Erzurum Merkez Vaizliğine atanmıştır. Bilhassa Erzurum’da ki vaazları halk tarafından çok benimsenmiş ve vaaz verdiği camiler tıklım tıklım dolup taşmıştır. Halk tarafından Horasan müftüsü olarak tanıtılmış, böylece de meşhur olmuştur.

1960 ihtilalinde, Doğu Anadolu'daki birçok şeyh ve tanınmış şahsiyetler gibi bu zat da tutuklanarak Sivas'a gönderilmiş, 6 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Sivas'ta tutuklu bulunduğunda, beraberindekilere devamlı cemaatle namaz kıldırmış, gerek sabır gerekse fıkıh konularında irşad görevine burada da devam etmiştir. İlmi ile hemen dikkatleri toplayan Muhammed Sıddık Efendi'ye rütbeli bir subay, sinemanın haram olup olmadığını sorar, sinemayı görmediğini bunun için de herhangi bir şey söyleyemeyeceğim der. Subay, “Arzu ederseniz cezaevinde gösterilmekte olan bir filmi seyredelim.” teklifine olumlu cevap verir. Film seyredilir. Tarihi bir film gösterilmektedir, ancak filmin bazı yerlerinde öpüşme sahneleri vardır. Filmi seyrettikten sonra “Sinema yerine göre helal yerine göre haramdır. Bu bir alettir iyi yerlerde kullanılırsa helal, hatta faydalıdır. Kötü yerlerde kullanılırsa haram ve zararlıdır. Tıpkı İnsanın dili gibi. İnsanoğlu, dilini iyi olarak kullanırsa faydasını, kötü olarak kullanırsa zararını görür.” diye cevap verir. Sinema hakkındaki bu cevabı; o zamana kadar sinemaya, hiç bir yorum katmaksızın, haramdır diyen din âlimlerinin cevapları karşısında çok müsbet karşılanmış ve takdir toplamıştır.

1960’tan sonra bir yandan merkez vaizliği görevine devam etmiş bir yandan da Bitlis'te Şeyh Abdurrahman'i Taği Hazretleri’nin torunu Şeyh Taha Efendi’den irşad dersleri alarak halife unvanı almıştır. Şeyh Muhammed Sıddık Efendi, bu zaman zarfında bir yandan vaazlık görevine devam etmiş bir yandan da tarikat yoluyla halkı irşada devam etmiştir. Aynı zamanda, evinin alt katını medrese haline getirerek (Bbugün Taşkesenli Kültür ve Eğitim Vakfı olarak kullanılmaktadır) yüzlerce talebe okutmuş ve bir çoğuna icazet vermiştir. Mezun talebeleri arasında, aynı zamanda yeğeni de olan Taşkesenli Şeyh Muhammet Zeki Efendi, Tortum'un eski Müftüsü Merhum Hafız Yahya Efendi, halen Erzurum'un fahri vaaz ve müderrislerinden Eşref Hoca Efendi, Pasinler'in Keyvank köyünden Hafız Şuayb Efendi bulunmaktadır.

Şeyh Muhammed Sıddık Efendi son senelerinde kalp hastalığından muzdariptir. Aile fertleri çok ihtimam göstermektedirler. Çok yorulmamasını ve stresten uzak olmasını hep dile getirmektedirler. Bu hastalığıyla bir seyahata gitmek istemektedir. Seyahatten vaz geçirilmek istenmekte ise de başarılı olunamaz. Uçağa binmek üzere iken Yeğeni İbrahim Taşkesenligil'in, “Dayıcığım rahatsızsınız keşke bu seyahate çıkmasaydınız!” temennisine “Evladım,korkma bizi öyle habersiz götürmezler. En azından bir kaç ay önceden bize haber verir öyle götürürler.” diye cevap verir. Şeyh Muhammed Sıddık Efendi'nin vefatını, yeğeni İbrahim Taşkesenligil şöyle anlatır. “Dayım, vefatından birkaç ay önceden itibaren, sohbetlerini hep ayrılacakmış gibi yapardı. Bizlere tavsiyelerde bulunur, zaman zaman vasiyetlerini hatırlatır, keşke falancanın irşadını da bitirmiş olsaydım, keşke falan şeyin de düzelmiş olduğunu görseydim gibi arzularını dile getirirdi.” Gurubum geldi ey saki bana medle'e görünmez mi? Ölümüm geldi ey Mevla bana lütfun görünmez mi? diye başlayan kasidesini de bu dönemde yazmıştır. Yine vefat gününden bir gün önce (12 Şubat 1985 ) uzun bir dua kaleme almış, sanki o anda Allah'ın (cc) huzuruna gidecekmiş gibi tadarru ve niyazda bulunmaktadır. Duayı tamamlama imkânı olamamış yarım kalan bu dua birçok akraba ve dost evlerinde çerçevelettirilerek muhafaza edilmektedir. 12 Şubat'ı 13 Şubat'a bağlayan gece yarısı çalan telefonla, dayımın rahatsızlandığını ve beni istediği haberini verdiler. Gittiğimde, kalbinden çok muzdarip olduğunu ancak belli etmeyecek derecede sohbetlerine, tavsiye ve vasiyetlerine devam ettiğini gördüm. Hastaneye götürmeyi teklif ettik kabul etmedi. Zaman zaman kendilerini ziyarete gelerek sohbetlerinde bulunan Mareşal Çakmak Hastanesi kardiyoloji bölümü şefi Albay Dr. Sebahaddin Elçi’yi çağıralım teklifimizi kabul ettiler. Sebahaddin Bey gelerek muayene etti, muayene esnasında doktorla gayet iyi sohbet etmekte sorulan suallere gayet iyi cevaplar vererek şikâyetini dile getirmekte idi. Doktor, hayretler içinde bizleri bir kenara alarak "Müftü efendi tıbben şu anda şokta olması gerekir. Bu kadar zinde görünmesi ve bu kadar rahat konuşabilmesi ancak ve ancak iman kuvvetiyle izah edilebilir. Evde Yapabileceğimiz bir şey yok, hastaneye götürmemiz lâzım.” dedi. Doktorun da yardım ve ricası üzerine, sabah namazını kıldıktan sonra olmak şartıyla, hastaneye gitmeye razı ettik. Yakutiye Araştırma Hastanesi’ne götürdük. Mesainin başlamasıyla birlikte kendisini tanıyan doktorlar, personel, şehirde duyan halk, hastaneye akın etmeye başladı. Ziyaret eden doktorlar bağlı olduğu kalp aletlerinden anladıklarına bakarak, yaptıkları sohbet ve her gelenle ayrı ayrı ilgilenmesine ve kendileriyle sohbet etmelerine bakarak, hayretlerini gizleyememektedirler. Hastanenin çok tanınmış bir profesör doktoru, durumunu görünce hayretler içinde bana dönerek “İbrahim Bey Hoca’mın bu halde konuşamaması gerekir. Kendisine söyleyin kendini çok yormasın.” Ben de siz söyleyin, dedim. Bunun üzerine kendilerine yaklaşarak “Hocam kendinizi çok yormayınız sadece kelimei tevhid ile meşgul olunuz.” demesi üzerine tebessüm ederek bana döndü Kürtçe “Bu ahmaka bak, ben elli senedir o kelimeye hizmet ediyorum. Bir saniye dahi o kelimeden gafil olabilir miyim?” dedi. (Şüphesiz ki Allah dostlarının; konuşurken de, iş yaparken de kalplerinin zikrullah ile meşgul olduğunu; irşad ehlinin de görevinin, Hakk'ı tebliğ etmek yani sohbet etmek olduğunu, bu görevlerini yaparak çene kapamayı da vazife bildiklerini, ancak ve ancak erbabı bilir.)

Bu sohbetlerden bir kaç saat sonra yani 13 Şubat 1985 saat 13.30’da sekeratının farkına bile varılmadan ruhunu Rahman’a teslim eyledi. Ertesi gün Erzurum Asri Kabristanında Amcası Taşkesenli Şeyh Muhammet Sırrı Efendi’nin türbesi yanına defnedildi. Cenâbı Hak şefaatlerine nail eylesin...

GÜLZÂR-I HÂCEGÂN DERGİSİ'NİN 2010 MAYIS SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR

 

gh logo           rahiask gri         rahiask logo             google play

Top
bursa escort , escort bursa , izmit escort , van escort